Karşılaştır Şuarâ Sûresi 2:
Bunlar, gerçekleri açıklayan apaçık kitabın âyetleridir.
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ﴿٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 3:
Rasûlüm! Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin. Hayır böyle yapma!
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ ﴿٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 4:
Biz dilesek onlara gökten bir mûcize indiririz de, onun karşısında ister istemez boyun büker, inanmak zorunda kalırlar.
اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ ﴿٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 5:
Fakat ne zaman kendilerine Rahmân’dan yeni bir öğüt, bir uyarı gelse, mutlaka hoşnutsuzluk içinde ondan yüz çevirirler.
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ ﴿٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 6:
Nitekim onlar Kur’an’ın uyarılarını da yalanladılar. Fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri, pek yakında kendilerine gelecektir.
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ﴿٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 7:
Peki bunlar, yeryüzüne bakıp hiç düşünmezler mi? Biz orada her güzel çiftten çeşit çeşit nice bitkiler yetiştirdik.
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ﴿٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 8:
Şüphesiz bunda ilâhî kudret ve azameti gösteren apaçık bir delil, bir işaret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 9:
Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 10:
Bir vakit Rabbin Mûsâ’ya nidâ etmiş, şöyle buyurmuştu: “Şu zâlim kavme git!”
وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ ﴿١٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 11:
“Firavun’un kavmine! Onlar hâlâ Allah’a karşı gelmekten sakınmayacaklar mı?”
قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ ﴿١١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 12:
Mûsâ şöyle karşılık verdi: “Rabbim! Doğrusu ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.”
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ ﴿١٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 13:
“Göğsüm daralıyor, dilim konuşamaz oluyor. Onun için, ne olur, Hârûn’u da peygamberlikle şereflendir.”
وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ ﴿١٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 14:
“Hem benim onlara karşı işlediğim bir suçum da var. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.”
وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ ﴿١٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 15:
Allah buyurdu ki: “Hayır, korkmayın! Sen ve Hârûn mûcizelerimizle ona gidin. Elbette biz de sizinle beraberiz ve olup biten her şeyi işitip takip etmekteyiz.”
قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ ﴿١٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 16:
“Gidin o Firavun’a ve şöyle deyin: «Biz Âlemlerin Rabbinin gönderdiği elçileriz.»”
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿١٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 17:
“«Artık İsrâiloğulları’nı serbest bırak, bizimle beraber gelsinler!»”
اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ﴿١٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 18:
Firavun şöyle dedi: “Öyle mi? Biz seni henüz yeni doğmuş bebekken bağrımıza basıp yanımızda büyütmedik mi? Ömrünün pek çok yıllarını bizim aramızda geçirmedin mi?”
قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يدًا وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ ﴿١٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 19:
“Sonunda yapacağını da yaptın; suçsuz yere bir cana kıydın. Sen nankörün tekisin!”
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ﴿١٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 20:
Mûsâ şöyle cevap verdi: “Evet o işi yaptım, ama sonunun ölüme varacağını bilmeden yaptım.”
قَالَ فَعَلْتُهَٓا اِذًا وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ ﴿٢٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 21:
“Sonra da sizden korktuğum için süratle aranızdan ayrıldım. Fakat Rabbim bana ilim ve hikmet verdi ve beni peygamberlerden kıldı.”
فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْمًا وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ﴿٢١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 22:
“İşte başıma kaktığın bu nimet, gerçekte bir iyilik değil, İsrâiloğulları’nı kul köle yapmış olmanın bir sonucuydu.”
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ﴿٢٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 23:
Firavun: “Sahi, şu bahsettiğin Âlemlerin Rabbi de neyin nesi?” diye sordu.
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٢٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 24:
Mûsâ: “O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten bir ilâhın varlığına inanmak istiyorsanız buna inanın.”
قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ﴿٢٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 25:
Firavun etrafında bulunanlara: “Bu adamın neler saçmaladığını duyuyorsunuz, değil mi?” dedi.
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ ﴿٢٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 26:
Mûsâ çekinmeden: “O, sizin de Rabbinizdir, önceki atalarınızın da Rabbidir” diye karşılık verdi.
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿٢٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 27:
Firavun yine etrafındakilere: “Size gönderilen şu sözde peygamberiniz var ya, gerçekten bir deli!” diye diretti.
قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ﴿٢٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 28:
Bu kez Mûsâ: “O, doğunun, batının ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer aklınızı çalıştırırsanız anlarsınız” diye cevap verdi.
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٢٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 29:
Firavun: “Bak, Mûsâ! Eğer benden başka birini ilâh edinirsen, seni mutlaka zindana tıkarım” dedi.
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهًا غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ ﴿٢٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 30:
Mûsâ: “Sana söylediklerimin doğruluğunu ispatlayan apaçık bir delil getirsem de mi?” diye karşılık verdi.
قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ ﴿٣٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 31:
Firavun: “Eğer doğru söylüyorsan, haydi getir onu da görelim!” dedi.
قَالَ فَأْتِ بِه۪ٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿٣١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 32:
Bunun üzerine Mûsâ asasını yere attı. Bir de ne görsünler, o her hâliyle kocaman bir ejderha kesilivermiş!
فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ ﴿٣٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 33:
Sağ elini de koynundan çıkardı; o da bakanların gözlerini kamaştıracak kadar parlak mı parlak oluvermiş!
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟ ﴿٣٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 34:
Firavun meseleyi etrafındaki ileri gelenlere sundu: “Bu gerçekten işini çok iyi bilen usta bir sihirbaz!”
قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ ﴿٣٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 35:
“Büyüsüyle sizi yerinizden yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu durumda ne tavsiye edersiniz?”
يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه۪ۗ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ ﴿٣٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 36:
Dediler ki: “Onu ve kardeşini burada bir süre alıkoy; şehirlere de tellâllar sal.”
قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ﴿٣٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 37:
“Ne kadar bilgili, usta sihirbaz varsa hepsini toplayıp sana getirsinler.”
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ ﴿٣٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 38:
Derken, dört bir yandan getirilen sihirbazlar, önceden kararlaştırılmış belli bir günde Mûsâ’yla karşılaşmak için bir araya toplandı.
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ ﴿٣٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 39:
Halka da: “Haydi, ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!” diye çağrı yapıldı.
وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ ﴿٣٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 40:
İleri gelenler de: “Umarız sihirbazlar gâlip gelirler de biz de onların yoluna uyarız” dediler.
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ ﴿٤٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 41:
Sihirbazlar Firavun’a gelip: “Eğer üstün gelen biz olursak, herhalde bize bir mükâfat verilir!” dediler.
فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ﴿٤١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 42:
“Evet, evet” dedi Firavun, “o zaman siz benim en yakınlarımdan, gözdelerimden olacaksınız.”
قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ﴿٤٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 43:
Müsâbaka başlayınca Mûsâ sihirbazlara: “Haydi, ne atacaksanız önce siz atın” dedi.
قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ ﴿٤٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 44:
Onlar da derhal iplerini ve değneklerini yere atıp: “Firavun’un gücü ve izzeti hakkı için, gâlip gelen kesinlikle biz olacağız, biz” dediler.
فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ ﴿٤٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 45:
Sonra da Mûsâ asâsını yere attı; bir de ne görsünler asâ, onların göz boyayıp uydurdukları şeyleri yalayıp yutuveriyor!
فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ ﴿٤٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 46:
Gerçeği farkeden sihirbazlar derhal secdeye kapandılar:
فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ ﴿٤٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 47:
“Şüphesiz biz Âlemlerin Rabbine iman ettik!”
قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٤٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 48:
“Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine!” dediler.
رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ﴿٤٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 49:
Firavun hiddetle: “Demek, ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Meğer size sihri öğreten ustanız oymuş! Ama size ne yapacağımı yakında bileceksiniz! Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi mutlaka asacağım!” diye bağırdı.
قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿٤٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 50:
Sihirbazlar: “Hiç önemi yok” dediler, “biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz.”
قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ﴿٥٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 51:
“Doğrusu biz, Mûsâ’ya inananların ilki olduğumuz için, umarız Rabbimiz hatalarımızı bağışlar.”
اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟ ﴿٥١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 52:
Biz Mûsâ’ya: “Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü Firavun ve ordusu arkadan mutlaka sizi takip edecekler” diye vahyettik.
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ ﴿٥٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 53:
Bu arada Firavun asker toplamak üzere bütün şehirlere tellâllar saldı.
فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ ﴿٥٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 54:
Halkı kışkırtmak için de şöyle seslendi: “Şu İsrâiloğulları bölük pörçük, üç beş çapulcudan ibarettir.”
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ ﴿٥٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 55:
“Fakat boylarına poslarına bakmadan bizi öfkelendiriyorlar.”
وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَٓائِظُونَۙ ﴿٥٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 56:
“Ama biz de tedbirli, hazırlıklı büyük bir topluluğuz.”
وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ ﴿٥٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 57:
Böylece biz onları, İsrâiloğulları’nın peşine düşürerek o çok güzel bağlardan, bahçelerden, akıp giden su kaynaklarından sürüp çıkardık.
فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ﴿٥٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 58:
Onca hazinelerden, servetlerden, kendilerince çok değerli o yüksek makam ve mevkilerden de…
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ﴿٥٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 59:
Her şey işte böyle oldu. Sonunda, benzer büyük nimetleri İsrâiloğulları’na bahşettik.
كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ﴿٥٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 60:
Derken Firavun ve ordusu güneş doğup ortalığı aydınlatırken onlara yetişti.
فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ ﴿٦٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 61:
İki topluluk birbirini görecek kadar yaklaşınca, Mûsâ’nın beraberindekiler: “Eyvâh! Yakalandık!” dediler.
فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ ﴿٦١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 62:
Mûsâ: “Hayır, korkmayın!” dedi, “Rabbim elbette benimledir. Bana kurtuluş yolunu mutlaka gösterecektir.”
قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ﴿٦٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 63:
Biz de Mûsâ’ya: “Asân ile denize vur!” diye emrettik. Mûsâ vurur vurmaz deniz yarıldı, on iki yol açıldı, öyle ki koridor gibi açılan yolların iki yanındaki sular birer büyük dağ gibi yığıldı.
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٦٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 64:
Firavun ve ordusunu da oraya yaklaştırdık.
وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ ﴿٦٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 65:
Mûsâ’yı ve beraberinde bulunan herkesi kurtardık.
وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ ﴿٦٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 66:
Ardından diğerlerini suda boğduk.
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ ﴿٦٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 67:
Şüphesiz bunda ilâhî kudret ve azameti gösteren apaçık bir delil, bir işaret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٦٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 68:
Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿٦٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 69:
Rasûlüm! Onlara İbrâhim’in kıssasını da anlat.
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ ﴿٦٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 70:
Hani o babasına ve kavmine: “Nedir bu taptıklarınız böyle?” diye sordu.
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ ﴿٧٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 71:
Onlar da: “Bir takım putlara tapıyoruz; onlara tapmaya da devam edeceğiz” diye karşılık verdiler.
قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ ﴿٧١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 72:
İbrâhim: “Peki ama” dedi, “siz kendilerine yalvardığınızda onlar sizi duyabiliyorlar mı?”
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ ﴿٧٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 73:
“Yahut size bir fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?”
اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ ﴿٧٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 74:
“Hayır” dediler, “fakat biz atalarımızın da böyle yaptığını gördük ve bunu benimsedik.”
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ﴿٧٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 75:
İbrâhim şunları söyledi: “Öyle de, nelere taptığınıza şöyle bir bakmaz mısınız?”
قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ﴿٧٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 76:
“Sizin ve eskiden beri atalarınızın tapageldiği şeylere?”
اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ ﴿٧٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 77:
“Şunu bilin ki, onlar benim düşmanımdır. Ancak Âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur:”
فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٧٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 78:
“Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O’dur.”
اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ ﴿٧٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 79:
“Beni yedirip içiren O’dur.”
وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ ﴿٧٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 80:
“Hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur.”
وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ ﴿٨٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 81:
“Beni öldürecek, sonra yeniden diriltecek olan O’dur.”
وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ ﴿٨١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 82:
“Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da yine O’dur.”
وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٨٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 83:
“Rabbim! Bana ilim ve hikmet ver; beni sâlihler kullarının arasına ilhak eyle!”
رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ ﴿٨٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 84:
“Bana gelecek nesiller arasında doğrulukla ve hayırla anılmayı nasip et!”
وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ ﴿٨٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 85:
“Beni, içinde ebedî nimetlerin kaynadığı cennetin vârislerinden kıl!”
وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ ﴿٨٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 86:
“Baba mı da bağışla; çünkü o yolunu şaşıranlar arasında.”
وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ﴿٨٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 87:
“İnsanların diriltilecekleri gün beni rezil rüsvâ eyleme!”
وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ ﴿٨٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 88:
“O gün ne mal fayda verir, ne de evlat.”
يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ﴿٨٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 89:
“Ancak Allah’ın huzuruna tertemiz bir kalple gelenler kurtulur!”
اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ ﴿٨٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 90:
O gün cennet, kalpleri Allah’a saygı ile dopdolu olup günahlardan sakınanlara yaklaştırılacak.
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ ﴿٩٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 91:
Cehennem de tüm korkunçluğu ile azgınların karşısına çıkarılacak.
وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ ﴿٩١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 92:
Onlara şöyle seslenilecek: “Nerede o dünyadayken taptıklarınız,”
وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ﴿٩٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 93:
“Allah’tan başka? Şimdi size yardım edebiliyorlar mı? Veya en azından kendilerine olsun faydaları var mı?”
مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ ﴿٩٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 94:
Ardından hem putlar, hem de onlara tapan azgınlar tepetaklak cehenneme atılacaklar.
فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ ﴿٩٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 95:
İblîs’in bütün orduları da.
وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ ﴿٩٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 96:
Orada birbirlerini suçlayarak diyecekler ki:
قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ ﴿٩٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 97:
“Allah’a yemin olsun ki biz dünyada gerçekten apaçık bir sapıklık içinde imişiz.”
تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ ﴿٩٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 98:
“Çünkü sizi Âlemlerin Rabbiyle aynı seviyede tutuyorduk.”
اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٩٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 99:
“ Bizi de yoldan çıkaranlar, şu o azgın kâfirlerden başkası değildir.”
وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ ﴿٩٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 100:
“Ama şimdi ne bir şefaatçimiz var bizim.”
فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ ﴿١٠٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 101:
“Ne de candan bir dostumuz.”
وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ ﴿١٠١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 102:
“Âh, keşke dünyaya tekrar dönebilsek de, mü’minlerden olsak!”
فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١٠٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 103:
Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٠٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 104:
Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٠٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 105:
Nûh kavmi de peygamberleri yalanladı.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٠٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 106:
Kardeşleri Nûh onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız ?”
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٠٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 107:
“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٠٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 108:
“O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٠٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 109:
“Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ ﴿١٠٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 110:
“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ ﴿١١٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 111:
Onlar da: “Senin peşinden gelenler toplumun en bayağı kimseleri iken, bizim sana inanmamızı nasıl beklersin?” dediler.
قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ ﴿١١١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 112:
Nûh şunları söyledi: “Onların geçmişte neler yaptıklarına dâir benim bir bilgim yoktur.”
قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ﴿١١٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 113:
“Onların hesâbı yalnızca Rabbime aittir; biraz insafla düşünseniz bunu anlarsınız.”
اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ ﴿١١٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 114:
“Ben mü’minleri yanımdan kovacak da değilim.”
وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ﴿١١٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 115:
“Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ ﴿١١٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 116:
Dediler ki: “Ey Nûh! Eğer bu dâvandan vazgeçmezsen mutlaka taşlanarak öldürüleceksin!”
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ ﴿١١٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 117:
Sonunda Nûh Allah’a şöyle yalvardı: “Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladı.”
قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ ﴿١١٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 118:
“Artık benimle onlar arasında hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar!”
فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١١٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 119:
Bunun üzerine biz de onu ve onunla beraber bulunanları dolu bir gemide taşıyarak kurtardık.
فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ ﴿١١٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 120:
Sonra da geride kalan bütün inkârcıları suda boğduk.
ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ ﴿١٢٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 121:
Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٢١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 122:
Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٢٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 123:
Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.
كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٢٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 124:
Kardeşleri Hûd onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٢٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 125:
“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٢٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 126:
“O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٢٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 127:
“Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٢٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 128:
“Siz, böyle gösteriş ve eğlence olsun diye, her tepeye anıt gibi binalar dikip duracak mısınız?”
اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ ﴿١٢٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 129:
“Kendiniz için de, dünyada ebedî kalacakmış gibi hep böyle sağlam köşkler, kaleler mi inşa edeceksiniz?”
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ ﴿١٢٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 130:
“Mazlum ve biçâre insanları elinize geçirdiğiniz zaman, onlara hep böyle acımasız zorbalar gibi mi davranacaksınız?”
وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ ﴿١٣٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 131:
“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٣١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 132:
“Öyle bir zattan korkun ki, bildiğiniz bunca nimetleri size verdi.”
وَاتَّقُوا الَّذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ ﴿١٣٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 133:
“Size sağmal hayvanlar, oğullar bahşetti.”
اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ ﴿١٣٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 134:
“Bağlar, bahçeler ve akıp duran kaynaklar ihsân etti.”
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ﴿١٣٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 135:
“Doğrusu ben sizin adınıza, dehşet verici büyük bir günün azabından korkarım.”
اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ ﴿١٣٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 136:
Şöyle karşılık verdiler: “Sen öğüt versen de vermesen de bizim için farketmez. Bildiğimizden vazgeçmeyiz!”
قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ ﴿١٣٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 137:
“Çünkü bizim tuttuğumuz bu yol, öteden beri atalarımızın takip ettiği âdetlerinden başka bir şey değildir.”
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿١٣٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 138:
“Bu sebeple biz, öğle dediğin gibi, cezalandırılacak falan da değiliz.”
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَۚ ﴿١٣٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 139:
Bedbaht kavim böylece Hûd’u yalanladılar da biz de onları helâk ettik. Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٣٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 140:
Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٤٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 141:
Semûd kavmi de peygamberleri yalanladı.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٤١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 142:
Kardeşleri Sâlih onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٤٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 143:
“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٤٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 144:
“O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٤٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 145:
“Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٤٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 146:
“Siz burada hep güven içinde kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?”
اَتُتْرَكُونَ ف۪ي مَا هٰهُنَٓا اٰمِن۪ينَۙ ﴿١٤٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 147:
“Bağların, bahçelerin içinde, akan pınarların başında.”
ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ﴿١٤٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 148:
“Ekili tarlaların ve meyveleri olgunlaşmış, yüklü salkımlarıyla dalları kırılacak derecede sarkmış gönül alıcı hurmalıklar arasında.”
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَض۪يمٌۚ ﴿١٤٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 149:
“Böyle sandığınız için mi, şımarık kimseler olarak dağlardan büyük bir ustalıkla görkemli evler yontuyorsunuz?”
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِه۪ينَۚ ﴿١٤٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 150:
“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٥٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 151:
“Sakın, o her işi aşırılık olanların isteklerine uymayın.”
وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ ﴿١٥١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 152:
“İşi gücü dünyada bozgunculuk çıkarmak olan ve fakat düzeltme adına hiçbir şey yapmayan o kimselerin…”
اَلَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ﴿١٥٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 153:
Onlar şöyle karşılık verdiler: “Sen gerçekten iyice büyülenmiş birisin.”
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۚ ﴿١٥٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 154:
“Sen de ancak bizim gibi ölümlü bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mûcize getir de görelim!”
مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَأْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿١٥٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 155:
Sâlih dedi ki: “İstediğiniz mûcize işte şu dişi devedir. Kuyudan su içme hakkı bir gün onun, belli bir gün de sizindir.”
قَالَ هٰذِه۪ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ ﴿١٥٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 156:
“Sakın ona bir kötülük yapmayın; yoksa büyük bir günün azabı sizi kıskıvrak yakalayıverir!”
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ﴿١٥٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 157:
Derken onlar deveyi boğazladılar; ne var ki çok geçmeden yaptıklarına pişman oldular.
فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِم۪ينَۙ ﴿١٥٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 158:
Çünkü azap onları yakalayıvermişti. Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٥٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 159:
Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٥٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 160:
Lût kavmi de peygamberleri yalanladı.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٦٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 161:
Kardeşleri Lût onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٦١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 162:
“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٦٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 163:
“O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٦٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 164:
“Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٦٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 165:
“İnsanlar içinde böyle göz göre göre erkeklere mi şehvetle yaklaşıyorsunuz?”
اَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿١٦٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 166:
“Rabbinizin sizin için yaratıp helâl kıldığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Gerçekten siz haddi aşan bir gürûhsunuz.”
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ ﴿١٦٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 167:
Onlar: “Ey Lût!” dediler, “Eğer işimize karışmaktan vazgeçmezsen kesinlikle sen yurdumuzdan sürülüp çıkarılacaksın!”
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَج۪ينَ ﴿١٦٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 168:
Lût onlara: “Şüphesiz ben, yaptığınız bu işten nefret ediyorum” dedi.
قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ ﴿١٦٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 169:
Ardından da: “Rabbim! Beni ve âilemi bunların yaptıklarından kurtar!” diye yalvardı.
رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ ﴿١٦٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 170:
Biz de onu ve bütün ailesini kurtardık.
فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿١٧٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 171:
Sadece Lût’un yaşlı karısı helâk olanlar arsında kaldı.
اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَۚ ﴿١٧١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 172:
Ardından, diğerlerini toptan imhâ ettik.
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَۚ ﴿١٧٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 173:
Üzerlerine öyle müthiş bir taş yağmuru yağdırdık ki sorma! Uyarılıp da doğru yola gelmeyenlerin yağmuru, gerçekten ne fenâ bir yağmur oldu.
وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ ﴿١٧٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 174:
Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٧٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 175:
Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٧٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 176:
Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
كَذَّبَ اَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٧٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 177:
Şuayb onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız?”
اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٧٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 178:
“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٧٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 179:
“O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٧٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 180:
“Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٨٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 181:
“Ölçeği tam yapın. Eksik ölçerek başkalarına zarar verenlerden olmayın.”
اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ ﴿١٨١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 182:
“Tarttığınızda da doğru terazi ile tartın.”
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۚ ﴿١٨٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 183:
“İnsanların mallarını eksilterek, onları haklarından mahrum etmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ ﴿١٨٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 184:
“Sizi de, sizden önceki nesilleri de yaratan Allah’tan korkun!”
وَاتَّقُوا الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّل۪ينَۜ ﴿١٨٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 185:
Dediler ki: “Sen gerçekten büyülenmiş birisin.”
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۙ ﴿١٨٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 186:
“Sen de ancak bizim gibi ölümlü bir insansın. Biz senin kesinlikle yalancı biri olduğuna inanıyoruz.”
وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ ﴿١٨٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 187:
“Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi üzerimize göğü parça parça düşür!”
فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَۜ ﴿١٨٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 188:
Şuayb: “Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi biliyor” dedi.
قَالَ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿١٨٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 189:
Hâsılı onlar Şuayb’ı yalanlamayı sürdürdüler. Derken, etrafı kapkara bulutların kapladığı o günde bir felâket onları yakalayıverdi. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi.
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ﴿١٨٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 190:
Şüphesiz bütün bu olup bitenlerde pek büyük bir ibret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٩٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 191:
Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٩١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 192:
Şüphesiz bu Kur’an, Âlemlerin Rabbi Allah tarafından indirilen bir kitaptır.
وَاِنَّهُ لَتَنْز۪يلُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٩٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 193:
Onu Rûhu’l-Emîn indiriyor,
نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ ﴿١٩٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 194:
Senin kalbine. Uyarıcılardan olasın diye.
عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ ﴿١٩٤﴾
بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُب۪ينٍۜ ﴿١٩٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 196:
Onun ineceğinden, önceki ümmetlerin kitaplarında da bahsedilmiştir.
وَاِنَّهُ لَف۪ي زُبُرِ الْاَوَّل۪ينَ ﴿١٩٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 197:
Bu gerçeği İsrâiloğulları âlimlerinin bilmesi, müşrikler için yeterli bir delil teşkil etmez mi?
اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ﴿١٩٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 198:
Biz Kur’an’ı Arap olmayan birine indirseydik,
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَم۪ينَۙ ﴿١٩٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 199:
O da bunu kendilerine okusaydı, yine de bir bahane bulup ona inanmazlardı.
فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ مُؤْمِن۪ينَۜ ﴿١٩٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 200:
İşte biz inkârı, kendi tercihlerine binâen kâfirlerin kalplerine böyle yerleştirmişizdir.
كَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۜ ﴿٢٠٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 201:
Artık onlar can yakıcı azabı görünceye kadar ona inanmayacaklardır.
لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۙ ﴿٢٠١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 202:
Bu azap onlara, hiç beklemedikleri bir anda anısızın gelip çatacaktır.
فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ﴿٢٠٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 203:
O zaman da: “Acaba inanıp kendimizi düzeltmemiz için bize bir fırsat daha verilmez mi?” diyeceklerdir.
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَۜ ﴿٢٠٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 204:
Şimdi, onlar hâlâ azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?
اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ﴿٢٠٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 205:
Düşün bir kere, biz onları yıllarca yaşatıp nimetlendirsek,
اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِن۪ينَۙ ﴿٢٠٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 206:
Sonra da tehdit edildikleri azap başlarına gelse,
ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَۙ ﴿٢٠٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 207:
Onca zaman yaşayıp nimetlenmeleri kendilerine ne fayda sağlayabilir?
مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ ﴿٢٠٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 208:
Biz hiçbir toplumu, kendilerine uyarıcılar gönderip de azabımızla uıyarmadıkça helâk etmedik.
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ ﴿٢٠٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 209:
Onlara öğüt verilmiş, hatırlatma yapılmıştır. Biz kimseye haksızlık yapmayız.
ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ﴿٢٠٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 210:
Bu Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاط۪ينُ ﴿٢١٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 211:
Bu onların yapabileceği bir iş değildir; isteseler de buna güçleri yetmez.
وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُمْ وَمَا يَسْتَط۪يعُونَۜ ﴿٢١١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 212:
Çünkü onlar vahyi dinlemekten tamâmen menedilmişlerdir.
اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَۜ ﴿٢١٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 213:
Öyleyse sakın Allah’tan başka bir ilâha yalvarıp yakarma! Yoksa azaba uğrayanlardan olursun!
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ ﴿٢١٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 214:
Rasûlüm! Önce en yakın akrabanı uyar.
وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ ﴿٢١٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 215:
Sana tâbi olan mü’minlere şefkat ve merhamet kanatlarını ger.
وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ﴿٢١٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 216:
Şâyet sana karşı gelirlerse, “Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim” de.
فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَۚ ﴿٢١٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 217:
Sonsuz kudreti ve merhamet sahibi Allah’a güvenip dayan.
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٢١٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 218:
O ki, sen namaz için, tebliğ için kıyâm ettiğin zaman seni görüyor.
اَلَّذ۪ي يَرٰيكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ ﴿٢١٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 219:
Secde edenler arasında dolaşmanı, halden hâle girmeni de görüyor.
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِد۪ينَ ﴿٢١٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 220:
Çünkü her şeyi hakkıyla işiten ve her şeyi en iyi bilen O’dur.
اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿٢٢٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 221:
Şeytanların kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?
هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ ﴿٢٢١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 222:
Onlar yalan ve iftirâya düşkün, çok günahkâr kimselerin üzerine inerler.
تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ﴿٢٢٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 223:
Böyleleri zâten hep şeytanların aldatıcı vesveselerine kulak verirler. Onların çoğu başkalarına da yalan söylerler.
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ ﴿٢٢٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 224:
Şâirlere gelince, onlara yoldan çıkmış azgınlar tâbi olur.
وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ ﴿٢٢٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 225:
Görmez misin şâirler, her vâdide, sözcüklerin ve hayallerin peşinde şaşkın şaşkın dolaşırlar.
اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ ﴿٢٢٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 226:
Hem de yapmadıkları ve yapmayacakları şeyleri söylerler.
وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَۙ ﴿٢٢٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 227:
Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler, Allah’ı çok çok zikredenler ve herhangi bir zulme maruz kaldıklarında şiirleriyle haklarını savunanlar bu hükmün dışındadır. Zulmedenler ise, nasıl her şeyi değiştirecek bir inkılâp ile sarsılıp devrileceklerini yakında bileceklerdir.
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُواۜ وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ ﴿٢٢٧﴾