Karşılaştır Şuarâ Sûresi 2:
Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ﴿٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 3:
(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ ﴿٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 4:
Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.
اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ ﴿٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 5:
Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ ﴿٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 6:
Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ﴿٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 7:
Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ﴿٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 8:
Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 9:
Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 10:
Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.
وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ ﴿١٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 11:
"Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"
قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ ﴿١١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 12:
(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ ﴿١٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 13:
"Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."
وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ ﴿١٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 14:
"Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."
وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ ﴿١٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 15:
(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."
قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ ﴿١٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 16:
"Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿١٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 17:
İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."
اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ﴿١٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 18:
"Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يدًا وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ ﴿١٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 19:
"Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ﴿١٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 20:
Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."
قَالَ فَعَلْتُهَٓا اِذًا وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ ﴿٢٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 21:
"Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."
فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْمًا وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ﴿٢١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 22:
"O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ﴿٢٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 23:
Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٢٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 24:
Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."
قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ ﴿٢٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 25:
(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ ﴿٢٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 26:
Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿٢٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 27:
(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ﴿٢٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 28:
Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٢٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 29:
Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهًا غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ ﴿٢٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 30:
Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ ﴿٣٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 31:
Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.
قَالَ فَأْتِ بِه۪ٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿٣١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 32:
Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.
فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ ﴿٣٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 33:
Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟ ﴿٣٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 34:
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"
قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ ﴿٣٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 35:
"Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"
يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه۪ۗ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ ﴿٣٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 36:
Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."
قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ﴿٣٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 37:
"Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ ﴿٣٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 38:
Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ ﴿٣٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 39:
Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.
وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ ﴿٣٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 40:
"Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ ﴿٤٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 41:
Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.
فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ﴿٤١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 42:
Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ﴿٤٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 43:
Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.
قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ ﴿٤٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 44:
Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.
فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ ﴿٤٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 45:
Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!
فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ ﴿٤٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 46:
Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ ﴿٤٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 47:
"İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "
قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٤٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 48:
"Musa ve Harun'un Rabbine!"
رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ﴿٤٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 49:
Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"
قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿٤٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 50:
"Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."
قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ﴿٥٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 51:
"Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"
اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟ ﴿٥١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 52:
Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ ﴿٥٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 53:
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ ﴿٥٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 54:
"Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ ﴿٥٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 55:
"(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "
وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَٓائِظُونَۙ ﴿٥٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 56:
"Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)
وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ ﴿٥٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 57:
Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,
فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ﴿٥٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 58:
Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ﴿٥٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 59:
Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.
كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ ﴿٥٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 60:
Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.
فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ ﴿٦٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 61:
İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.
فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ ﴿٦١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 62:
Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."
قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ﴿٦٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 63:
Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿٦٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 64:
Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.
وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ ﴿٦٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 65:
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,
وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ ﴿٦٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 66:
Sonra da ötekileri suda boğduk.
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ ﴿٦٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 67:
Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٦٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 68:
Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿٦٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 69:
(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ ﴿٦٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 70:
Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ ﴿٧٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 71:
"Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.
قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ ﴿٧١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 72:
İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ ﴿٧٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 73:
"Veya size fayda veya zararları olur mu?"
اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ ﴿٧٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 74:
"Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ﴿٧٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 75:
75,76. İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ﴿٧٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 76:
75,76. İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"
اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ ﴿٧٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 77:
"Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"
فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٧٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 78:
"O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"
اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ ﴿٧٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 79:
"Beni yediren, içirendir,"
وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ ﴿٧٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 80:
"Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."
وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ ﴿٨٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 81:
"O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "
وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ ﴿٨١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 82:
"Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."
وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٨٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 83:
"Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."
رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ ﴿٨٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 84:
"Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"
وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ ﴿٨٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 85:
"Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"
وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ ﴿٨٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 86:
"Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "
وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ﴿٨٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 87:
"(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."
وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ ﴿٨٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 88:
"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"
يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ ﴿٨٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 89:
"Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."
اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ ﴿٨٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 90:
(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ ﴿٩٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 91:
Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ ﴿٩١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 92:
92,93. Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ﴿٩٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 93:
92,93. Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ ﴿٩٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 94:
Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ ﴿٩٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 95:
Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ ﴿٩٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 96:
Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:
قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ ﴿٩٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 97:
"Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ ﴿٩٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 98:
"Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."
اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٩٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 99:
"Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."
وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ ﴿٩٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 100:
"Bak bizim için ne şefaatçiler var,"
فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ ﴿١٠٠﴾
وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ ﴿١٠١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 102:
"Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."
فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١٠٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 103:
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٠٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 104:
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٠٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 105:
Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٠٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 106:
Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٠٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 107:
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٠٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 108:
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٠٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 109:
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ ﴿١٠٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 110:
"Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ ﴿١١٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 111:
"Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"
قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ ﴿١١١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 112:
Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ﴿١١٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 113:
"Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"
اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ ﴿١١٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 114:
"Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."
وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ﴿١١٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 115:
"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ ﴿١١٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 116:
Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ ﴿١١٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 117:
Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."
قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ ﴿١١٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 118:
"Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١١٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 119:
Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ ﴿١١٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 120:
Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ ﴿١٢٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 121:
Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٢١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 122:
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٢٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 123:
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٢٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 124:
Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٢٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 125:
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٢٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 126:
"Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٢٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 127:
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٢٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 128:
"Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"
اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ ﴿١٢٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 129:
"Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ ﴿١٢٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 130:
"Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."
وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ ﴿١٣٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 131:
"Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٣١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 132:
"O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"
وَاتَّقُوا الَّذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ ﴿١٣٢﴾
اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ ﴿١٣٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 134:
"Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ ﴿١٣٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 135:
"Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."
اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ ﴿١٣٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 136:
"Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."
قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ ﴿١٣٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 137:
"Bu sırf eskilerin âdetidir."
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿١٣٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 138:
"Biz azaba uğratılacak da değiliz."
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَۚ ﴿١٣٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 139:
Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٣٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 140:
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٤٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 141:
Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٤١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 142:
Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٤٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 143:
"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٤٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 144:
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٤٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 145:
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٤٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 146:
"Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
اَتُتْرَكُونَ ف۪ي مَا هٰهُنَٓا اٰمِن۪ينَۙ ﴿١٤٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 147:
"Bahçelerin, pınarların içinde,"
ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ﴿١٤٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 148:
"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَض۪يمٌۚ ﴿١٤٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 149:
Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِه۪ينَۚ ﴿١٤٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 150:
"Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٥٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 151:
151,152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ ﴿١٥١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 152:
151,152. "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
اَلَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ﴿١٥٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 153:
"Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۚ ﴿١٥٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 154:
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."
مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَأْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ﴿١٥٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 155:
Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.
قَالَ هٰذِه۪ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ ﴿١٥٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 156:
"Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ﴿١٥٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 157:
Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.
فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِم۪ينَۙ ﴿١٥٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 158:
Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٥٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 159:
Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٥٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 160:
Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٦٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 161:
Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٦١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 162:
"Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٦٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 163:
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٦٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 164:
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٦٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 165:
"İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"
اَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿١٦٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 166:
"Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ ﴿١٦٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 167:
Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَج۪ينَ ﴿١٦٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 168:
Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."
قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ ﴿١٦٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 169:
"Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."
رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ ﴿١٦٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 170:
Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,
فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿١٧٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 171:
Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.
اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَۚ ﴿١٧١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 172:
Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَۚ ﴿١٧٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 173:
Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!
وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ ﴿١٧٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 174:
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٧٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 175:
Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٧٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 176:
Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.
كَذَّبَ اَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٧٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 177:
Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٧٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 178:
"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٧٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 179:
"Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٧٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 180:
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٨٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 181:
"Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."
اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ ﴿١٨١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 182:
"Ve doğru terazi ile tartın."
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۚ ﴿١٨٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 183:
"Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ ﴿١٨٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 184:
"O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."
وَاتَّقُوا الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّل۪ينَۜ ﴿١٨٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 185:
Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۙ ﴿١٨٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 186:
"Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."
وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ ﴿١٨٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 187:
"Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."
فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَۜ ﴿١٨٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 188:
Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
قَالَ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿١٨٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 189:
Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ﴿١٨٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 190:
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿١٩٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 191:
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٩١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 192:
Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
وَاِنَّهُ لَتَنْز۪يلُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿١٩٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 193:
(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi;
نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ ﴿١٩٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 194:
Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;
عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ ﴿١٩٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 195:
Açık parlak bir Arapça lisan ile.
بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُب۪ينٍۜ ﴿١٩٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 196:
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.
وَاِنَّهُ لَف۪ي زُبُرِ الْاَوَّل۪ينَ ﴿١٩٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 197:
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?
اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ ﴿١٩٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 198:
198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَم۪ينَۙ ﴿١٩٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 199:
198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ مُؤْمِن۪ينَۜ ﴿١٩٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 200:
200,201. Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
كَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۜ ﴿٢٠٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 201:
200,201. Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۙ ﴿٢٠١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 202:
İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ﴿٢٠٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 203:
O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...diyeceklerdir.
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَۜ ﴿٢٠٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 204:
(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.
اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ﴿٢٠٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 205:
Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,
اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِن۪ينَۙ ﴿٢٠٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 206:
Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَۙ ﴿٢٠٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 207:
O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.
مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ ﴿٢٠٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 208:
Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ ﴿٢٠٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 209:
(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.
ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ﴿٢٠٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 210:
Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاط۪ينُ ﴿٢١٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 211:
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.
وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُمْ وَمَا يَسْتَط۪يعُونَۜ ﴿٢١١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 212:
Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَۜ ﴿٢١٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 213:
O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ ﴿٢١٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 214:
(Önce) en yakın hısımlarını uyar.
وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ ﴿٢١٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 215:
Ve sana uyan müminlere kanadını indir.
وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ﴿٢١٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 216:
Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."
فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَۚ ﴿٢١٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 217:
Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٢١٧﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 218:
O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
اَلَّذ۪ي يَرٰيكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ ﴿٢١٨﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 219:
Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِد۪ينَ ﴿٢١٩﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 220:
Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿٢٢٠﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 221:
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ ﴿٢٢١﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 222:
Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.
تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ﴿٢٢٢﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 223:
Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ ﴿٢٢٣﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 224:
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.
وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ ﴿٢٢٤﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 225:
225,226. Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ ﴿٢٢٥﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 226:
225,226. Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَۙ ﴿٢٢٦﴾
Karşılaştır Şuarâ Sûresi 227:
Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُواۜ وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ ﴿٢٢٧﴾