TEFSİR:
Allah’tan
korkup günahlardan sakınarak güzel bir kulluk yaşayanların, dünyadaki
dostlukları âhirette de devam edecektir. Fakat sırf dünya menfaati için dost
olanlar, ana, baba, kardeş bile olsalar orada birbirine düşman olacak,
birbirinden kaçacaklardır. (bk. Abese 80/34-36)
Sadece
dünya ve dünyalık için dostluğu mâhiyetini ve acı sonucunu şu misal ne güzel
anlatır:
Bir
gün Mevlânâ Hazretleri ve bazı dostları gezmeye çıkmışlardı. Biraz ilerleyince
bir viraneye geldiler. Orada birkaç köpek birbirleriyle sarmaş dolaş olmuş
uyuyorlardı. Siraceddin Tatarî:
“–Bu
biçareler arasında ne güzel bir birlik vardır, ne güzel uyuyorlar ve
birbirleriyle ne kadar da güzel sarmaş dolaş olmuşlar!” dedi. Bunun üzerine
Mevlânâ:
“–Ey
Siraceddin! Eğer bunların arasındaki dostluğu ve birliği anlamak istiyorsan,
onların aralarına bir leş veya bir parça ciğer atıver. O zaman bu dostluğun
nasıl bir dostluk olduğunu görürsün.
İşte
şu gördüğün dünya ehli ve dünya malına tapanların aralarındaki dostluk da
böyledir. Aralarında bir menfaat ve karşılık olmadıkça birbirlerinin
dostudurlar; fakat değersiz bir dünyalık araya girince nice senelik nâmus ve
şereflerini havaya atarlar ve aralarındaki tuz ekmek hakkını bir tarafa
bırakırlar. Dolayıısyla nifak ehlinin zahiren şa’şaalı gözüken dostluklarının
gerçekte bir kıymeti yoktur. Az önce verilen köpek misalinde olduğu gibi!”
(Ahmet Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, I, 235)
Verilen
örnekten de anlaşılacağı üzere kâfirlerin dostlukları bir fayda sağlamazken
Cenâb-ı Hak, dünyadayken âyetlerine iman eden, onlara teslim olan ve Allah için
birbirine dost olan o müttakî kulları, eşleriyle, aileleriyle birlikte
cennetlere yerleştirecek, onları muhteşem bir şekilde ağırlayacak ve şânına
yaraşır şekilde emsalsiz ikram ve ihsanlarda bulunacaktır. Cennetlikler
canlarının çektiği her şeyi orada hazır bulacaklardır.
Resûlullah
(s.a.s.) şöyle buyurur: “Şüphesiz cennetlikler orada yemek yerler ve
içerler. Fakat ne tükürürler, ne küçük abdest bozarlar, ne büyük abdest
bozarlar, ne de sümkürürler.” Orada bulunanlar: “Peki yedikleri ne olacak,
nereye gidecek” diye sorunca da şöyle buyurur: “Geğirecekler ve yedikleri
miski andırır şekilde derilerinden sızacaktır. Onlara nefes almaları ilham
edildiği gibi tesbih, tahmid ve tekbir[1]
getirmeleri ilham olunacaktır.” (Müslim, Cennet 18)
İstenilen
her şeyin orada olmasıyla alakalı şu rivayet ne güzeldir:
Bir
adam Peygamber (s.a.s.)’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! Cennette at var mı?” diye sordu
Efendimiz (s.a.s.): “Allah seni cennete girdirirse, orada kırmızı yakuttan
yapılmış ve cennette istediğin yere uçarak seni götüren bir atın üzerinde
taşınmak ister misin?” buyurdu. Bureyde dedi ki: Yine bir adam: “Ey
Allah’ın Rasûlü! Acaba cennette deve var mıdır?” diye sordu. Allah Resûlü
(s.a.s.) ona diğerine söylediğinin benzerini söylemedi, şöyle buyurdu: “Allah
seni cennete girdirecek olursa, senin orada canının çektiği ve gözünün lezzet
aldığı her şey olacaktır.” (Tirmizî, Cennet 11)
“Gözlerin
zevk aldığı şey” cennetin göze hitap eden nimetleri olabilir. Bunların en
zirvesi ise şüphesiz Allah Teâlâ’nın cemâlini seyretmektir.
İnkâra saplanıp günah bataklıklarında dolaşanların
hazin âkibetine gelince:
[1]
Tesbîh: سُبْحَانَ
اللّٰهِ (sübhânellâh), سُبْحَانَ اللّٰهِ وَ بِحَمْدِه۪
(sübhânellâh ve bi hamdih) gibi zikirlerle Allah Teâlâ’yı tüm ortaklardan ve
noksan sıfatlardan pak ve uzak tutmaktır. Tahmîd:اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ
(elhamdulillâh) gibi
sözlerle Allah’a hamdetmek, O’nu övüp yüceltmektir. Tekbîr. اَللّٰهُ
اَكْبَرُ (Allahu ekber) diyerek Allah’ın en
büyük olduğunu ilan etmektir.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri