Şuarâ Sûresi 105-115. Ayet Tefsiri


105-115 / 227


Şuarâ Sûresi Hakkında

Şuarâ sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 224-227. âyetlerin Medine’de indiği söylenir. 227 âyettir. İsmini 224. âyette geçen ve “şâirler” mânasına gelen اَلشُّعَرَاءُ (şuarâ) kelimesinden alır. Sûrenin ayrıca “Tâ. Sîn. Mîm” ve birkaç peygamberin kıssasını ihtivâ etmesi sebebiyle الجامعة (Câmia) isimleri de vardır. Resmî sıralamada 26, iniş sırasına göre 47. sûredir.  

Şuarâ Sûresi Konusu

Furkan sûresinde yer alan “inzâr: Allah’ın azabıyla tehdit ve uyarı”, bu sûrede peygamber kıssalarından verilen muşahhas misallerle genişçe izah edilerek, İslâm’ı tüm yönleriyle bir hayat nizamı hâlinde tebliğ ve tatbik edip yerleştirmeye çalışan Resûlullah (s.a.s.) teselli buyrulur. Bu gâyeye matuf olarak yedi peygamber kıssası anlatılır. Bahsi geçen peygamberlerin gerçek peygamber olması gibi, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in de gerçek peygamber, ona indirilen kitabın da Allah kelâmı gerçek bir Kur’an olduğu haber verilir. Allah Teâlâ’nın varlık âlemine yerleştirdiği kevnî âyetler, önceki peygamberlerin gösterdiği mûcizeler, kavimlerinin başına inen ilâhî kahır tecellîleri ve bizzat Kur’ân-ı Kerîm’in mûcizevî yapısı bu hakîkatin şahididir. Bu gerçekler ışığında Resûlullah (s.a.s.) bir kâhin ve şâir olmadığı gibi, Kur’an da bir kehânet ve şiir değildir. Şeytanların böyle her yönüyle ulvî ve hârikulâde bir söz indirmeleri mümkün olmadığı gibi, hangi vadide dolaştıkları belli olmayan şâirlerin de bunun gibi bir söz söylemeleri muhaldir.  O, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in kalbine Cebrâil (a.s.) tarafından inzal edilmiş, insanlığı ilâhî azap ile uyarıp ebedî nimetlerle müjdelemek maksadını taşıyan Allah kelâmıdır. Gerçek kurtuluş, ancak onun tâlimatlarına inanıp itaat etmekle mümkün olabilecektir. Sûre boyunca Cenâb-ı Hakk’ın “Azîz: çok güçlü, kuvvetli, mağlup edilemez bir kudret sahibi” ismi ile birlikte “Rahîm: çok merhametli” ismi tekrar edilir. İnsanlık tarihi, O’nun rahmet tecellilerine olduğu gibi gazap tecellilerine de şâhitlik etmektedir. Bu durumda, Allah’ın rahmetine mi, yoksa gazabına mı müstahak olmaya karar vermenin insanların kendi tercihlerine kaldığına işaret edilir.

Şuarâ Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada yirmi altıncı, iniş sırasına göre kırk yedinci sûredir. Vâkıa sûresinden sonra, Neml sûresinden önce Mekke’de inmiştir. 197. âyeti ile son dört âyetinin (224-227) Medine döneminde indiğine dair rivayetler de vardır (Süyûtî, el-İtkån, I, 12; İbn Âşûr, XIX, 89-90).

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿١٠٥﴾
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ ﴿١٠٦﴾
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ ﴿١٠٧﴾
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ ﴿١٠٨﴾
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ ﴿١٠٩﴾
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ ﴿١١٠﴾
قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ ﴿١١١﴾
قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ ﴿١١٢﴾
اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ ﴿١١٣﴾
وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ﴿١١٤﴾
اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ ﴿١١٥﴾
Karşılaştır 105: Nûh kavmi de peygamberleri yalanladı.
Karşılaştır 106: Kardeşleri Nûh onlara şu öğütte bulundu: “Artık Allah’tan korkup günahlardan sakınmaz mısınız ?”
Karşılaştır 107: “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”
Karşılaştır 108: “O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Karşılaştır 109: “Ben tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Âlemlerin Rabbi Allah’tır.”
Karşılaştır 110: “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
Karşılaştır 111: Onlar da: “Senin peşinden gelenler toplumun en bayağı kimseleri iken, bizim sana inanmamızı nasıl beklersin?” dediler.
Karşılaştır 112: Nûh şunları söyledi: “Onların geçmişte neler yaptıklarına dâir benim bir bilgim yoktur.”
Karşılaştır 113: “Onların hesâbı yalnızca Rabbime aittir; biraz insafla düşünseniz bunu anlarsınız.”
Karşılaştır 114: “Ben mü’minleri yanımdan kovacak da değilim.”
Karşılaştır 115: “Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

TEFSİR:

Sûrede anlatılan üçüncü kıssa Hz. Nûh’un kıssasıdır. Nûh (a.s.), kendisinin Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğu hususunda iki delil ileri sürmektedir:

  O, peygamber olmadan evvel de halkı arasında doğru ve güvenilir bir insandı. İnsanları kandırmayan, onlara yalan söylemekten çekinen bir insan, nasıl olur da kalkıp Allah adına yalan söyleyebilir?

  Belki onun dünyalık bir menfaat elde etmek için böyle bir yola girmiş olabileceği düşünülebilir. Nitekim Hz. Nûh hakkında kavmi: “Fakat o, peygamberlik iddiasıyla size üstünlük kurup, başınıza geçmek istiyor” (Mü’minûn 23/24) suçlamasında bulunmuşlardı. Buna karşı Nûh (a.s.)’ın ileri sürdüğü ikinci delil de, tebliğine karşı insanlardan hiçbir ücret talep etmemesi ve mükâfatını sadece Allah Teâlâ’dan beklemesidir. Bu iki hususiyet, bütün peygamberlerin ortak vasfıdır. Zaten bundan sonra kıssaları anlatılacak peygamberler için de aynı hususiyetler tekrar tekrar beyân edilecektir.

Doğruluk ve güvenilirlik vasıfları Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz’de zirve noktadaydı. Henüz genç yaşlarında iken Mekkeliler ona “Muhammedü’l-Emîn” vasfını vermişlerdi. O (s.a.s.) aynı zamanda İslâm yolunda bütün varlığını ve imkânlarını fedâ eden, her türlü fedakârlıkta bulunan ve fakat şahsî hiçbir menfaatin peşinde olmayan müstesnâ bir insandı. Dolayısıyla onun da Allah’ın seçkin bir peygamberi olduğunda şüphe yoktur. O’na inanmak ve davet ettiği dini kabul etmek gerekir.

Hz. Nûh’un tebliğine karşı kavminin tepkisi oldukça sert ve inkar yanlısıydı:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/mulk-tebareke-suresinin-konusu-195953.jpeg
Mülk (Tebareke) Sûresinin Konusu

Mülk (Tebareke) sûresi, Allah Teâlâ’nın yüceliğini ve üstün kudretini zikrederek başlayan sûre, ölüm ve hayatın hikmetini bildirir. Cenâb-ı Hakk’ın k ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/cimrilik-ve-acgozlulukten-sakinin-195918-m.jpg
Cimrilik ve Açgözlülükten Sakının

“Cimrilik eden, Allah’a muhtaç değilmiş gibi davranan ve en güzel söz olan kelime-i tevhîdi yalanlayan kimsenin çetin yola gitmesini sağlarız. O ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/araf-suresinin-180-ayeti-ne-anlatiyor-195904-m.jpg
Araf Suresinin 180. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: وَلِلّٰهِ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَاۖ وَذَرُوا الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اَسْمَٓائِه۪ۜ سَيُجْزَوْنَ مَا كَ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/araf-suresinin-172-ayeti-ne-anlatiyor-195895-m.jpg
Araf Suresinin 172. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪ٓي اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/araf-suresinin-170-ayeti-ne-anlatiyor-195878-m.jpg
Araf Suresinin 170. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: وَالَّذ۪ينَ يُمَسِّكُونَ بِالْكِتَابِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُصْلِح۪ينَ Kitaba sımsıkı sarı ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/araf-suresinin-162-ayeti-ne-anlatiyor-195860-m.jpg
Araf Suresinin 162. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: فَبَدَّلَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ الَّذ۪ي ق۪يلَ لَهُمْ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاء ...