Şuarâ Sûresi 198-199. Ayet Tefsiri


198-199 / 227


Şuarâ Sûresi Hakkında

Şuarâ sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 224-227. âyetlerin Medine’de indiği söylenir. 227 âyettir. İsmini 224. âyette geçen ve “şâirler” mânasına gelen اَلشُّعَرَاءُ (şuarâ) kelimesinden alır. Sûrenin ayrıca “Tâ. Sîn. Mîm” ve birkaç peygamberin kıssasını ihtivâ etmesi sebebiyle الجامعة (Câmia) isimleri de vardır. Resmî sıralamada 26, iniş sırasına göre 47. sûredir.  

Şuarâ Sûresi Konusu

Furkan sûresinde yer alan “inzâr: Allah’ın azabıyla tehdit ve uyarı”, bu sûrede peygamber kıssalarından verilen muşahhas misallerle genişçe izah edilerek, İslâm’ı tüm yönleriyle bir hayat nizamı hâlinde tebliğ ve tatbik edip yerleştirmeye çalışan Resûlullah (s.a.s.) teselli buyrulur. Bu gâyeye matuf olarak yedi peygamber kıssası anlatılır. Bahsi geçen peygamberlerin gerçek peygamber olması gibi, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in de gerçek peygamber, ona indirilen kitabın da Allah kelâmı gerçek bir Kur’an olduğu haber verilir. Allah Teâlâ’nın varlık âlemine yerleştirdiği kevnî âyetler, önceki peygamberlerin gösterdiği mûcizeler, kavimlerinin başına inen ilâhî kahır tecellîleri ve bizzat Kur’ân-ı Kerîm’in mûcizevî yapısı bu hakîkatin şahididir. Bu gerçekler ışığında Resûlullah (s.a.s.) bir kâhin ve şâir olmadığı gibi, Kur’an da bir kehânet ve şiir değildir. Şeytanların böyle her yönüyle ulvî ve hârikulâde bir söz indirmeleri mümkün olmadığı gibi, hangi vadide dolaştıkları belli olmayan şâirlerin de bunun gibi bir söz söylemeleri muhaldir.  O, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in kalbine Cebrâil (a.s.) tarafından inzal edilmiş, insanlığı ilâhî azap ile uyarıp ebedî nimetlerle müjdelemek maksadını taşıyan Allah kelâmıdır. Gerçek kurtuluş, ancak onun tâlimatlarına inanıp itaat etmekle mümkün olabilecektir. Sûre boyunca Cenâb-ı Hakk’ın “Azîz: çok güçlü, kuvvetli, mağlup edilemez bir kudret sahibi” ismi ile birlikte “Rahîm: çok merhametli” ismi tekrar edilir. İnsanlık tarihi, O’nun rahmet tecellilerine olduğu gibi gazap tecellilerine de şâhitlik etmektedir. Bu durumda, Allah’ın rahmetine mi, yoksa gazabına mı müstahak olmaya karar vermenin insanların kendi tercihlerine kaldığına işaret edilir.

Şuarâ Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada yirmi altıncı, iniş sırasına göre kırk yedinci sûredir. Vâkıa sûresinden sonra, Neml sûresinden önce Mekke’de inmiştir. 197. âyeti ile son dört âyetinin (224-227) Medine döneminde indiğine dair rivayetler de vardır (Süyûtî, el-İtkån, I, 12; İbn Âşûr, XIX, 89-90).

وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَم۪ينَۙ ﴿١٩٨﴾
فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ مُؤْمِن۪ينَۜ ﴿١٩٩﴾
Karşılaştır 198: Biz Kur’an’ı Arap olmayan birine indirseydik,
Karşılaştır 199: O da bunu kendilerine okusaydı, yine de bir bahane bulup ona inanmazlardı.

TEFSİR:

Kur’ân-ı Kerîm Arap olan ilk muhatapları tarafından kolaylıkla anlaşılabilmesi için apaçık Arapça lisanıyla indirilmiştir. (bk. Yûsuf 12/2; Şuarâ 26/195) Yine aynı hikmete binâen her peygamber kendi kavminin konuştuğu dille gönderilmiştir. (bk. İbrâhim 14/4) Eğer Kur’an, Arap olmayan birine indirilse, o da bunu mûcize olarak mükemmel bir Arapça ile onlara okusaydı, müşrikler bir bahane bulup ona da inanmazlardı. Onlar küfürde bu kadar bir inat ve ısrar içindeydiler. Diğer bir tefsire göre; eğer Kur’an Arapça konuşamayan, konuştuğu sözü açıkça anlatamayan birine indirilseydi, o bunu anlaşılır bir şekilde tefsir ve beyân edemeyeceğinden dolayı müşriklerin inanmamalarına bir bahane teşkil edebilirdi. Fakat ortada böyle bir durum yoktur. Çünkü Resûlullah (s.a.s.) ümmi olmasına rağmen son derece belîğ ve fasih konuşan, okuduğunu çok iyi okuyan, izah ettiğini çok iyi izah eden bir kişi idi.

Bu âyetlerde iman etmek ve İslâm’ı anlayıp yaşamak için Kur’ân-ı Kerîm’i anlamanın önemine dikkat çekilmektedir. Araplar kendi dillerinde inen Kur’an’ı anlamakta zorluk çekmemişlerdir. Eğer Arapça olmasaydı, anlamayacakları için ona inanmamakta mazur sayılabilirlerdi. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Biz o Kur’an’ı yabancı bir dilde indirseydik, onlar elbette: «Onun âyetleri anlayacağımız bir dille iyice açıklanmalı değil miydi? Arap olmayana yabancı dilde bir kitap olur mu?» diyeceklerdi. De ki: «O, iman edenlere doğru yolu gösteren bir rehber ve eşsiz bir şifa kaynağıdır.» İnanmayanlara gelince onların kulaklarında bir ağırlık vardır; Kur’an kendilerine kapalı ve karanlık gelir. Onlara sanki çok uzak bir yerden sesleniliyor da söyleneni duymuyorlar!” (Fussılet 41/44)

Bu ilâhî beyânlarda Arapların, anlamadıkları takdirde inanmamaları tabii karşılandığına göre, Kur’an’a inanmak için onu anlamanın gereği ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple Arap olmayan milletlerin, Allah kelâmının mânasını kendi dilinde okuyup anlaması zarûridir. Dolayısıyla her dilde sıhhatli bir şekilde yapılacak Kur’ân-ı Kerîm’in tercüme ve tefsiri çalışmalarının önemi büyük olduğu anlaşılmaktadır. Şu âyet-i kerîmeler bu hakîkati daha net izah etmektedir:

“Biz Kur’an’ı indirdik ki, «Bizden önceki iki toplum olan yahudi ve hıristiyanlara kitap indirildi, biz ise onların okuyup üzerinde çalıştıkları gerçeklerden habersizdik» demeyesiniz. Veya: «Eğer bize de kitap indirilseydi, onlardan daha çok doğru yol üzere olurduk» diye itirazda bulunmayasınız.…” (En‘âm 6/156-157)

Fakat müşrikler inanmamak için bahane üstüne bahane uyduruyor, açık bir mûcize görmüş bile olsalar, inanmak niyetinde olmadıklarından, mutlaka bir mazeret ileri sürüyor, inkârdaki inatlarına devam ediyorlardı. Şu âyet-i kerîmeler onların bu devâsız derdini haber verir:

“Rasûlüm! Şâyet sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap gönderseydik de onu elleriyle tutmuş olsalardı, o küfürlerinde diretenler yine de: «Bu, olsa olsa apaçık bir büyüdür» derlerdi.” (En‘âm 6/7)

“Hatta üzerlerine gökten bir kapı açsak da oradan yukarılara çıksalar bile, hiç şüphesiz: “Galiba gözümüz bağlandı; daha doğrusu biz büyülendik» derler.” (Hicr 15/ 14-15)

Bu sebepledir ki:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/enam-suresinin-149-ayeti-ne-anlatiyor-195397-m.jpg
Enâm Suresinin 149. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: قُلْ فَلِلّٰهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُۚ فَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındı ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/enam-suresinin-145-ayeti-ne-anlatiyor-195379-m.jpg
Enâm Suresinin 145. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: قُلْ لَٓا اَجِدُ ف۪ي مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَمًا م ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/enam-suresinin-141-ayeti-ne-anlatiyor-195344-m.jpg
Enâm Suresinin 141. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا اُكُلُهُ وَالزَّي ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/elinin-emegi-ile-gecinmek-ile-ilgili-ayet-195339.jpg
Elinin Emeği İle Geçinmek İle İlgili Ayet

“Cuma namazı bittikten sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasîbinizi arayın!” (Cuma sûresi ( 62),10) Dinimizde çalışmak görev, kazanmak ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/enam-suresinin-132-ayeti-ne-anlatiyor-195306-m.jpg
Enâm Suresinin 132. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ Herkesin amellerine göre dereceleri vard ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2022/08/kurani-kerimin-ozellikleri-maddeler-halinde-188322-m.jpg
Kuran'ı Kerim'in Özellikleri Maddeler Halinde

Ebedî bir mûcize olan Kur’ân-ı Kerîm, pek çok hususiyete sahiptir. Bunların bir kısmını şöyle ifade etmek mümkündür: 1- Kur’ân-ı Kerîm, Rahmân olan ...