Şuarâ Sûresi 69-75. Ayet Tefsiri


69-75 / 227


Şuarâ Sûresi Hakkında

Şuarâ sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 224-227. âyetlerin Medine’de indiği söylenir. 227 âyettir. İsmini 224. âyette geçen ve “şâirler” mânasına gelen اَلشُّعَرَاءُ (şuarâ) kelimesinden alır. Sûrenin ayrıca “Tâ. Sîn. Mîm” ve birkaç peygamberin kıssasını ihtivâ etmesi sebebiyle الجامعة (Câmia) isimleri de vardır. Resmî sıralamada 26, iniş sırasına göre 47. sûredir.  

Şuarâ Sûresi Konusu

Furkan sûresinde yer alan “inzâr: Allah’ın azabıyla tehdit ve uyarı”, bu sûrede peygamber kıssalarından verilen muşahhas misallerle genişçe izah edilerek, İslâm’ı tüm yönleriyle bir hayat nizamı hâlinde tebliğ ve tatbik edip yerleştirmeye çalışan Resûlullah (s.a.s.) teselli buyrulur. Bu gâyeye matuf olarak yedi peygamber kıssası anlatılır. Bahsi geçen peygamberlerin gerçek peygamber olması gibi, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in de gerçek peygamber, ona indirilen kitabın da Allah kelâmı gerçek bir Kur’an olduğu haber verilir. Allah Teâlâ’nın varlık âlemine yerleştirdiği kevnî âyetler, önceki peygamberlerin gösterdiği mûcizeler, kavimlerinin başına inen ilâhî kahır tecellîleri ve bizzat Kur’ân-ı Kerîm’in mûcizevî yapısı bu hakîkatin şahididir. Bu gerçekler ışığında Resûlullah (s.a.s.) bir kâhin ve şâir olmadığı gibi, Kur’an da bir kehânet ve şiir değildir. Şeytanların böyle her yönüyle ulvî ve hârikulâde bir söz indirmeleri mümkün olmadığı gibi, hangi vadide dolaştıkları belli olmayan şâirlerin de bunun gibi bir söz söylemeleri muhaldir.  O, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in kalbine Cebrâil (a.s.) tarafından inzal edilmiş, insanlığı ilâhî azap ile uyarıp ebedî nimetlerle müjdelemek maksadını taşıyan Allah kelâmıdır. Gerçek kurtuluş, ancak onun tâlimatlarına inanıp itaat etmekle mümkün olabilecektir. Sûre boyunca Cenâb-ı Hakk’ın “Azîz: çok güçlü, kuvvetli, mağlup edilemez bir kudret sahibi” ismi ile birlikte “Rahîm: çok merhametli” ismi tekrar edilir. İnsanlık tarihi, O’nun rahmet tecellilerine olduğu gibi gazap tecellilerine de şâhitlik etmektedir. Bu durumda, Allah’ın rahmetine mi, yoksa gazabına mı müstahak olmaya karar vermenin insanların kendi tercihlerine kaldığına işaret edilir.

Şuarâ Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada yirmi altıncı, iniş sırasına göre kırk yedinci sûredir. Vâkıa sûresinden sonra, Neml sûresinden önce Mekke’de inmiştir. 197. âyeti ile son dört âyetinin (224-227) Medine döneminde indiğine dair rivayetler de vardır (Süyûtî, el-İtkån, I, 12; İbn Âşûr, XIX, 89-90).

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ ﴿٦٩﴾
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ ﴿٧٠﴾
قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ ﴿٧١﴾
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ ﴿٧٢﴾
اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ ﴿٧٣﴾
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ﴿٧٤﴾
قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ﴿٧٥﴾
Karşılaştır 69: Rasûlüm! Onlara İbrâhim’in kıssasını da anlat.
Karşılaştır 70: Hani o babasına ve kavmine: “Nedir bu taptıklarınız böyle?” diye sordu.
Karşılaştır 71: Onlar da: “Bir takım putlara tapıyoruz; onlara tapmaya da devam edeceğiz” diye karşılık verdiler.
Karşılaştır 72: İbrâhim: “Peki ama” dedi, “siz kendilerine yalvardığınızda onlar sizi duyabiliyorlar mı?”
Karşılaştır 73: “Yahut size bir fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?”
Karşılaştır 74: “Hayır” dediler, “fakat biz atalarımızın da böyle yaptığını gördük ve bunu benimsedik.”
Karşılaştır 75: İbrâhim şunları söyledi: “Öyle de, nelere taptığınıza şöyle bir bakmaz mısınız?”

TEFSİR:

Hz. İbrâhim hem Arapların hem de yahudi ve hıristiyanların çok değer verdiği bir peygamberdir. Bu sebeple burada tekrar onun putperest babası ve kavmi ile olan mücâdelesine yer verilerek insanlık şirkten sakındırılır. Şirkin mesnetsiz olduğuna dair İbrâhim (a.s.)’ın getirdiği deliller, akla mantığa uygun gâyet açık delillerdir. Buna göre taştan, tahtadan, altın veya gümüşten yapılmış; işitmeyen, görmeyen, hissetmeyen, konuşmayan, fayda veya zarar vermeyen bir kısım cansız nesnelerin gerçek ilâh olması mümkün değildir. Fakat müşrik kavminin verdiği cevap, onların herhangi bir belge veya delile dayanmaksızın sadece taklide yöneldiklerini; sırf atalarının, babalarının böyle yaptıklarını gördükleri için, bunu benimseyerek ve onların yolundan giderek bu şekilde davrandıklarını gösterir. Onların bu taklit ve inatlarına karşı Hz. İbrâhim’in tavrı nettir. O, hiçbir ayrım yapmaksızın ve herhangi bir kimseden çekinmeksizin bütün putların ve onlara tapanların tek saf halinde kendisine düşman olduğunu; ancak Âlemlerin Rabbi Allah’ın kendisine dost olduğunu ilan eder. İşte şirk, küfür ve isyan karşısında Allah Teâlâ’nın razı olduğu mü’min tavrı budur. (bk. Meryem 19/41-50; Enbiyâ’ 51-70; Saffât 37/83-98; Mümtehene 60/4-5)

İbrâhim (a.s.), putlarla alakalı menfi kanaatini bir cümleyle kısaca hülâsa ettikten sonra hemen en yüce dost Allah Teâlâ’nın zikrine geçer:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri