Şuarâ Sûresi 218-220. Ayet Tefsiri


218-220 / 227


Şuarâ Sûresi Hakkında

Şuarâ sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 224-227. âyetlerin Medine’de indiği söylenir. 227 âyettir. İsmini 224. âyette geçen ve “şâirler” mânasına gelen اَلشُّعَرَاءُ (şuarâ) kelimesinden alır. Sûrenin ayrıca “Tâ. Sîn. Mîm” ve birkaç peygamberin kıssasını ihtivâ etmesi sebebiyle الجامعة (Câmia) isimleri de vardır. Resmî sıralamada 26, iniş sırasına göre 47. sûredir.  

Şuarâ Sûresi Konusu

Furkan sûresinde yer alan “inzâr: Allah’ın azabıyla tehdit ve uyarı”, bu sûrede peygamber kıssalarından verilen muşahhas misallerle genişçe izah edilerek, İslâm’ı tüm yönleriyle bir hayat nizamı hâlinde tebliğ ve tatbik edip yerleştirmeye çalışan Resûlullah (s.a.s.) teselli buyrulur. Bu gâyeye matuf olarak yedi peygamber kıssası anlatılır. Bahsi geçen peygamberlerin gerçek peygamber olması gibi, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in de gerçek peygamber, ona indirilen kitabın da Allah kelâmı gerçek bir Kur’an olduğu haber verilir. Allah Teâlâ’nın varlık âlemine yerleştirdiği kevnî âyetler, önceki peygamberlerin gösterdiği mûcizeler, kavimlerinin başına inen ilâhî kahır tecellîleri ve bizzat Kur’ân-ı Kerîm’in mûcizevî yapısı bu hakîkatin şahididir. Bu gerçekler ışığında Resûlullah (s.a.s.) bir kâhin ve şâir olmadığı gibi, Kur’an da bir kehânet ve şiir değildir. Şeytanların böyle her yönüyle ulvî ve hârikulâde bir söz indirmeleri mümkün olmadığı gibi, hangi vadide dolaştıkları belli olmayan şâirlerin de bunun gibi bir söz söylemeleri muhaldir.  O, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in kalbine Cebrâil (a.s.) tarafından inzal edilmiş, insanlığı ilâhî azap ile uyarıp ebedî nimetlerle müjdelemek maksadını taşıyan Allah kelâmıdır. Gerçek kurtuluş, ancak onun tâlimatlarına inanıp itaat etmekle mümkün olabilecektir. Sûre boyunca Cenâb-ı Hakk’ın “Azîz: çok güçlü, kuvvetli, mağlup edilemez bir kudret sahibi” ismi ile birlikte “Rahîm: çok merhametli” ismi tekrar edilir. İnsanlık tarihi, O’nun rahmet tecellilerine olduğu gibi gazap tecellilerine de şâhitlik etmektedir. Bu durumda, Allah’ın rahmetine mi, yoksa gazabına mı müstahak olmaya karar vermenin insanların kendi tercihlerine kaldığına işaret edilir.

Şuarâ Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada yirmi altıncı, iniş sırasına göre kırk yedinci sûredir. Vâkıa sûresinden sonra, Neml sûresinden önce Mekke’de inmiştir. 197. âyeti ile son dört âyetinin (224-227) Medine döneminde indiğine dair rivayetler de vardır (Süyûtî, el-İtkån, I, 12; İbn Âşûr, XIX, 89-90).

اَلَّذ۪ي يَرٰيكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ ﴿٢١٨﴾
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِد۪ينَ ﴿٢١٩﴾
اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿٢٢٠﴾
Karşılaştır 218: O ki, sen namaz için, tebliğ için kıyâm ettiğin zaman seni görüyor.
Karşılaştır 219: Secde edenler arasında dolaşmanı, halden hâle girmeni de görüyor.
Karşılaştır 220: Çünkü her şeyi hakkiyle işiten ve her şeyi en iyi bilen O’dur.

TEFSİR:

İslâm tebliğcisinin muvaffak olabilmesi için, yegâne istinatgâh olan Rabbine tevekkül etmesi zaruridir. Tüm imkânlarını seferber ederek vazifesini hakkiyle yerine getirdikten sonra neticeyi Allah’a bırakmalıdır. O’nun takdirinin en hayırlı olduğuna inanmalıdır. Çünkü Allah Azîz’dir; mağlup edilmez ve geri çevrilmez bir kudrete sahiptir. Rahimdir; kullarına ve özellikle dinini tebliğe çalışan Peygamber ve onun bağlılarına sonsuz merhamet eder. Başarılı olabilmeleri için her türlü yardımı cömertçe yapar. O, bir kul dinine hizmet için kıyam ettiğinde, namaz kılmak üzere ayağa kalktığında onu görür. Yine O, Resûlullah (s.a.s.) misalinde olduğu gibi, kulun secde edenler arasında dolaşmasını, cemaatle namaz kılarken kıyam, rukü ve secde halleri gibi fizîken şekilden şekle girmesini, yine huşû içinde namazın mânasına vararak, ruhunun rakikleşip kıvrılarak halden hale geçmesini görür. Çünkü O, her şeyi hakkiyle işiten ve her şeyi kemâliyle bilendir. Kuluna esas yardım edecek, onu koruyacak ve muvaffak kılacak yalnızca O’dur.

“Secde edenler arasında dolaşmanı, halden hâle girmeni de görüyor”  (Şuarâ 26/219) âyetine şu mânalar da verilir:

Birincisi; İbn Abbas (r.a.) şöyle der: “Rasûlüm! Senin nûrun, hep secde edenlerden secde edenlere dolaştırılarak; Hz. Âdem, Nûh, İbrâhim gibi bir peygamberden diğerine intikâl ettirilerek sana kadar ulaşmış, en son bu ümmet içinde peygamber olarak ortaya çıkmışsındır. Bunlar hep Allah Teâlâ’nın görmesi ve murakabesi altında gerçekleşmiştir.” (bk. Kurtubî, el-Câmi‘, XIII, 144, Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, VIII, 214 ) Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.)’in mensûb olduğu topluluk ne za­man ikiye ayrılsa, Allah Teâlâ, Rasûlü’nü en hayırlı toplulukta bulundurmuştur. O’nun varlığı aydınlatan nûru, Hz. Âdem (a.s.)’dan beri en temiz anne ve babalar­dan teselsül ettirilerek kendisine intikâl etmiştir. (Bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 210)

Fahr-i Kâinat (s.a.s.), bu husûsu şöyle dile getirir:

“Ben, Âdemoğullarının en hayırlı ve en temiz olanlarından, devirden devire, âileden âileye geçerek, nihâyet şu içinde bulunduğum âileden vücûda getirildim!” (Buhârî, Menâkıb 23)

İkincisi; bu âyet-i kerîme hakkında Kâdî Beyzâvî diyor ki: “Ümmet için beş vakit namaz farz olup da gece namazı sünnet hâline gelince, Resûl-i Ekrem (s.a.s.), ashâbın ahvâlini müşâhede sadedinde gece vakti hücre-i seâdetlerinden dışarı çıkıp ashâbın evleri arasında dolaşmış ve o evleri Kur’ân tilâveti, zikir ve tesbih sesiyle arı kovanları gibi uğuldar bir hâlde bulmuştu. Âyet onu haber vermektedir.” (bk.Beydâvî, Envâru’t-Tenzil, IV, 111)

Cin ve şeytanların Kur’an’ın nüzülüyle hiçbir ilgileri olmadığı anlaşıldı. Peki, şeytanların esas alışverişleri kiminledir:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri