Şuarâ Sûresi 67-68. Ayet Tefsiri


67-68 / 227


Şuarâ Sûresi Hakkında

Şuarâ sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 224-227. âyetlerin Medine’de indiği söylenir. 227 âyettir. İsmini 224. âyette geçen ve “şâirler” mânasına gelen اَلشُّعَرَاءُ (şuarâ) kelimesinden alır. Sûrenin ayrıca “Tâ. Sîn. Mîm” ve birkaç peygamberin kıssasını ihtivâ etmesi sebebiyle الجامعة (Câmia) isimleri de vardır. Resmî sıralamada 26, iniş sırasına göre 47. sûredir.  

Şuarâ Sûresi Konusu

Furkan sûresinde yer alan “inzâr: Allah’ın azabıyla tehdit ve uyarı”, bu sûrede peygamber kıssalarından verilen muşahhas misallerle genişçe izah edilerek, İslâm’ı tüm yönleriyle bir hayat nizamı hâlinde tebliğ ve tatbik edip yerleştirmeye çalışan Resûlullah (s.a.s.) teselli buyrulur. Bu gâyeye matuf olarak yedi peygamber kıssası anlatılır. Bahsi geçen peygamberlerin gerçek peygamber olması gibi, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in de gerçek peygamber, ona indirilen kitabın da Allah kelâmı gerçek bir Kur’an olduğu haber verilir. Allah Teâlâ’nın varlık âlemine yerleştirdiği kevnî âyetler, önceki peygamberlerin gösterdiği mûcizeler, kavimlerinin başına inen ilâhî kahır tecellîleri ve bizzat Kur’ân-ı Kerîm’in mûcizevî yapısı bu hakîkatin şahididir. Bu gerçekler ışığında Resûlullah (s.a.s.) bir kâhin ve şâir olmadığı gibi, Kur’an da bir kehânet ve şiir değildir. Şeytanların böyle her yönüyle ulvî ve hârikulâde bir söz indirmeleri mümkün olmadığı gibi, hangi vadide dolaştıkları belli olmayan şâirlerin de bunun gibi bir söz söylemeleri muhaldir.  O, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in kalbine Cebrâil (a.s.) tarafından inzal edilmiş, insanlığı ilâhî azap ile uyarıp ebedî nimetlerle müjdelemek maksadını taşıyan Allah kelâmıdır. Gerçek kurtuluş, ancak onun tâlimatlarına inanıp itaat etmekle mümkün olabilecektir. Sûre boyunca Cenâb-ı Hakk’ın “Azîz: çok güçlü, kuvvetli, mağlup edilemez bir kudret sahibi” ismi ile birlikte “Rahîm: çok merhametli” ismi tekrar edilir. İnsanlık tarihi, O’nun rahmet tecellilerine olduğu gibi gazap tecellilerine de şâhitlik etmektedir. Bu durumda, Allah’ın rahmetine mi, yoksa gazabına mı müstahak olmaya karar vermenin insanların kendi tercihlerine kaldığına işaret edilir.

Şuarâ Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada yirmi altıncı, iniş sırasına göre kırk yedinci sûredir. Vâkıa sûresinden sonra, Neml sûresinden önce Mekke’de inmiştir. 197. âyeti ile son dört âyetinin (224-227) Medine döneminde indiğine dair rivayetler de vardır (Süyûtî, el-İtkån, I, 12; İbn Âşûr, XIX, 89-90).

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ ﴿٦٧﴾
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿٦٨﴾
Karşılaştır 67: Şüphesiz bunda ilâhî kudret ve azameti gösteren apaçık bir delil, bir işaret vardır. Ama insanların çoğu yine de iman etmez.
Karşılaştır 68: Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir.

TEFSİR:

Firavun ve etrafındaki ileri gelenler, yıllarca kendilerine apaçık mûcizeler gösterildiği halde iman etmediler. Küfür ve inat, gözlerini öylesine kör etmişti ki, gözlerinin önünde denizin yarıldığını, suların dağlar gibi iki tarafa yığıldığını ve İsrâiloğullarının geçmesi için ortada kuru bir yol açıldığını gördükleri halde, yine de, savaşmak üzere çıktıkları Hz. Mûsâ’nın arkasında ilâhî nusretin olduğunu anlayamadılar. Nihâyet akılları başlarına geldi, fakat artık çok geçti. Çünkü, Allah’ın gazabı kendilerini kuşatmış ve deniz suları üzerlerini bütünüyle örtmüştü. Tam bu durumda Firavun: “İsrâiloğulları’nın inandığından başka ilâh bulunmadığına kesinlikle inandım; artık ben de müslümanlardanım” (Yûnus 10/90) diye feryat etti. Fakat bu itirafının bir faydasını görmedi. O halde çağlar boyu Kur’an’ın karşısına düşmanca dikilen ve dikilecek olan kâfirlerin akılları başlarına gelmesi için, Firavun’un durumuna düşmeleri mi gerekiyor?

Yine bu kıssada müminler için de bir ders ve işaret vardır: Bir zamanlar Firavun’un olduğu gibi şer güçler belli bir müddet hâkim görünseler de, Allah Teâlâ, Hz. Mûsâ misâlinde görüldüğü üzere uzun vâdede lütfu keremiyle hakkı hâkim kılacak ve bâtılı yok edecektir.

Ayrıca burada Resûlullah (s.a.s.)’i teselli vardır. Gösterdiği mûcizelere rağmen kavmi tarafından yalanlanan Resûl-i Ekrem (s.a.s.) bu duruma üzülmekteydi. Ona Hz. Mûsâ’nın durumu misal verilerek teselli edilmekte, sabretmesi ve Allah’tan yardım beklemesi istenmektedir.

Şimdi ilâhî kudret ve rahmetin sergilendiği bir başka hâdiseye geçiliyor:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri