En'âm Sûresi 65. Ayet Tefsiri


65 / 165


En'âm Sûresi Hakkında

En‘âm sûresi çoğunluğun görüşüne göre Mekke’de bir defada inmiştir. Ancak üç veya altı âyetinin Medine’de indiğine dair bir görüş de bulunmaktadır. 165 ayettir. Mushaftaki tertibe göre 6, iniş sırasına göre 55. sûredir. Sûreye isim olan اَلأنْعَامُ (en‘âm) kelimesi Arapça’da “deve, sığır ve koyun gibi evcil hayvanlar, ceylan, geyik ve benzeri yabani hayvanlar ve bir takım binek hayvanları” mânasında kullanılmaktadır. Bu kelime sûrenin 136, 138, 139 ve 142. âyetlerinde altı kez tekrar edilmiştir.

En'âm Sûresi Konusu

Esasen İslâm’ın inanç esaslarının işlendiği bu sûrede özetle şu mevzular yer almaktadır:

    Allah’ın birliğinin delilleri; ilim, irade, kudret gibi sıfatları beyân edilerek şirkin geçersizliği ve âhirette sebep olacağı vahim neticeleri haber verilir. İslâm inancını kabul etmeyen kâfirlerin, Kur’an’ın davetine bigâne kaldıkları takdirde, kendilerinden önceki kâfirlerin uğradıkları hazin akıbete uğrayacakları ikazı yapılır.

    Peygamberin tebliğ vazifesi ve bu vazifeyi ifâ ederken kullandığı imkânların sınırlı oluşu, zengin veya fakir her seviyeden muhatapla münâsebetleri ele alınmakta, özellikle çevreden gelen baskılar sebebiyle fakir müslümanlara olması gereken ilginin azaltılmaması istenmektedir.

    Tevhid mücâdelesinde Resûlullah (s.a.s.) ve etrafındaki müslümanları teselli etmek, münkirlerden gelecek eziyetlere karşı sabırlı olmaya teşvik etmek ve takip edilmesi gereken bir tebliğ metodunu öğretmek gayesiyle Hz. İbrâhim’in putperest kavmiyle olan münâsebetleri, onları şirkten vazgeçirmek için getirdiği deliller üzerinde durulur. Efendimiz’den önceki bütün peygamberlerin hep aynı hidâyet yolunun yolcuları oldukları ve insanları bu doğru yola davet ettikleri, dolayısıyla Peygamberimiz’e düşen vazifenin onların nurlu izinden yürümek olduğu beyân edilir.

    Bir kısım hayvanlar ve ziraat mahsulleriyle alakalı olarak putperest Arapların benimsedikleri yanlış uygulamalar dile getirilip reddedilir ve bu hususta uyulması gereken İslâmî kâideler açıklanır. Haram ve helâli belirleme yetkisinin sadece Allah’a ait olduğu ortaya konur.

    Son olarak ana-babaya iyilik, çocukları öldürmemek, günahları terk etmek, yetim malı yememek, adâletli olmak ve benzeri gibi İslâm’ın temel ahlâkî esasları tekrar edilerek tabi olunacak dosdoğru yolun bu olduğu, bütün ilâhî kitapların hep bu esasları getirdiği, dolayısıyla ölüp âhiret gerçeği ile karşılaşmadan önce bu esaslara uygun bir şekilde iman ederek sadece Allah için bir kulluk yapmanın gereği üzerinde durulur. Yaratılmış olmanın ve imtihan edilmenin gayesi de zaten budur.

En'âm Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada 6., iniş sırasına göre 55. sûredir. Hicr sûresinden sonra, Sâffât sûresinden önce Mekke’de nâzil olmuştur. Tamamına yakınının Mekke’de indiği hususunda ittifak vardır. Abdullah b. Ömer’e ulaşan bir rivayete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “En‘âm sûresi bana toplu olarak indi. 70.000 melek tesbih ve hamd sözleriyle bu sûrenin inişine eşlik etti” (Taberânî, el-Mu‘cemü’s-sağ^r, I, 145). Abdullah b. Abbas’tan aktarılan bir rivayette de Mekke’de “bir defada” indiği teyit edilmiştir (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, XX, 215). Ancak birkaç âyetinin Medine’de indiğine dair görüşler de vardır (bk. İbn Atıyye, II, 265; Elmalılı, III, 1861).

En'âm Sûresi Fazileti

En‘âm sûresinin faziletine dâir Allah Resûlü (s.a.s.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilir:

“En‘âm sûresi bana toplu olarak indirildi. Yetmiş bin melek tesbih ve hamdederek bu sûrenin indirilişine eşlik etti.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’s-sağîr, I, 145)

“En‘âm sûresi, Kur’ân-ı Kerîm’in en üstün sûrelerinden biridir.” (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân 17)

قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ ﴿٦٥﴾
Karşılaştır 65: Şöyle de: “O, üstünüzden veya ayaklarınızın altından size azap göndermeye, yahut sizi fırkalar hâlinde birbirinize düşürüp kiminize kiminin hıncını tattırmaya elbette kadirdir.” Bak, onlar iyice anlasınlar diye âyetleri nasıl inceden inceye, döndüre döndüre açıklıyoruz?

TEFSİR:

 “Üstten gelen azap”, yıldırım düşmesi, taş yağması, kasırga esmesi, tufan olması gibi gök âfetleridir. Zâlim idarecilerin zulmü de buna dâhildir. “Ayakların altından gelen azap” deprem olması, yerin göçmesi, sel gelmesi ve yangın çıkması gibi yer âfetleridir. Önceki kavimlerin başına geldiği gibi Cenâb-ı Hakk’ın bu musibetlerden birini, birkaçını veya hepsini şimdi de insanların başına geçirmesi ve böylece onları cezalandırması mümkündür. Şüphesiz Allah buna hakkiyle kadirdir. Bundan daha beteri, Allah sizi zıt düşüncelere sahip farklı fırka ve partilere ayırarak birbirinize düşman edebilir. Böylece birbirinize saldırır, karşılıklı intikam alma hesaplarına girişir ve çok büyük acılar çekebilirsiniz. Bu âyet düşünce ayrılıklarının, düşmanlık, kavga ve savaşların mühim bir sebebi olduğuna dikkat çekmektedir.

Cabir b. Abdullah (r.a.)’tan rivayet edildiğine göre “Allah, üstünüzden ve ayaklarınızın altından size azap göndermeye… kadirdir” (En‘âm 6/65) buyruğu nâzil olunca, Resûlullah (s.a.s.): “Yüce Al­lah’ın himayesine sığınırım” buyurdu. “Yahut sizi fırkalar halinde birbirinize düşürüp kiminize kiminin hıncını tattırmaya kadirdir” (En‘âm 6/65) buy­ruğu nâzil olunca, bu sefer: “Önceki ikisi daha ehvendir” buyurdu. (Buhârî, Tefsir 6/2)

Ümmetin fırkalara bölünmesi ve birbirleriyle savaşması konusunda Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurur: “Aziz ve celil olan Allah’tan üç husus istedim. Bana ikisini verdi, birisini vermedi. Rabbimden, geçmiş ümmetleri helak ettiği şeylerle bizi helak etmemesini dile­dim bunu bana verdi. Yine Rabbimden bizden olmayan bir düşmanı bize üstün getirmemesini diledim, onu da bana verdi. Yine Rabbimden bizi gruplar halinde birbirimize düşürmemesini diledim, bu­nu bana vermedi.” (Nesâî, Kıyâmu’l-leyl 16; Müslim, Fiten 19-20)

Ayrılığa düşmemenin, mevcut bir ayrılık varsa bu tehlikeden de kurtulmanın yolu olarak, Allah’ın birleştirici ve bütünleştirici ipi olan Kur’an’a sarılmak gerekmektedir. Bu sebeple Kur’an’ın gerçekliğine dikkat çekilerek buyruluyor ki:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/07/saffat-suresi-47-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Sâffât Suresi 47. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Sâffât Suresi 47. Ayetinin Arapçası:لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ Sâffât Suresi 47. Ayetinin Meali (Anlamı):İçinde zararlı ve serse ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/07/saffat-suresi-46-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Sâffât Suresi 46. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Sâffât Suresi 46. Ayetinin Arapçası:بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ Sâffât Suresi 46. Ayetinin Meali (Anlamı):Duru mu duru; içenlere pek hoş gelir, ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/07/saffat-suresi-45-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Sâffât Suresi 45. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Sâffât Suresi 45. Ayetinin Arapçası:يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ Sâffât Suresi 45. Ayetinin Meali (Anlamı):Çevrelerinde, çağıldayan terte ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/07/saffat-suresi-44-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Sâffât Suresi 44. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Sâffât Suresi 44. Ayetinin Arapçası:عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ Sâffât Suresi 44. Ayetinin Meali (Anlamı):Çeşitli mücevherlerle işlenmiş koltuklar üze ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/07/saffat-suresi-43-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Sâffât Suresi 43. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Sâffât Suresi 43. Ayetinin Arapçası:ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ Sâffât Suresi 43. Ayetinin Meali (Anlamı):Nimetlerle dopdolu cennetlerde.Sâffât Suresi 43 ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/07/saffat-suresi-42-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Sâffât Suresi 42. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Sâffât Suresi 42. Ayetinin Arapçası:فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ Sâffât Suresi 42. Ayetinin Meali (Anlamı):Türlü türlü meyveler… Onlar çok değerli m ...