Yusuf Sûresi 70-75. Ayet Tefsiri


70-75 / 111


Yusuf Sûresi Hakkında

Yûsuf sûresi Mekke’de inmiştir. 111 âyettir. İsmini, içinde kıssası tafsilatlı bir şekilde anlatılan Yûsuf (a.s.)’dan alır. Mushaf tertibine göre 12, iniş sırasına göre 53. sûredir.

Yusuf Sûresi Konusu

Sûrenin ilk üç âyetinde gerçekleri açıklayan ve apaçık bir kitap olan Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerine, mânaları üzerinde aklımızı çalıştırıp anlayabilmemiz için Kur’an’ın Arapça olarak indirildiğine ve bu sûrede kıssaların en güzelinin anlatılacağına dikkat çekildikten sonra, 4. âyetten başlayarak 101. âyete kadar Yûsuf (a.s.)’ın kıssası anlatılır. Sûre, kıssadan alınması gereken ders, ibret ve öğütlerle nihâyete erer.

Yusuf Sûresi Nuzül Sebebi

Sa‘d b. Ebî Vakkâs (r.a.) der ki: Kur’ân-ı Kerîm Resûlullah (s.a.s.)’e indirilmeye başladı. Efendimiz (s.a.s.) bir müddet ashâbına inen âyetleri okudu. Onların, “Bize, biraz da kıssa anlatsanız” demeleri üzerine “Biz sana vahyettiğimiz bu Kur’an ile kıssaların en güzelini anlatıyoruz” (Yûsuf 12/3) diye başlayan Yûsuf (a.s.)’ın kıssası nâzil oldu. Yine Peygamberimiz onlara bir müddet Kur’ân-ı Kerîm’i okuyunca, bu sefer de: “Bize bazı şeyler anlatsanız” demeleri üzerine: “Allah, sözün en güzeli olan Kur’an’ı, âyetleri birbiriyle âhenkdâr, uyumlu, tıklım büklüm hakîkat dolu bir kitâb hâlinde indirdi” (Zümer 39/23) âyeti nâzil oldu. (Hâkim, el-Müstedrek, III, 345).

Başka bir rivayete göre de yahudiler Mekke müşriklerine akıl vererek “Muhammed’e sorun bakalım bilecek mi: İsrâiloğulları Mısır’a ne sebeple gidip oraya yerleşmişlerdi?” dediler. Mekke müşrikleri gelip Allah Resûlü (s.a.s.)’e bunu sorduklarında, cevap olarak Yûsuf sûresi nâzil olmuştur. (Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, XII, 170) Nitekim “Yûsuf ve kardeşlerinin yaşadıklarında, gerçeği arayanlar ve sorup öğrenmek isteyenler için nice dersler ve ibretler vardır” (Yûsuf 12/7) âyetindeki “soranlar” ifadesinde buna işaret edildiği görülmektedir.

Muhammed b. İshâk’a göre sûrenin iniş sebebi, kavmi tarafından zulme uğ­ramış olan Resûlullah (s.a.s.)’i teselli etmektir. Çünkü müşriklerin baskı­, eziyet ve işkenceleri karşısında Resûl-i Ekrem (s.a.s.) ve ashâbı zor durumda kalmışlardı. Bu zor durumdan bir çıkış yolu arıyorlardı. İşte böyle çile ve meşakkatlerin zirveye tırmandığı bir zamanda bu sûrenin inmesi, müslümanlar için mühim bir teselli ve ferahlama vesilesi olmuştur. Zira bu sûrede tafsilatlı olarak kıssası anlatılan Yû­suf (a.s.) da Filistin’de kardeşleri tarafından bazı kötülüklere mâruz kalmış; fakat so­nunda Mısır’ın devlet idâresinde söz sahibi olmuş, kendisine düşmanlık eden kardeşlerine de her bakımdan yardımcı olmuştu. (Elmalılı, Hak Dini, IV, 2841) Dolayısıyla Yûsuf (a.s.)’ın kıssası Peygamber Efendimiz ve ashâbına, sabrettikleri takdirde Hz. Yûsuf'a verilmiş olan mükâfatın bir benzerinin veri­leceğini ve Kureyşliler’in neticede mağlup olup kendilerine boyun eğeceğini müjdelemektedir. Gerçekten de Allah Resûlü (s.a.s.), müşriklerin baskısı karşısında Medine’ye hicret etmiş, sekiz sene son­ra Mekke’yi fethetmiş ve Kureyşliler ona boyun eğmiştir. İşin câlib-i dikkat yanı, Efendimiz (s.a.s.) Kureyşliler’e, Hz. Yûsuf’un Mısır’da kardeşlerine söylediği sözün aynısını söyle­yerek: “Bugün sizi perişan etmek yok, Allah sizi bağışlasın! O, merhamet­lilerin en merhametlisidir. (bk. Yûsuf 12/92) Gidiniz hepiniz serbest­siniz!” buyurmuştur. (Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 835; İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 142-143)

فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ ف۪ي رَحْلِ اَخ۪يهِ ثُمَّ اَذَّنَ مُؤَذِّنٌ اَيَّتُهَا الْع۪يرُ اِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ ﴿٧٠﴾
قَالُٓوا وَاَقْبَلُوا عَلَيْهِمْ مَاذَا تَفْقِدُونَ ﴿٧١﴾
قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَنْ جَٓاءَ بِه۪ حِمْلُ بَع۪يرٍ وَاَنَا۬ بِه۪ زَع۪يمٌ ﴿٧٢﴾
قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِق۪ينَ ﴿٧٣﴾
قَالُوا فَمَا جَزَٓاؤُ۬هُٓ اِنْ كُنْتُمْ كَاذِب۪ينَ ﴿٧٤﴾
قَالُوا جَزَٓاؤُ۬هُ مَنْ وُجِدَ ف۪ي رَحْلِه۪ فَهُوَ جَزَٓاؤُ۬هُۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِم۪ينَ ﴿٧٥﴾
Karşılaştır 70: Yûsuf onların yüklerini hazırlattığı sırada, su kabını öz kardeşinin yükü içine koydu. Sonra bir dellal onların arkasından: “Ey kâfile! Durun! Siz kesinlikle hırsızsınız” diye bağırdı.
Karşılaştır 71: Yâkub’un oğulları hemen geriye, gelenlere dönüp: “Neyi kaybettiniz, ne arıyorsunuz?” diye sordular.
Karşılaştır 72: Dediler ki: “Kralın su kabını kaybettik, onu arıyoruz. Onu bulup getirene bir deve yükü erzak var. Ben buna kefîlim.”
Karşılaştır 73: Yâkub’un oğulları: “Vallahi, siz de kesinlikle biliyorsunuz ki, biz buraya bozgunculuk çıkarmak için gelmedik. Biz hırsız da değiliz” dediler.
Karşılaştır 74: Kralın adamları: “Peki, yalan söylüyorsanız, bu yaptığınızın cezası nedir?” diye sordular.
Karşılaştır 75: Onlar da: “Bizim kanunlarımıza göre bunun cezası, çalınan su kabı kimin yükünde bulunursa, o kişinin köle olarak alıkonmasıdır. İşte hırsızlık yapan zâlimleri biz böyle cezalandırırız” diye cevap verdiler.

TEFSİR:

Yûsuf (a.s.), kardeşlerinin yüklerini hazırlattığı sırada kimse farkında olmadan su kabını Bünyamin’in yükü içine koydu. Yükler tamamlandı ve kafile yola koyulma hazırlıklarına başladı. Fakat su kabı ortalıkta yoktu. Bunu fark eden bir dellal, muhtemelen Yûsuf’un görevlendirmesiyle, yüksek sesle: “Ey kâfile! Durun, gitmeyin! Sizler hırsızsınız!”diye bağırmaya başladı. Hadisenin iç yüzünden habersiz olan kardeşler, böyle bir ağır itham karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. Gördükleri bu kadar izzet ve ikramın arkasından, hırsızlık gibi insan onurunu ayaklar altına seren bir suçla teşhir ve itham edilmeleri olacak şey değildi. Dolayısıyla suçu kabullenmediler ve kendilerinden gayet emin bir vaziyette âdeta: “Siz neyinizi kaybettiniz, ne arıyorsunuz? Durun bakalım, telaşa kapılarak her önünüze çıkanı hemen hırsızlıkla suçlamayın. Bize hırsızlık yakışmadığı gibi, size de böyle konuşmak yakışmaz. Biz hırsız olmadığımız gibi, belki sizin de bir şeyiniz çalınmamıştır. Belki de çalındığını düşündüğünüz şeyi bir yerde unutmuş da olabilirsiniz” dediler. Bu kez dellâl ve arkadaşları sözlerine biraz daha çekidüzen vererek, kralın su kabını kaybettiklerini, onu aradıklarını ve onu getirene bir deve yükü erzak vereceklerini söylediler. Yûsuf’un kardeşleri ise yeminlerle, tekitlerle kendilerinin asla hırsız olmadıklarını, bu yere bozgunculuk yapma gibi bir niyetle gelmediklerini, bu gerçeği onların da bildiğini ifade ettiler. Fakat önceden kurulmuş bir plan tatbik edilmekteydi ve mutlaka bir neticeye ulaşmak gerekiyordu. Bu sebeple görevliler, onların gayet samimi ve doğru konuştuklarını bilmekle beraber, olaya son noktayı koymak üzere, “biz çalmadık, hırsız değiliz” diyorsunuz ama, “diyelim ki, düşük ihtimalde olsa, aradığımız şey sizin yanınızda çıkarsa bu suçun cezası nedir, bunu söyler misiniz?” diye sordular. Onlar da babaları Yâkub’un şeriatine göre lazım gelen cezayı söylediler. O da: “Malı çalan kişinin, çaldığı o mal karşılığında tutuklanması; hizmetçi veya köle edilmesi” idi. Böylece işe yarayacak cevabı bizzat onların ağızlarından almış oldular: 

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-45-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 45. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 45. Ayetinin Arapçası:وَاِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَحْدَهُ اشْمَاَزَّتْ قُلُوبُ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِۚ وَاِذَا ذُكِرَ الَّذ۪ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-44-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 44. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 44. Ayetinin Arapçası:قُلْ لِلّٰهِ الشَّفَاعَةُ جَم۪يعًاۜ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ Zümer Suresi 4 ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-43-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 43. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 43. Ayetinin Arapçası:اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُفَعَٓاءَۜ قُلْ اَوَلَوْ كَانُوا لَا يَمْلِكُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَعْقِلُونَ Züm ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-42-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 42. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 42. Ayetinin Arapçası:اَللّٰهُ يَتَوَفَّى الْاَنْفُسَ ح۪ينَ مَوْتِهَا وَالَّت۪ي لَمْ تَمُتْ ف۪ي مَنَامِهَاۚ فَيُمْسِكُ الَّت۪ي قَضٰى عَلَ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-41-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 41. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 41. Ayetinin Arapçası:اِنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ لِلنَّاسِ بِالْحَقِّۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-40-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 40. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 40. Ayetinin Arapçası:مَنْ يَأْت۪يهِ عَذَابٌ يُخْز۪يهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُق۪يمٌ Zümer Suresi 40. Ayetinin Meali (Anlamı):“Kendi ...