Yusuf Sûresi 42. Ayet Tefsiri


42 / 111


Yusuf Sûresi Hakkında

Yûsuf sûresi Mekke’de inmiştir. 111 âyettir. İsmini, içinde kıssası tafsilatlı bir şekilde anlatılan Yûsuf (a.s.)’dan alır. Mushaf tertibine göre 12, iniş sırasına göre 53. sûredir.

Yusuf Sûresi Konusu

Sûrenin ilk üç âyetinde gerçekleri açıklayan ve apaçık bir kitap olan Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerine, mânaları üzerinde aklımızı çalıştırıp anlayabilmemiz için Kur’an’ın Arapça olarak indirildiğine ve bu sûrede kıssaların en güzelinin anlatılacağına dikkat çekildikten sonra, 4. âyetten başlayarak 101. âyete kadar Yûsuf (a.s.)’ın kıssası anlatılır. Sûre, kıssadan alınması gereken ders, ibret ve öğütlerle nihâyete erer.

Yusuf Sûresi Nuzül Sebebi

Sa‘d b. Ebî Vakkâs (r.a.) der ki: Kur’ân-ı Kerîm Resûlullah (s.a.s.)’e indirilmeye başladı. Efendimiz (s.a.s.) bir müddet ashâbına inen âyetleri okudu. Onların, “Bize, biraz da kıssa anlatsanız” demeleri üzerine “Biz sana vahyettiğimiz bu Kur’an ile kıssaların en güzelini anlatıyoruz” (Yûsuf 12/3) diye başlayan Yûsuf (a.s.)’ın kıssası nâzil oldu. Yine Peygamberimiz onlara bir müddet Kur’ân-ı Kerîm’i okuyunca, bu sefer de: “Bize bazı şeyler anlatsanız” demeleri üzerine: “Allah, sözün en güzeli olan Kur’an’ı, âyetleri birbiriyle âhenkdâr, uyumlu, tıklım büklüm hakîkat dolu bir kitâb hâlinde indirdi” (Zümer 39/23) âyeti nâzil oldu. (Hâkim, el-Müstedrek, III, 345).

Başka bir rivayete göre de yahudiler Mekke müşriklerine akıl vererek “Muhammed’e sorun bakalım bilecek mi: İsrâiloğulları Mısır’a ne sebeple gidip oraya yerleşmişlerdi?” dediler. Mekke müşrikleri gelip Allah Resûlü (s.a.s.)’e bunu sorduklarında, cevap olarak Yûsuf sûresi nâzil olmuştur. (Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, XII, 170) Nitekim “Yûsuf ve kardeşlerinin yaşadıklarında, gerçeği arayanlar ve sorup öğrenmek isteyenler için nice dersler ve ibretler vardır” (Yûsuf 12/7) âyetindeki “soranlar” ifadesinde buna işaret edildiği görülmektedir.

Muhammed b. İshâk’a göre sûrenin iniş sebebi, kavmi tarafından zulme uğ­ramış olan Resûlullah (s.a.s.)’i teselli etmektir. Çünkü müşriklerin baskı­, eziyet ve işkenceleri karşısında Resûl-i Ekrem (s.a.s.) ve ashâbı zor durumda kalmışlardı. Bu zor durumdan bir çıkış yolu arıyorlardı. İşte böyle çile ve meşakkatlerin zirveye tırmandığı bir zamanda bu sûrenin inmesi, müslümanlar için mühim bir teselli ve ferahlama vesilesi olmuştur. Zira bu sûrede tafsilatlı olarak kıssası anlatılan Yû­suf (a.s.) da Filistin’de kardeşleri tarafından bazı kötülüklere mâruz kalmış; fakat so­nunda Mısır’ın devlet idâresinde söz sahibi olmuş, kendisine düşmanlık eden kardeşlerine de her bakımdan yardımcı olmuştu. (Elmalılı, Hak Dini, IV, 2841) Dolayısıyla Yûsuf (a.s.)’ın kıssası Peygamber Efendimiz ve ashâbına, sabrettikleri takdirde Hz. Yûsuf'a verilmiş olan mükâfatın bir benzerinin veri­leceğini ve Kureyşliler’in neticede mağlup olup kendilerine boyun eğeceğini müjdelemektedir. Gerçekten de Allah Resûlü (s.a.s.), müşriklerin baskısı karşısında Medine’ye hicret etmiş, sekiz sene son­ra Mekke’yi fethetmiş ve Kureyşliler ona boyun eğmiştir. İşin câlib-i dikkat yanı, Efendimiz (s.a.s.) Kureyşliler’e, Hz. Yûsuf’un Mısır’da kardeşlerine söylediği sözün aynısını söyle­yerek: “Bugün sizi perişan etmek yok, Allah sizi bağışlasın! O, merhamet­lilerin en merhametlisidir. (bk. Yûsuf 12/92) Gidiniz hepiniz serbest­siniz!” buyurmuştur. (Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 835; İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 142-143)

وَقَالَ لِلَّذ۪ي ظَنَّ اَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْن۪ي عِنْدَ رَبِّكَۘ فَاَنْسٰيهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّه۪ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِن۪ينَۜ۟ ﴿٤٢﴾
Karşılaştır 42: Yûsuf, o iki arkadaştan kurtulacağına inandığı kişiye: “Efendi­nin yanında benden söz et” dedi. Fakat şeytan ona, efendisinin yanında Yûsuf’tan söz etmeyi unutturdu. Bu yüzden Yûsuf birkaç yıl daha hapiste kaldı.

TEFSİR:

Yûsuf (a.s.) kurtulacağını bildiği kişiye, hapisten çıktıktan sonra efendisine kendisinden söz etmesini tembihler. Hapishanede gördüklerini, Yûsuf’un rüyaları en güzel şekilde tâbir edebildiğini ve aslında onun suçsuz yere hapse atılmış bir mazlum olduğunu söylemesini ister. Fakat o kişi hapisten çıkınca bunları efendisine söylemeyi unutur. Yûsuf da hapiste daha nice yıllar kalır. Âyette geçen اَلْبِضْعُ (bid‘) kelimesinin Arap dilindeki taşıdığı mânaların farklı oluşundan hareketle Hz. Yûsuf’un zindanda beş, yedi, on iki veya on dört sene kaldığı söylenmiştir. Bunlar içinde toplam on iki sene kaldığı görüşü meşhur olmuştur.

Âyet-i kerîme Hz. Yûsuf’un sadece Allah Teâlâ’dan değil de, bir mânada Rabbini unutarak bir mahluktan yardım istemesi sebebiyle, buna mukabil bir ceza olarak, fakat aynı zamanda manevî tekâmülüne vesile olması için daha uzun seneler hapiste kaldığına da işaret etmektedir. Buna göre Hz. Yûsuf o arkadaşına “Efendinin yanında benden söz et, belki buradan kurtulmama yardımcı olur” diyerek bir kuldan medet ummayacaktı. Eğer o yalnız Allah’a yönelip: “Ya Rabbi! Beni buradan bir an evvel kurtar” diye dua etseydi, o zaman araya şeytan girmeyecek ve Yûsuf da hapisten daha önce kurtulmuş olacaktı. Demek ki Hz. Yûsuf gibi “yakınlık ehli”ne yakışan şey, bütün istek ve arzularını yalnız Allah Teâlâ’ya havale etmektir.

Rivayete göre Cebrâil (a.s.) Hz. Yûsuf’un yanına gelerek, bu hususta yü­ce Allah’ın ona sitem ettiğini ve hapiste kalacağı süreyi uzattığını haber verdi. Aralarında şöyle bir konuşma geçti:

Cebrâil:

“- Ey Yûsuf, kardeşlerinin elinden öldürülmekten seni kur­taran kimdir?” O:

“- Yüce Allah” dedi.

“- Seni kuyudan çıkaran kimdir?”

“- Yüce Allah.”

“- Peki seni o hayâsızlığı işlemekten kim muhafaza etti?”

“- Yüce Allah.”

“- Nefsine bende olmuş o kadınların tuzaklarından seni koruyan kimdi?”

“- Yüce Allah.”

“- Peki nasıl olur da bir mah­lûka güvendin ve Rabbini unutup bizzat O’ndan dilekte bulunmadın” deyince, Hz. Yûsuf:

“- Rabbim, bu, yanılarak söylediğim bir sözdü. Ey İbrâhim’in, İshâk’ın ve yaşlı Ya’kub’un ilâhı! Bana merhamet buyurmanı dilerim” dedi. Bunun üzerine Hz. Cebrâil ona bundan dolayı ceza olarak bir kaç yıl da­ha hapiste kalacağını söyledi. (Kurtubî, el-Câmi‘, IX, 196)

Kıssanın şimdi anlatılacak kesitinde ise Hz. Yûsuf’un hapisten kurtuluş kapısını aralayacak ilâhî takdir peyderpey devreye giriyor:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-9-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 9. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 9. Ayetinin Arapçası:اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِدًا وَقَٓائِمًا يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّه۪ۜ قُلْ ه ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-8-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 8. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 8. Ayetinin Arapçası:وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُن۪يبًا اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-7-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 7. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 7. Ayetinin Arapçası:اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ وَلَا يَرْضٰى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَۚ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ۬ لَ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-6-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 6. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 6. Ayetinin Arapçası:خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-5-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 5. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 5. Ayetinin Arapçası:خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۚ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْل ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/08/zumer-suresi-4-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Zümer Suresi 4. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Zümer Suresi 4. Ayetinin Arapçası:لَوْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا لَاصْطَفٰى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۙ سُبْحَانَهُۜ هُوَ اللّٰهُ الْوَ ...