Necm Sûresi 43-49. Ayet Tefsiri


43-49 / 62


Necm Sûresi Hakkında

Necm sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 62 âyettir. İsmini 1. âyette geçen ve “yıldız” mânasına gelen اَلنَّجْمُ (necm) kelimesinden alır. Mushaf tertîbine göre 53, iniş sırasına göre ise 23. sırada yer alır. İçinde secde ayeti bulunan sûrelerden biridir.

Necm Sûresi Konusu

Kur’ân-ı Kerîm, Allah Teâlâ tarafından Cebrâil (a.s.) vasıtasıyla Resûlullah (s.a.s.)’e inzal buyrulmuştur. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.s.)’in tebliğ ettiği İslâm, onun kendi arzu ve istekleriyle ortaya attığı bir iddia değil, bütünüyle vahye ve kesin bilgiye dayanan en doğru dindir. O, hakîkatin ta kendisidir. Çünkü Peygamber (s.a.s.), bizzat kendi müşâhedelerine dayanan hakikatleri tebliğ etmiştir. O, kendisine vahiy getiren meleği kendi gözleriyle görmüş ve Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın büyük işaretlerini bizzat müşahede etmiştir. Müşriklerin tutundukları yol ise zanna dayanmaktadır. Taptıkları Lât, Menât, Uzza putlarının hiçbir gerçekliği yoktur. Meleklere Allah’ın kızları demeleri de, onların şefaatleriyle kurtulacaklarına inanmaları da bütünüyle zanna dayanan bir iddiadır. Sahip oldukları inançlarının ne naklî ne de aklî hiçbir delili yoktur. Onların kesin bilgiye dayanan İslâm’ı bırakıp sadece zanlarına tabi olmalarının altında yatan gerçek ise âhirete inanmayıp sırf dünyanın peşinden koşmalarıdır. Netice itibariyle Peygamber (s.a.s.)’in davetini kabul edenlerle etmeyenlerin karşılaşacakları sonuçlar farklı olacak; iman edip sâlih amel işleyenler mükafatlandırılırken, kötülük yapanlar da cezalandırılacaklardır. Bu sadece Hz. Muhammed (s.a.s.)’in verdiği bir haber değil, Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ gibi önceki tüm peygamberlerin tebliğ ettiği kadim ve değişmez bir hakîkattir. Bu gerçeklere inanmayan Nûh, Âd, Semûd ve Lût kavimleri nasıl helak edildilerse, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e inanmayanlar da öyle helak edileceklerdir. O halde ölüm ve kıyâmet gelmeden önce intibâha gelip Allah’a kulluğa dönmek gerekir.

Necm Sûresi Nuzül

         Mushaftaki sıralamada elli üçüncü, iniş sırasına göre yirmi üçüncü sûredir. İhlâs sûresinden sonra, Abese sûresinden önce Mekke’de nâzil olmuştur. Sadece 32. âyetinin Medine’de indiği rivayet edilmiştir, fakat bu âyetin öncesi ve sonrasıyla olan sıkı anlam bağı ve üslûp birliği bu rivayeti tereddüde açık bırakmaktadır (Derveze, I, 212, 228).

وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ ﴿٤٣﴾
وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ ﴿٤٤﴾
وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ ﴿٤٥﴾
مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ ﴿٤٦﴾
وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ ﴿٤٧﴾
وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ ﴿٤٨﴾
وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ ﴿٤٩﴾
Karşılaştır 43: Doğrusu güldüren de O’dur, ağlatan da!
Karşılaştır 44: Öldüren de O’dur, yaşatan da!
Karşılaştır 45: O’dur, iki cinsi, erkek ve dişiyi yaratan;
Karşılaştır 46: Bir damlacık sudan, ana rahmine atıldığı an!
Karşılaştır 47: Şüphesiz ölü bedenleri kıyâmette yeniden diriltmek O’na aittir.
Karşılaştır 48: Zengin eden de O’dur, fakir kılan da!
Karşılaştır 49: Müşriklerin taptığı Şi‘râ yıldızının Rabbi de ancak O’dur!

TEFSİR:

Yüce Allah’ın bu hayatta güldürmek-ağlatmak, öldürmek-yaşatmak, canlıları erkek-dişi olarak çift yaratmak, zengin etmek-fakir kılmak gibi birbirine zıt tecellilerde bulunması, hem O’nun sonsuz kudretinin bir tecellisi, hem de dünyaya karşılık âhiret hayatının olacağının bir delilidir. Zaten “Şüphesiz ölü bedenleri kıyamette yeniden diriltmek O’na aittir” (Necm 53/47) âyetiyle bu gerçeğe açıkça vurgu yapılır. Her şeyin Rabbi olan Allah Teâlâ’nın Şi‘râ yıldızının Rabbi olmasının özellikle beyân edilmesine gelince: Bu yıldız, gökte en parlak görünen yıldızdır. Güneşten 23 kat daha fazla parlak olup ışığı dünyaya ancak sekiz yılda ulaşır. Müşrikler, yıldızların insan hayatı üzerinde tesirli olduğuna inanır ve Şi‘râ yıldızına taparlardı. Âyet-i kerîme ne kadar parlak olsa da bu yıldıza değil, onu yaratan ve parıldatan Allah’a tapmaya davet etmektedir.

O Allah ki:
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri