Necm Sûresi 12-16. Ayet Tefsiri


12-16 / 62


Necm Sûresi Hakkında

Necm sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 62 âyettir. İsmini 1. âyette geçen ve “yıldız” mânasına gelen اَلنَّجْمُ (necm) kelimesinden alır. Mushaf tertîbine göre 53, iniş sırasına göre ise 23. sırada yer alır. İçinde secde ayeti bulunan sûrelerden biridir.

Necm Sûresi Konusu

Kur’ân-ı Kerîm, Allah Teâlâ tarafından Cebrâil (a.s.) vasıtasıyla Resûlullah (s.a.s.)’e inzal buyrulmuştur. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.s.)’in tebliğ ettiği İslâm, onun kendi arzu ve istekleriyle ortaya attığı bir iddia değil, bütünüyle vahye ve kesin bilgiye dayanan en doğru dindir. O, hakîkatin ta kendisidir. Çünkü Peygamber (s.a.s.), bizzat kendi müşâhedelerine dayanan hakikatleri tebliğ etmiştir. O, kendisine vahiy getiren meleği kendi gözleriyle görmüş ve Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın büyük işaretlerini bizzat müşahede etmiştir. Müşriklerin tutundukları yol ise zanna dayanmaktadır. Taptıkları Lât, Menât, Uzza putlarının hiçbir gerçekliği yoktur. Meleklere Allah’ın kızları demeleri de, onların şefaatleriyle kurtulacaklarına inanmaları da bütünüyle zanna dayanan bir iddiadır. Sahip oldukları inançlarının ne naklî ne de aklî hiçbir delili yoktur. Onların kesin bilgiye dayanan İslâm’ı bırakıp sadece zanlarına tabi olmalarının altında yatan gerçek ise âhirete inanmayıp sırf dünyanın peşinden koşmalarıdır. Netice itibariyle Peygamber (s.a.s.)’in davetini kabul edenlerle etmeyenlerin karşılaşacakları sonuçlar farklı olacak; iman edip sâlih amel işleyenler mükafatlandırılırken, kötülük yapanlar da cezalandırılacaklardır. Bu sadece Hz. Muhammed (s.a.s.)’in verdiği bir haber değil, Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ gibi önceki tüm peygamberlerin tebliğ ettiği kadim ve değişmez bir hakîkattir. Bu gerçeklere inanmayan Nûh, Âd, Semûd ve Lût kavimleri nasıl helak edildilerse, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e inanmayanlar da öyle helak edileceklerdir. O halde ölüm ve kıyâmet gelmeden önce intibâha gelip Allah’a kulluğa dönmek gerekir.

Necm Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada elli üçüncü, iniş sırasına göre yirmi üçüncü sûredir. İhlâs sûresinden sonra, Abese sûresinden önce Mekke’de nâzil olmuştur. Sadece 32. âyetinin Medine’de indiği rivayet edilmiştir, fakat bu âyetin öncesi ve sonrasıyla olan sıkı anlam bağı ve üslûp birliği bu rivayeti tereddüde açık bırakmaktadır (Derveze, I, 212, 228).

اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ﴿١٢﴾
وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ ﴿١٣﴾
عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ﴿١٤﴾
عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ ﴿١٥﴾
اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ﴿١٦﴾
Karşılaştır 12: Şimdi ey inkârcılar! Onun açık ve net olarak gördükleri konusunda hâlâ şüphe edip onunla tartışmaya mı kalkışıyorsunuz?
Karşılaştır 13: Yemin olsun ki Peygamber onu bir başka inişinde de gördü.
Karşılaştır 14: Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında.
Karşılaştır 15: Onun yanında da Me’vâ Cenneti vardır.
Karşılaştır 16: O an Sidre’yi bürüyen bürüyordu.

TEFSİR:

Resûlullah (s.a.s.) kendisine Kur’an’ı öğreten Cebrâil (a.s.)’ı, hakiki sûreti ve bütün kuvvetleriyle bir de Miraç’tan inerken görmüştür. Burada Cebrâil (a.s.)’ın makam itibariyle Peygamberimiz (s.a.s.)’den geride olduğuna bir işaret vardır. Zira Miraç gecesi Cebrâil (a.s.): “Bir parmak ucu daha yaklaşsaydım muhakkak yanardım” dediği makamda kalmış (bk. Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXVIII, 251), Efendimiz ondan ayrılıp daha ileri gitmişti. İşte söz konusu âyette geçen نَزْلَةً  (nezleten) “iniş”ten maksat, Resûlullah (s.a.s.)’in ilerleyip yüceldiği makamdan daha sonra Cebrâil’in yanına dönüşüdür.

Efendimiz (s.a.s.), yükseldiğ o yüce makamlardan dönerken Cebrâil (a.s.) Sidre-i Müntehâ’nın yanında onu bekliyordu. Peki Sidre-i Müntehâ neresiydi? Bununla alakalı üç önemli izah vardır:

    Sidre-i Müntehâ, altıncı veya yedinci kat gökte arşın sağ tarafında bulunan bir ağaçtır ki müttakilere vaad edilen cennetin nehirleri (bk. Muhammed 47/15) onun altından çıkar. Peygamberimiz (s.a.s.), onun meyvelerini tacın püsküllerine, yapraklarını da fil kulaklarına benzeterek (bk. Müslim, İman 259) şöyle buyurmuştur: “Öyle bir ağaç ki bir binici onun bir dalının gölgesinde yetmiş sene yol alır, yine de bitiremez.” (Tirmizî, Cennet 9/2541) Bu bilgilere göre, söz konusu ağacın, varlıkların cisim ve boyutları bakımından aldıkları son şekil ve emir âleminin sınırına dikilmiş bir ağaç, bir “oluşum ağacı” olduğu anlaşılır.

    Sidre-i Müntehâ, “en son hayret” mânasını ifade eder. Yani akılların, daha fazla hayret tasavvur edilemeyecek derecede hayrette kaldıkları bir makamda, Habîb-i Ekrem (s.a.s.) hayrete düşmemiş, şaşmamış, kendisini kaybetmemiş ve gördüğünü görmüştür.

    “Elbette son varış yeri Rabbinin huzuru olacaktır!” (Necm 53/42) âyetine göre “Müntehâ”dan maksat, Allah’tır. Bu yüzden Sidretü'l-Müntehâ da, mülkün mâlikine izâfeti kabilinden “Allah’ın sidresi” mânasına gelebilir.

Sidre-i Müntehâ’nın yanında “Cennetü’l-Me’vâ” vardır. Kelime olarak “kalınan, sığınılan cennet” demektir. Burası müttakîlerin ve şehitlerin varacakları cennettir.

Nebiyy-i Muhterem (s.a.s.) Mirac’a çıktığı zaman Sidre-i Müntehâ’yı bir kısım hârikulâde şeyler bürüyordu. Sidre’yi bürüyen şeyler hakkında Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

  “Melek beni Mirac’a çıkardı, derken Sidre’ye ulaştım. Onun Sidre olduğunu, yaprağını ve meyvasını tanıyordum. Az sonra onu Allah’ın emrinden bürüyen bürüyünce, âni bir değişikliğe uğrayıp hiç kimsenin tavsif edemeyeceği bir hale geldi ki, o hali ben de anlatamam.” (Buhârî, Salât 1; Müslim, İman 163; Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXVII, 72)

  “Altından kelebekler onu bürümüştü.” (Müslim, İman 259; Tirmizî, Cennet 9/2541)

  Onu Âlemlerin Rabbinin nuru bürüyor, o da nurlandıkça nurlanıyordu.

Şunu belirtmekte fayda var ki, göklerin, yerin ve tüm kâinatın Rabbi olan Allah katından gelen Kur’ân-ı Kerîm beşerî akılla tam olarak kavranması mümkün olmayacak şekilde derin mânalar taşıyan ne muazzam, ne esrarengiz bir kitaptır. İşte bu Kur’an, bizim göremediğimiz, bilemediğimiz, büyüklüğünü ve güzelliğini hayal bile edemeyeceğimiz âlemleri, sanki bir mahallenin sokaklarını tarif edercesine anlatıyor, duyularımızın nüfûz etmesinin imkân dışı olduğu gayb âlemlerinin haritasını çıkarıyor. Bu bakımdan, bu âyetlerde geçen mevki ve varlıkların neler olduğu konusunda birbirinden çok farklı rivayetler gelmiş, farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Burada net olarak söylenecek bir şey varsa o da şu olmalıdır: Mirâc gibi bizim bir gecenin çok kısa bir anında cereyan eden bir olay gözüyle baktığımız bu esrârengiz yolculuk kimbilir kaç tane kâinat tarihini içinde barındırıyor. Âyetlerin tasvir ettiği bu muazzam varlık âlemi içinde bizim dünyamız ve çocuksu kavgalarımız ne kadar küçük düşüyor. Daha önemlisi, bu küçük dünya üzerindeki bir anlık ömrümüzden sonra gideceğimiz yerde bizi neler, ne süprizler bekliyor! (bk. Kandemir ve diğerleri, II, 1811)

Efendimiz (a.s.)’ın Miraç’ta gördüklerine tekrar dönecek olursak:
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/06/suara-suresi-50-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Şuarâ Suresi 50. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Şuarâ Suresi 50. Ayetinin Arapçası:قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ Şuarâ Suresi 50. Ayetinin Meali (Anlamı):Sihirbazlar: “Hi ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/06/suara-suresi-49-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Şuarâ Suresi 49. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Şuarâ Suresi 49. Ayetinin Arapçası:قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/06/suara-suresi-48-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Şuarâ Suresi 48. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Şuarâ Suresi 48. Ayetinin Arapçası:رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ Şuarâ Suresi 48. Ayetinin Meali (Anlamı):“Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine!” dediler.Şuarâ Suresi 48 ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/06/suara-suresi-47-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Şuarâ Suresi 47. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Şuarâ Suresi 47. Ayetinin Arapçası:قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ Şuarâ Suresi 47. Ayetinin Meali (Anlamı):“Şüphesiz biz Âlemlerin Rabbine i ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/06/suara-suresi-46-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Şuarâ Suresi 46. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Şuarâ Suresi 46. Ayetinin Arapçası:فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ Şuarâ Suresi 46. Ayetinin Meali (Anlamı):Gerçeği farkeden sihirbazlar derhal sec ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/06/mescid-i-haram-kuranda-geciyor-mu-180689.jpg
Mescid-i Haram Kur’an’da Geçiyor mu?

Kur’an-ı Kerim’de geçen Mescid-i Haram ile alâkalı bazı ayet-i kerîmeler... “Ya siz hacılara sakalığı ve Mescid-i Haram’ın îmârını Allah’a ve Âhiret ...