Târık Sûresi Ömer Çelik Meali


SÛRE

MEAL LiSTESi


Karşılaştır Târık Sûresi 1: Yemin ederim göğe ve Tãrık’a.
وَالسَّمَٓاءِ وَالطَّارِقِۙ ﴿١﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 2: Bilir misin Tãrık ne?
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الطَّارِقُۙ ﴿٢﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 3: O, karanlıkları delip geçen parlak bir yıldızdır.
اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ ﴿٣﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 4: Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde bir gözetleyici, bir koruyucu bulunmasın.
اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌۜ ﴿٤﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 5: Hangi şeyden yaratıldı, bir düşünsün insan!
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ ﴿٥﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 6: Yaratıldı fışkırarak dökülen basit bir sudan,
خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ ﴿٦﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 7: Omurga kemiği ile göğüs bölgesi arasından çıkan.
يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ ﴿٧﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 8: Elbette insanı yoktan var eden Allah’ın, onu yeniden hayata döndürmeye de gücü yeter.
اِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه۪ لَقَادِرٌۜ ﴿٨﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 9: O gün bütün gizlilikler meydana serilir.
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُۙ ﴿٩﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 10: İnsanın, Allah’ın cezalandırmasına mâni olacak ne bir gücü olur, ne de bir yardımcısı.
فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ ﴿١٠﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 11: Yemin ederim dönümlü ve döndürümlü göğe,
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الرَّجْعِۙ ﴿١١﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 12: Bitkilerin çıkması için çatlayıp patlayan yere ki:
وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِۙ ﴿١٢﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 13: Bu Kur’an, hiç şüphesiz, hak ile bâtılı ayıran kesin bir sözdür.
اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌۙ ﴿١٣﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 14: O, asla bir şaka, bir eğlence değildir.
وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِۜ ﴿١٤﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 15: Kâfirler, vargüçleriyle tuzak kurup duruyorlar.
اِنَّهُمْ يَك۪يدُونَ كَيْدًاۙ ﴿١٥﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 16: Ben de onların tuzaklarına karşı tuzak kuruyorum.
وَاَك۪يدُ كَيْدًاۚ ﴿١٦﴾
Karşılaştır Târık Sûresi 17: Onun için sen o kâfirlere biraz mühlet ver, bir süre onları kendi hallerine bırak!
فَمَهِّلِ الْكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا ﴿١٧﴾