Ahzâb Sûresi 32-34. Ayet Tefsiri


32-34 / 73


Ahzâb Sûresi Hakkında

Ahzâb sûresi Medine’de hicrî beşinci yılın sonlarında inmiştir. 73 âyettir. İsmini, 20. âyette geçen اَلأحْزَابُ (ahzâb) kelimesinden alır. “Ahzâb” topluluk, grup, parti, bölük gibi mânalara gelen اَلْحِزْبُ (hizb) kelimesinin çoğuludur. İnsanın her gün okumayı mutat hale getirdiği dua demetine ve Kur’an’da bir cüz’ün dörtte birine de hizb denilir. Bu sûrede “ahzâb” kelimesiyle, müslümanlara karşı savaşmak için birleşen müşrik Arap kabileleri ve onlara katılan diğer düşman güçleri kastedilir. Mushaf tertîbine göre 33, iniş sırasına göre 97. sûredir.

Ahzâb Sûresi Konusu

Resûlullah (s.a.s.)’in şahsında tüm mü’minlere Allah’tan korkup kâfirlere ve münafıklara itaat etmeme, Kur’an’a ittibâ ve Allah’a tevekkül gibi temel ahlâkî esaslara yer vererek başlayan sûrede üç mühim tarihî hâdiseden bahsedilir:

  Hicrî 5. yılın Şevvâl ayında vuku bulan Hendek, diğer ismiyle Ahzâb savaşı ve bu vesileyle münafıkların iç dünyalarının ortaya konması, ruh hallerinin tasvir edilmesi.

  Hicrî 5. yılın Zilkâde ayında yapılan Benî Kurayza gazvesi, bu vesileyle mü’minlere zafer ve ganimetlerin müjdelenmesi.

  Yine Hicrî 5. yılın Zilkâde ayında meydana gelen Peygamberimiz (s.a.s.)’in Hz. Zeynep’le evlenmesi ve bu hâdise esas alınarak evlatlıkla alakalı hükümlerin düzenlenmesi.

Bu hâdiseler Ahzâb sûresinin ne zaman indiği hususunda net bir fikir verdiği gibi, sûrede temas edilen diğer konular da bu üç ana hâdise etrafında döner durur. Hususiyle Resûlullah (s.a.s.)’in müstesnâ şahsiyeti, Allah katındaki değeri, kendisine ve hanımlarına mahsus evlenme, boşanma, örtünme hükümleri; mü’minlerin Efendimiz (s.a.s.) ve hanımlarıyla olan içtimâî münâsebetlerine dâir edep kâideleri beyân edilir. Allah ve Rasûlü’ne  karşı saygısız davranan kimselerin hem dünya, hem de âhiretteki fecî sonlarından birer manzara sunularak, mü’minlerin bu hususta daha dikkatli olmaları istenir. Sûre din ve kulluk emânetini taşımanın ehemmiyeti ve zorluğunu dile getirerek nihâyete erer.

Ahzâb Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada otuz üçüncü, iniş sırasına göre doksanıncı sûredir. Âl-i İmrân sûresinden sonra, Mümtehine sûresinden önce Medine’de inmiştir. İbn İshak’a göre hicretten sonra nâzil olmuştur; geliş tarihi bakımından Medine’de nâzil olan sûrelerin dördüncüsüdür.

يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَٓاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذ۪ي ف۪ي قَلْبِه۪ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَعْرُوفًاۚ ﴿٣٢﴾
وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يرًاۚ ﴿٣٣﴾
وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى ف۪ي بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَط۪يفًا خَب۪يرًا۟ ﴿٣٤﴾
Karşılaştır 32: Ey Peygamber hanımları! Siz diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Allah’a gönülden saygı duymalı, O’na karşı gelmekten sakınmalı ve dâimâ konumunuzun gerektirdiği şekilde davranmalısınız. Bu sebeple, nâmahrem bir erkekle yumuşak ve cilveli bir edayla konuşmayın ki, kalbinde hastalık bulunan kimse size karşı herhangi bir şeytânî ümide kapılmasın. Size yaraşır şekilde ciddî ve ölçülü konuşun!
Karşılaştır 33: Dışarı çıkmanızı gerektiren zarurî bir sebep olmadıkça evlerinizde ağırbaşlılıkla oturun. Mecburi bir iş için çıkmanız gerektiğinde ise, eski câhiliye devri kadınlarının yaptığı gibi, süslerinizi ve câzibenizi dışarı vurarak çıkmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin. Ey Peygamber’in şerefli hâne halkı! Allah bu emirleriyle sizden her türlü kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.
Karşılaştır 34: Evlerinizde size okunan Allah’ın âyetleri ve hikmet düstûrları üzerinde çalışın ve bunlardan gerekli dersi alın. Şüphesiz Allah, her şeyin bütün inceliklerini bilir ve her şeyden hakkıyla haberdârdır.

TEFSİR:

Peygamber (s.a.s.)’in hanımları, diğer kadınlardan biri gibi değildir. Onlar, Peygamberlerin en hayırlısının eşleri ve mü’minlerin anneleridir. Dolayısıyla, eğer Allah ve Resûlü yanındaki şereflerini artırmak ve devam ettirmek istiyorlarsa, şu hususlara dikkat etmek ve ümmetin diğer kadınlarına da güzel bir numûne olmak mecbûriyetindedirler:

Birincisi; takvâ: Allah’a gönülden saygı duymalı, kalpleri Allah korkusuyla çarpmalı, O’na karşı gelmekten sakınmalı ve dâima bulundukları yüce makamın gerektirdiği şekilde davranmalıdırlar. Nefsin bütün menfî temayüllerini silmeli, ruhânî melekeleri şahlandırıp zirveleştirmelidirler.

İkincisi; zaruretler halinde yabancı erkeklerle konuşmalarında bir sakınca yoktur. Fakat onlarla konuşmak veya onların sözüne cevap vermek durumunda kaldıklarında yumuşak, tatlı ve cilveli bir edâ ile konuşmamalıdırlar. Aksine yapmacıktan uzak, vakar ve ciddiyetle konuşmalıdırlar. Çünkü kadının ses tonundaki yumuşaklık, cilve ve tatlılık, konuşmasındaki kaypaklık, karşısındaki çürük kalpli bir erkeğin nefsânî hislerini harekete geçirebilir ve ilerisi için şeytânî bir arzu duymasına sebep olabilir. Bu yüzden Cenâb-ı Hak, 30. âyette pek çirkin bir fiil olan zinadan men edince, burada da insanı bu hayâsızlığa götürecek öncü vesilelerden men etmektedir.

Üçüncüsü; evlerinde vakarla, ağırbaşlılıkla oturmalı, esas karar kıldıkları yer evleri olmalıdır. İslâm’dan önceki câhiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılarak, süslerini ve câzibelerini teşhir ederek dışarı çıkmamalı; kırıtarak, kırıla döküle yürümemelidirler. Bu emir, onların hiçbir zaman evlerinden çıkmayacakları mânasına gelmemekle birlikte, daha çok evlerinde kalmalarını ve bir mecbûriyet olmadıkça dışarı çıkmamalarını istemekte, dışarı çıktıklarında da nasıl bir İslâmî tesettür ve edep dâiresinde çıkmaları gerektiğini belirtmektedir.

Rivayete göre Hz. Âişe bu âyet-i ke­rîmeyi okuduğu zaman, başörtüsünü ıslatıncaya kadar ağlar, bu âyete aykırı hareket edip, Cemel ve Sıffîn gibi talihsiz hâdiselere katıldığı için üzülürdü. (Kurtubî, el-Câmi‘, XIV, 180)

Evinden pek fazla dışarı çıkmayan Hz. Sevde’ye:

“–Niçin diğer kardeşlerinin yaptığı gi­bi haccetmiyor, umreye gitmiyorsun?” diye sorulmuştu. O da:

“–Daha önce haccımı ve umremi yaptım. Allah da bana evimde kalmamı emrediyor. O hâlde neden çıkayım ki?!” karşılığını verdi.

Hâdiseyi nakleden râvî der ki:

“Allah’a yemin ederim ki, odasının kapısından ce­nazesi çıkarılıncaya kadar dışarı çıkmadı.” (Kurtubî, el-Câmi‘, XIV, 180)

Dördüncüsü; namazı dosdoğru kılmalı, mâlî imkânları ölçüsünde zekâtlarını vermeli ve sadece bahsedilen konularla sınırlı kalmayıp her hususta Allah ve Rasûlü’ne itaat etmelidirler. Çünkü Allah Teâlâ, bu emir ve yasaklarıyla onlardan her türlü kiri, günahı, kötü fiilleri ve mezmûm ahlâkî sıfatları giderip onları tertemiz kılmak ve en güzel ahlâkî vasıflarla onları tezyîn etmek istemektedir. Bu tâlimatların faydası, -hâşâ- Allah’a değil, elbette kendileri içindir. “Ehl-i Beyt”ten maksat, Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’in hanımları, çocukları ve torunlarıdır. Hz. Ali de onlara dâhildir.

Beşincisi; evlerindeki vakitlerini de daha ziyade Allah’ın âyetlerini ve hikmetin ta kendisi olan Resûlullah (s.a.s.)’in sünnetlerini okuyup öğrenerek ve bunların gereğini tatbik ederek dolduracaklardır. Yâni İslâm dininin ne kadar farzı, vâcibi, sünneti, müstehabı, ahlâk ve âdabı varsa hepsini öğrenip yerine getirmeye; ne kadar haramları, mekruhları ve şüphelileri varsa bunların da hepsini öğrenip sakınmaya çalışacaklardır.

Şüphesiz Resûlullah (s.a.s.)’in âile hayatı, bütün müslümanlar için en mükemmel bir örnektir. Dünyada ondan daha temiz, daha nezih, daha huzurlu; Allah ve Rasûlü’ne itaatin feyzi, bereketi ve nûru ile dopdolu bir aile tasavvur etmek mümkün değildir. Orası Allah’a kulluğun, ihlâsın, ihsânın, aşk ve muhabbetin zirvede olduğu pek şerefli bir makamdır. İşte Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerîmelerde o müstesnâ ve emsalsiz âile yuvasının temel esaslarını beyân ederek, müslümanlardan “karargâhı evi olan anne merkezli” nasıl bir İslâmî saadet ve huzur dolu, burcu burcu Allah ve Rasûlü’ne muhabbetle itaat kokan aile istediğini haber vermektedir. O ailede sâliha anne evin direği olacak; evine, çocuklarına, emânetlere sahip çıkacaktır. O evde namaz kılınacak, zekât verilecek, Allah’ın âyetleri ve Peygamberin sünnetleri okunup müzâkere edilecek, bunların gereği öğrenilip tatbik edilecektir. Evin hanımı ne kadar ahlâken en mükemmel örnek olan Efendimiz’in hanımlarına yaklaşabilir, evin beyi de ne kadar Efendimiz (s.a.s.) ile aynîleşebilir, o ev ne kadar nebevî aile iklîminden izler taşıyabilirse, o kadar güzelleşecek, o kadar huzurlu hale gelecektir. Öyle bir aile ortamında yetişen evlatlar da birer gül misali, Allah Resûlü (s.a.s.)’in ve onun güzîde hanımlarının kokusunu taşıyacaktır.

Bu sebeple, onlara ait bir kısım özel hükümleri açıklamakla birlikte, bahsedilen konuların sadece Peygamberimiz (s.a.s.)’in eşlerine mahsus olmadığı, bilakis bunların bütün müslümanları şumûlüne aldığı gelen âyette şöyle beyân buyrulur:
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/araf-suresinin-170-ayeti-ne-anlatiyor-195878-m.jpg
Araf Suresinin 170. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: وَالَّذ۪ينَ يُمَسِّكُونَ بِالْكِتَابِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُصْلِح۪ينَ Kitaba sımsıkı sarı ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/araf-suresinin-162-ayeti-ne-anlatiyor-195860-m.jpg
Araf Suresinin 162. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: فَبَدَّلَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ الَّذ۪ي ق۪يلَ لَهُمْ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاء ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/araf-suresinin-158-ayeti-ne-anlatiyor-195826-m.jpg
Araf Suresinin 158. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَم۪يعًاۨ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/araf-suresinin-151-ayeti-ne-anlatiyor-195812-m.jpg
Araf Suresinin 151. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِاَخ۪ي وَاَدْخِلْنَا ف۪ي رَحْمَتِكَۘ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ۟ Mûsâ, “Ey rabbim! Beni ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/hz-omerin-ra-hafizlara-verdigi-ogutler-195805-m.jpg
Hz. Ömer’in (ra.) Hâfızlara Verdiği Öğütler

Ashâb-ı kirâm, her hususta olduğu gibi Kur’ân’a bağlılık ve onun muhtevâsını gönül âlemlerinde hazmederek canlı bir Kur’ân hayâtı yaşama husûsunda da ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/07/araf-suresinin-147-ayeti-ne-anlatiyor-195797-m.jpg
Araf Suresinin 147. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: وَالَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا ...