Ahzâb Sûresi 30-31. Ayet Tefsiri


30-31 / 73


Ahzâb Sûresi Hakkında

Ahzâb sûresi Medine’de hicrî beşinci yılın sonlarında inmiştir. 73 âyettir. İsmini, 20. âyette geçen اَلأحْزَابُ (ahzâb) kelimesinden alır. “Ahzâb” topluluk, grup, parti, bölük gibi mânalara gelen اَلْحِزْبُ (hizb) kelimesinin çoğuludur. İnsanın her gün okumayı mutat hale getirdiği dua demetine ve Kur’an’da bir cüz’ün dörtte birine de hizb denilir. Bu sûrede “ahzâb” kelimesiyle, müslümanlara karşı savaşmak için birleşen müşrik Arap kabileleri ve onlara katılan diğer düşman güçleri kastedilir. Mushaf tertîbine göre 33, iniş sırasına göre 97. sûredir.

Ahzâb Sûresi Konusu

Resûlullah (s.a.s.)’in şahsında tüm mü’minlere Allah’tan korkup kâfirlere ve münafıklara itaat etmeme, Kur’an’a ittibâ ve Allah’a tevekkül gibi temel ahlâkî esaslara yer vererek başlayan sûrede üç mühim tarihî hâdiseden bahsedilir:

  Hicrî 5. yılın Şevvâl ayında vuku bulan Hendek, diğer ismiyle Ahzâb savaşı ve bu vesileyle münafıkların iç dünyalarının ortaya konması, ruh hallerinin tasvir edilmesi.

  Hicrî 5. yılın Zilkâde ayında yapılan Benî Kurayza gazvesi, bu vesileyle mü’minlere zafer ve ganimetlerin müjdelenmesi.

  Yine Hicrî 5. yılın Zilkâde ayında meydana gelen Peygamberimiz (s.a.s.)’in Hz. Zeynep’le evlenmesi ve bu hâdise esas alınarak evlatlıkla alakalı hükümlerin düzenlenmesi.

Bu hâdiseler Ahzâb sûresinin ne zaman indiği hususunda net bir fikir verdiği gibi, sûrede temas edilen diğer konular da bu üç ana hâdise etrafında döner durur. Hususiyle Resûlullah (s.a.s.)’in müstesnâ şahsiyeti, Allah katındaki değeri, kendisine ve hanımlarına mahsus evlenme, boşanma, örtünme hükümleri; mü’minlerin Efendimiz (s.a.s.) ve hanımlarıyla olan içtimâî münâsebetlerine dâir edep kâideleri beyân edilir. Allah ve Rasûlü’ne  karşı saygısız davranan kimselerin hem dünya, hem de âhiretteki fecî sonlarından birer manzara sunularak, mü’minlerin bu hususta daha dikkatli olmaları istenir. Sûre din ve kulluk emânetini taşımanın ehemmiyeti ve zorluğunu dile getirerek nihâyete erer.

Ahzâb Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada otuz üçüncü, iniş sırasına göre doksanıncı sûredir. Âl-i İmrân sûresinden sonra, Mümtehine sûresinden önce Medine’de inmiştir. İbn İshak’a göre hicretten sonra nâzil olmuştur; geliş tarihi bakımından Medine’de nâzil olan sûrelerin dördüncüsüdür.

يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ مَنْ يَأْتِ مِنْكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرًا ﴿٣٠﴾
وَمَنْ يَقْنُتْ مِنْكُنَّ لِلّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتَعْمَلْ صَالِحًا نُؤْتِهَٓا اَجْرَهَا مَرَّتَيْنِۙ وَاَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقًا كَر۪يمًا ﴿٣١﴾
Karşılaştır 30: Ey Peygamber hanımları! Sizden kim çirkinliği âşikâr bir günahla huzurumuza gelirse, onun cezası iki kat verilecektir. Şüphesiz bu, Allah için pek kolaydır.
Karşılaştır 31: Sizden kim de Allah’a ve Rasûlü’ne itaat eder, sâlih ameller işlerse, onun mükâfatını iki kat vereceğiz. Biz ona cennette çok hoş, güzel ve bol bir rızık hazırlamışızdır.

TEFSİR:

30. âyette yer alan اَلْفَاحِشَةُ (fâhişe) kelimesi, zinâ da dâhil olmak üzere hayasız, terbiyesiz, çirkin işleri ifade eder. Resûlullah (s.a.s.)’e baş kaldırarak, onu zor durumda bırakacak ve kederlendirecek hareketlerde bulunmak da bunun muhtevâsına dâhildir. Fakat buradaki ifade, Resûlullah (s.a.s.)’in hanımlarından birinin böyle bir edepsizlik yapmış olma ihtimali bulunduğu mânasına gelmez. Bilakis bu ikaz, onların mü’minlerin anneleri olduklarını unutmamaları gerektiğini, bu sebeple ahlâkî mes’uliyetlerinin büyük olduğu ve davranışlarının mükemmel, temiz ve saf olması lâzım geldiğini beyân eder. Nitekim Cenâb-ı Hak, Peygamberimiz (s.a.s.)’e hitap ederek: “Eğer Allah’a ortak koşarsan bütün amellerin kesinlikle boşa gider” (Zümer 39/65) buyurur. Elbette ki bu, Efendimiz (a.s.)’ın şirk koşma ihtimali olduğu anlamına gelmez; bilakis Peygamber (s.a.s.)’e ve bu vesileyle diğer müslümanlara, şirkin çok çok sakınılması gereken büyük bir günah olduğunu hatırlatır.

Bununla birlikte, Efendimiz’in eşleri faraza böyle bir suçu işleseler, Peygamber’in hanımı olmak gibi büyük bir makamda bulunmaları sebebiyle ve o makamın değerini zedelemenin bir bedeli olmak üzere, cezaları, diğer hür kadınlarınkinin iki katı olacaktır. Bu durumda Peygamber hanımı olmaları onları kurtarmayacak, sonsuz kudret ve kuvvet sahibi olan Allah onları hesaba çekip cezalandıracaktır. Buna mukâbil onlar günahtan uzak durup, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederek sâlih ameller işledikleri takdirde de, yine bulundukları o yüksek makamın gereği olarak, diğer kadınlara göre iki kat mükâfat elde edeceklerdir.

Allah Teâlâ bu meseleyi böylece karara bağlamıştır. Çünkü:
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri