Ra'd Sûresi 23-24. Ayet Tefsiri


23-24 / 43


Ra'd Sûresi Hakkında

Ra‘d sûresi Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğini söyleyenler de olmuştur. 43 âyettir. İsmini, 13. âyetindeki ve “gök gürültüsü” mânasına gelen اَلرَّعْدُ (ra‘d) kelimesinden almıştır. Mushaf tertîbine göre 13, nüzûl sırasına göre 87. sûredir.

Ra'd Sûresi Konusu

Sûre, Peygamberimiz (s.a.s.)’e inzâl buyrulan Kur’ân-ı Kerîm’in Allah tarafından gönderilmiş kesin, gerçek, doğru bir kitap olduğu esası etrafında döner durur. Kur’an’ın getirdiği temel esaslar olan tevhid, âhiret ve nübüvvet konularına tekrar tekrar temas eder. Bu esasları ispat sadedinde aklî ve mantıkî deliller serdeder. Bunlara samimiyetle iman edenlerin elde edecekleri mükâfatları, bunlara sırtını dönenlerin ise uğrayacakları hazin ve feci neticeleri haber verir. İslâm düşmanlarının ileri sürdükleri bir kısım itirazları üstü kapalı olarak ele alıp, iknâ edici bir şekilde cevaplandırır. Böylece oluşabilecek şüpheleri izale etmiş olur. Hususiyle İslâm’ı yaşama ve tebliğ etme yolunda gayret gösteren, bu uğurda çilelere sabredip Allah’ın yardımını bekleyen mü’min gönülleri teselli eder; onlara parlak bir gelecek için ümit ve cesaret aşılar.

Ra'd Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada on üçüncü, iniş sırasına göre doksan altıncı sûredir. Muhammed sûresinden sonra, Rahmân sûresinden önce nâzil olmuştur; Mekke’de mi Medine’de mi indiği hakkında farklı rivayet ve tesbitler vardır. Mushaftaki tertibe göre sûrenin Mekke’de inmiş olan ve hurûf-i mukattaa ile başlayan sûrelerin arasına yerleştirilmiş olması, üslûbunun Mekkî sûrelere benzemesi, muhtevasında tevhid ilkeleri, müşriklerin kınanması ve yerilmesi gibi konuların yer alması sebebiyle Mekke’de inmiş olduğu rivayeti tercih edilmiştir; 31-32. âyetlerinin Mekke’de, diğerlerinin ise Medine’de indiğini, ayrıca tamamının Medine döneminde geldiğini söyleyenler de vardır.

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍۚ ﴿٢٣﴾
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ ﴿٢٤﴾
Karşılaştır 23: Bu güzel hayat, onların babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden iyi olanlarla beraber girecekleri Adn cennetleridir. Melekler de her kapıdan yanlarına varıp onlara şöyle derler:
Karşılaştır 24: “Sabrettiğinizden dolayı size selâm olsun! Bakın, dünya hayatının mutlu sonu ne kadar güzelmiş!”

TEFSİR:

Onlar Adn cennetlerine yerleşeceklerdir. عدن (‘adn) kelimesi sözlükte “devamlı ikamet edilen yer, bir şeyin merkezi ve ortası, bir cevher veya madenin aslı” gibi mânalara gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de جَنَّاتُ عَدْنٍ  (cennâtü adn) şeklinde cen­net kelimesiyle birlikte âhirette “müminlerin sonsuza kadar kalacağı çeşitli cennetleri tasvir etmek üzere” zikredilir. Bu cennetler içinde güzel meskenle­r, tahtlar, altın ve incilerle süslenmiş ince ipekten yeşil elbiseler, altın ve gümüşten takılar, sabah ak­şam ikram edilen türlü yiyecekler, eşlerine bağlı huriler ve çeşitli ırmaklar bulunmaktadır. (bk. Tevbe 9/72; Nahl 16/31; Meryem 19/61; Fâtır 35/33) Bahsedilen Adn cennetlerine yerleşen mü’minlerin huzur ve mutluluklarının tam olması için, baba, eş, evlat ve torunların da onlarla birlikte o cennetlere girecekleri müjdesi verilir. Ancak bunun için “salah” şartı getirilmektedir. Bunun mânası, iman, sâlih amel, güzel ahlâk ve iyiliklerle buna layık olmak demektir. Bu şart gerçekleşmeden, sadece cennetlik kimsenin akrabası olmak, onlarla birlikte cennete girmeye kafi gelmeyecektir. Cennetlikler nimet, huzur ve mutluluk içinde hoş vakit geçirirken melekler de, o bahtiyar kulların yanına her kapıdan girecek, onlara selam vereceklerdir. Onlara, dünyada ilâhî emirlere uymaya, yasaklardan sakınmaya, her türlü belâ ve musibete, fakirlik ve yoksulluğa, Allah yolunda cihada sabrettiklerinden dolayı bu güzel neticeye ulaştıklarını söyleyeceklerdir.

Takdire şayân özellikleri dile getirilen bu güzel insanların tam karşısına kulluk sorumluluklarını yerine getirmeyen, hatta tam aksini yapan kötü kimseler konmaktadır:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri