Ra'd Sûresi 15. Ayet Tefsiri


15 / 43


Ra'd Sûresi Hakkında

Ra‘d sûresi Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğini söyleyenler de olmuştur. 43 âyettir. İsmini, 13. âyetindeki ve “gök gürültüsü” mânasına gelen اَلرَّعْدُ (ra‘d) kelimesinden almıştır. Mushaf tertîbine göre 13, nüzûl sırasına göre 87. sûredir.

Ra'd Sûresi Konusu

Sûre, Peygamberimiz (s.a.s.)’e inzâl buyrulan Kur’ân-ı Kerîm’in Allah tarafından gönderilmiş kesin, gerçek, doğru bir kitap olduğu esası etrafında döner durur. Kur’an’ın getirdiği temel esaslar olan tevhid, âhiret ve nübüvvet konularına tekrar tekrar temas eder. Bu esasları ispat sadedinde aklî ve mantıkî deliller serdeder. Bunlara samimiyetle iman edenlerin elde edecekleri mükâfatları, bunlara sırtını dönenlerin ise uğrayacakları hazin ve feci neticeleri haber verir. İslâm düşmanlarının ileri sürdükleri bir kısım itirazları üstü kapalı olarak ele alıp, iknâ edici bir şekilde cevaplandırır. Böylece oluşabilecek şüpheleri izale etmiş olur. Hususiyle İslâm’ı yaşama ve tebliğ etme yolunda gayret gösteren, bu uğurda çilelere sabredip Allah’ın yardımını bekleyen mü’min gönülleri teselli eder; onlara parlak bir gelecek için ümit ve cesaret aşılar.

Ra'd Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada on üçüncü, iniş sırasına göre doksan altıncı sûredir. Muhammed sûresinden sonra, Rahmân sûresinden önce nâzil olmuştur; Mekke’de mi Medine’de mi indiği hakkında farklı rivayet ve tesbitler vardır. Mushaftaki tertibe göre sûrenin Mekke’de inmiş olan ve hurûf-i mukattaa ile başlayan sûrelerin arasına yerleştirilmiş olması, üslûbunun Mekkî sûrelere benzemesi, muhtevasında tevhid ilkeleri, müşriklerin kınanması ve yerilmesi gibi konuların yer alması sebebiyle Mekke’de inmiş olduğu rivayeti tercih edilmiştir; 31-32. âyetlerinin Mekke’de, diğerlerinin ise Medine’de indiğini, ayrıca tamamının Medine döneminde geldiğini söyleyenler de vardır.

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ ۩ ﴿١٥﴾
Karşılaştır 15: Göklerde ve yerde her kim ve her ne varsa, isteyerek veya zorunlu olarak, hem kendileri hem de gölgeleri sabah akşam dâimâ yalnızca Allah’a secde ederler.

TEFSİR:

Göklerde ve yerde bulunan herkes ve her şey, zorunlu olarak Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu kanunlara uymak ve ona itaat etmek mecburiyetindedir. Mü’mini de kâfiri de bu kaideye tâbidir. Ancak mü’minle kâfirin secdesi, itaat ve teslimiyeti arasındaki fark, mü’minin imandan neş’et eden kalbî bir şevk ve heyecan içinde, zevkine ve şuuruna vararak itaat etmesi, kâfirin ise bunu arzusu hilafına zorla yapmasıdır. Her ne kadar gönülden istemese de kâfirin, kendisini kuşatan bu ilâhî kanunlara karşı gelmesi takatinin sınırlarını aşmaktadır. Diğer taraftan, varlıkların sadece kendileri değil aynı zamanda gölgeleri de, sahiplerinin kalbî durumlarına bağlı olarak, isteyerek veya istemeyerek Allah’ın kanunlarına teslim olur, O’nun emrine itaat ederler. “Gölgelerin secde etmesi”, Allah’ın emriyle onların sabahları batıya doğru, akşamları ise doğuya doğru mütemâdiyen düşüyor olmalarıdır. Bu da onların belli bir kanuna tâbi olduklarını gösterir. Ayrıca burada akıl ve ruhlara göre, beden ve cesetlerin birer gölge durumunda olduklarına işaret vardır. Çünkü ruhlar nûrânî, cisimler zulmanîdir.

Tüm varlığın kendi kudret kabzasında olduğunu bildirdikten sonra Cenab-ı Hak, rabliğinin ve ilahlığının daha net anlaşılabilmesi için müşriklere peşpeşe  şu susturucu soruların sorulmasını ister:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri