Nisâ Sûresi 48. Ayet Tefsiri


48 / 176


Nisâ Sûresi Hakkında

Nisâ sûresi Medine’de nâzil olmuştur, 176 âyettir. İsmini, birinci âyette geçen ve “kadınlar” mânasına gelen اَلنِّسَاءُ (Nisâ) kelimesinden alır. Ayrıca bu kelime sûre boyunca sıkça tekrar edilmektedir. Mushaf tertîbine göre 4, nüzûl sırasına göre 98. sûredir. Kur’ân-ı Kerîm’in 114 sûresi içinde اَلرِّجَالُ (ricâl) yani “Erkekler” ismini taşıyan bir sûre olmayıp, “Nisâ” ismiyle anılan bir sûrenin olması ve sûrede daha çok kadınlarla alakalı konuların ele alınması, İslâm’ın kadına verdiği değer açısından dikkat çekicidir. Daha önce hep ikinci planda tutulmuş ve hakları yenmiş kadınları onurlandırmanın ve onları İslâm toplumu içinde layık oldukları yere oturtmanın açık bir işaretidir. 

Nisâ Sûresi Konusu

Sûrede öncelikle toplumun temeli olan ailenin istikrarı için gereken tavsiye ve direktifler verilir. Bu açıdan bilhassa nikah ve mirasla alakalı hükümler açıklanır. Kadından ve kadınların toplum içindeki yerinden bahsedilir. Kadınlarla erkeklerin aynı asıldan geldiklerine vurgu yapılarak, akrabalık haklarına riayet emredilir. Emanetin ehline verilmesinin ve adâletin lüzumu hatırlatılır. Ayrıca vakit namazı, korku namazı, namaz için gerekli taharet ve teyemmüm gibi konulara temas edilerek insanların sağlam ve sıhhatli bir kulluk şuuru oluşturmalarında önemli hususlara yer verilir. Mü’minler kendilerini savunmaya teşvik edilir. Bununla birlikte onlara İslâm’ı tebliğ etmenin ehemmiyeti de öğretilir. Hicretin hükmü açıklanır. Mü’minlerle “münafıklar, yahudiler ve müşrikler” arasındaki münâsebetlere ait hükümler getirilir. Yahudilerin bazı yanlış inanç, tutum ve davranışları tenkit ve tashih edilir. Her şeyin ötesinde en çok müslüman fert ve toplumu kuvvetlendirme ve sağlam bir birlik oluşturma gayesiyle, müslüman şahsiyetinin ve ahlâkî karakterinin mükemmel, yüksek ve güçlü olması yönünde telkinler yapılır.

İbn Abbas (r.a.) şöyle der:

Nisâ suresinde bulunan sekiz âyet, bu ümmet için güneşin üzerine doğduğu ve battığı şeylerin hepsinden hayırlıdır:

Allah, haramları ve helâlleri size apaçık bildirerek yolunuzu aydınlatmak istiyor …” (Nisâ 4/26)

Allah sizi günahlardan, yanlış yollara gitmekten koruyup affına ve rahmetine yöneltmek diliyor.…” (Nisâ 4/27)

Allah sizin yükünüzü hafifletip dinî hayatı yaşanılır kılmak istiyor. …” (Nisâ 4/28)

 “Siz eğer yasaklanan büyük günahlardan sakınırsanız, biz sizin küçük günahlarınızı örteriz…” (Nisâ 4/31)

Allah zerre kadar bile olsa kimseye zulmetmez.” (Nisâ 4/40)

 “Allah, kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun altındaki günahları ise dilediği kimse için affeder…” (Nisâ 4/48)

 “Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, şüphesiz Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olarak bulur.” (Nisâ 4/110)

“Eğer siz şükredip inanırsanız Allah size ne diye azap etsin.” (Nisâ 4/147) (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân, I, 448)

Nisâ sûresi, içerisinde hukukî ve ahlâkî hükümlerin en çok bulunduğu sûrelerden birisidir. Kulların bütün bu ağır hükümlerin üstesinden gelebilmeleri için sûreye takvâdan ve Allah’ın her şeyi görüp bildiğinden söz edilerek başlanmaktadır.

Nisâ Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada dördüncü, iniş sırasına göre doksan ikinci sûredir. Mümtehine sûresinden sonra, Zil âl’den önce inmiştir. Bakara, Enfâl, Âl-i İmrân, Ahzâb ve Mümtehine sûreleri Medine’de Nisâ’dan önce nâzil olmuştur. Sûrenin, hicretten sonra 5 veya 6. yılda, Müreysî Gazvesi’nde dinî hükümler ve uygulamalar arasına girdiği bilinen teyemmüm âyetini ihtiva etmesi ağırlıklı olarak bu yıllarda indiğini düşündürmektedir. Buhârî’de yer alan (“Ferâiz”, 14) Nisâ sûresinin 176. âyetinin Kur’an’ın son âyeti olduğu yönündeki rivayet dikkate alındığında, başka bazı sûreler gibi bunun da nüzûlünün geniş bir sürede tamamlandığı söylenebilir.  Sûrenin hicret günlerinde veya Mekke’de nâzil olduğunu ifade eden rivayetler zayıf bulunmuştur. “Ey insanlar!” hitabıyla başlayan sûrelerin Mekke’de vahyedildiği yönündeki kabulden hareketle ileri sürülen son iddiaya şöyle karşı çıkılmıştır: Medine’de geldiği bilinen birçok âyette benzer hitaplar bulunmaktadır ve Medine’de “ey insanlar!” denildiğinde bununla yalnızca Medineliler kastedilmez; dolayısıyla bu hitap Mekke’de inişin işareti değildir (İbn Âşûr, IV, 212).

Nisâ Sûresi Fazileti

İbn Abbas (r.a.) şöyle der:

Nisâ suresinde bulunan sekiz âyet, bu ümmet için güneşin üzerine doğduğu ve battığı şeylerin hepsinden hayırlıdır:

Allah, haramları ve helâlleri size apaçık bildirerek yolunuzu aydınlatmak istiyor …” (Nisâ 4/26)

Allah sizi günahlardan, yanlış yollara gitmekten koruyup affına ve rahmetine yöneltmek diliyor.…” (Nisâ 4/27)

Allah sizin yükünüzü hafifletip dinî hayatı yaşanılır kılmak istiyor. …” (Nisâ 4/28)

 “Siz eğer yasaklanan büyük günahlardan sakınırsanız, biz sizin küçük günahlarınızı örteriz…” (Nisâ 4/31)

Allah zerre kadar bile olsa kimseye zulmetmez.” (Nisâ 4/40)

 “Allah, kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun altındaki günahları ise dilediği kimse için affeder…” (Nisâ 4/48)

 “Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, şüphesiz Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olarak bulur.” (Nisâ 4/110)

“Eğer siz şükredip inanırsanız Allah size ne diye azap etsin.” (Nisâ 4/147) (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân, I, 448)

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْمًا عَظ۪يمًا ﴿٤٨﴾
Karşılaştır 48: Allah, kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun altındaki günahları ise dilediği kimse için affeder. Kim Allah’a şirk koşarsa, hiç şüphesiz korkunç bir iftirada bulunmuş, pek büyük bir günah işlemiş olur.

TEFSİR:

Allah Teâlâ bu âyette hiçbir surette affetmeyeceği tek günah olarak şirki göstermektedir. Her şeyin Rabbi ve sahibi olan Cenâb-ı Allah gayyûrdur; kendisine bir ortağı hiçbir surette kabul etmez. Bunun dışındaki günahların affedilme durumu ise O’nun yüce lütfuna ve keremine bağlıdır; dilediğini affeder, dilediğini cezalandırır.

Rivayete göre Hz. Ali: “Kur’ân’da en çok hoşuma giden âyet, «Allah, kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun altındaki günahları ise, dilediği kimse için affeder» (Nisâ 4/48) âyetidir” demiştir. (Tirmizî, Tefsir 4/23)

Hadis-i kudside şöyle buyrulur:

“Kim bana hiçbir şeyi ortak koşmamak şartıyla dünya dolusu günahla gelse, ben kendisini bir o kadar mağfiretle karşılarım.” (Müslim, Zikir 22; Tirmizî, Da‘avat  99)

Nebiyy-i Ekrem (s.a.s.):

“Cebrâil bana geldi; «Ümmetinden Allah’a ortak koşmayarak ölen kimse cennete girer» dedi” buyurunca, Ebu Zerr (r.a.):

“- Zina edip hırsızlık yapsada mı?” diye sordu. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s.):

“- Zina da etse, hırsızlık da yapsa neticede cennete girer” buyurdu. (Buhârî, Rikak 14; Müslim, Zekât 32)

Bu bakımdan şâirin şu beyti ne kadar mânidârdır:

“Münkeşif olması ezdâd iledir eşyânın

Şîve-i mağfirete cürm ü günehdir bâis.” (Pertev Paşa)

“Her şeyin varlığı zıddı ile anlaşılır. İyiyi, ancak kötü ile karşılaştırarak idrâk ederiz. Beyaz, siyaha göre beyazdır. Büyük, küçüğün yanında büyüklüğünü gösterir. İşte bunun gibi Allah Teâlâ’nın kullarını affetmesi de yine kulların işledikleri kabahat ve günahlardan sonra tecelli eder, kendini gösterir. Yani suç ve günahın olmadığı yerde «affın» bahis konusu olmayacağı tabiîdir.”

Bilinmelidir ki şirkin, Allah’tan başka ilâh edinme şeklindeki kaba biçiminden başka, başta riya olmak üzere daha gizli olan çeşitleri de vardır. İşte kâmil bir iman, şirkin her türlüsünden uzak durmayı gerektirir. Her türlü benlik iddialarından geçerek varlıklarını Allah’ı bilmeye ve O’nu bulmaya adamış olan Hak dostları, şirkin müsamaha edilmeyeceği şuurunu derinleştirmişler, şirkten uzak durma hususunda çok ince bir yol tutmuşlar, şirkin açığını ve gizlisini tamamıyla terk etmişlerdir. Rableriyle olan muamelelerini, kalplerinden geçen hususları bu zaviyeden sürekli teftişe tâbi tutmuşlardır. Mevlâlarından başka hiçbir şeye sevgi göstermemeye ve O’ndan başka hiçbir şeyden korkmamaya gayret göstermişlerdir. Çünkü kâinatta olan biten şeylerde O’ndan başka hiçbir şeye ait gerçek bir tesir ve fiil bulunmadığını kabul ve tasdik etmişlerdir. Böylece O’ndan başka hiçbir şeye gerçek bir varlık atfetmeyerek tevhidlerini sağlamlaştırıp şirkin her türlüsünden uzaklaşmışlardır.  

Allah dostlarından Hüseyin Lâmekânî Hazretleri, dostlarından birine yazdığı mektupta şöyle der: “Dostum! Kendi vaktinizde Hakk’ın menzilini ve mertebesini bilmek, Hakk’ın sevmediği fiilleri, sözleri, sıfatları ve zâtı terk eylemektir. Şimdi düşünün, «Hak Teâlâ’nın kuluyuz ve O’nu her şeyden çok severiz» dersiniz. Hakk’ın sevmediği fiillerinizden, sıfatlarınızdan ve zâtınızdan Hak aşkına ve Allah muhabbeti için neyi terk ettiniz? Neden vazgeçtiniz? Biliniz ki, o terk edip vazgeçtiğiniz miktar, Allah katında sizin dereceniz ve mertebeniz olacaktır. Fakat, «Fiillerimizden, sıfatlarımızdan ve zâtımızdan Hakk’ın sevmediği nedir?» diye soracak olursanız, şunu söyleyebilirim: «Hak Teâlâ kendi sözlerinden gayrı sözü, kendi fiillerinden gayrı fiili, kendi sıfatlarından gayrı sıfatı ve kendi zâtından gayrı zâtı sevmez…»”

Bu bakımdan insanın, nefsini tüm menfiliklerden arındırarak Rabbin ölçülerine göre temizlenmesi zor bir iştir. Buna rağmen bazı kendini bilmezler böyle bir tezkiye iddiasında bulunabilirler. Onlara cevaben buyruluyor ki:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/06/tur-suresinin-tefsiri-195668-m.jpg
Tûr Sûresinin Tefsiri

Tûr sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 49 âyettir. İsminin 1. âyette geçip dağ mânasına gelen ve hususiyle Hz. Mûsâ’nın Allah Teâlâ ile konuştuğu dağın a ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/06/araf-suresinin-71-ayeti-ne-anlatiyor-195659-m.jpg
Araf Suresinin 71. Ayeti Ne Anlatıyor?

Kur’an’da buyrulur: قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌۜ اَتُجَادِلُونَن۪ي ف۪ٓي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/06/araf-suresinin-58-ayeti-ne-anlatiyor-195637-m.jpg
Araf Suresinin 58. Ayeti Ne Anlatıyor?

Kur’an’da buyrulur: وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۚ وَالَّذ۪ي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ اِلَّا نَكِدًاۜ كَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/06/araf-suresinin-56-ayeti-ne-anlatiyor-195585-m.jpg
Araf Suresinin 56. Ayeti Ne Anlatıyor?

Kur’an’da buyrulur: وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًاۜ اِنَّ رَحْمَتَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ مِنَ الْمُحْسِن۪ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/06/araf-suresinin-44-ayeti-ne-anlatiyor-195561-m.jpg
Araf Suresinin 44. Ayeti Ne Anlatıyor?

Kur’an’da buyrulur: وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/araf-suresinin-40-ayeti-ne-anlatiyor-195548-m.jpg
Araf Suresinin 40. Ayeti Ne Anlatıyor?

Kur’an’da buyrulur: اِنَّ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَٓاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْج ...