Vâkıa Sûresi 92. Ayet Tefsiri


92 / 96


Vâkıa Sûresi Hakkında

Vâkıa sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 96 âyettir. İsmini, kıyametin isimlerinden biri olan ve “hâdise, olay” gibi mânalara gelen birinci âyetteki اَلْوَاقِعَةُ  (vâkıa) kelimesinden alır. Mushaftaki sıralamada 56, iniş sırasına göre 46. suredir.

Vâkıa Sûresi Konusu

Kıyâmetin kopuşuyla beraber insanların, sâbikûn, ashâb-ı meymene ve ashâb-ı meş’eme olmak üzere üç gruba ayrılacağı ve bunların âhirette karşılaşacakları iyi ya da kötü neticeler dikkat çekici bir üslup ve tablolarla haber verilir. Allah Teâlâ’nın bunları yapabilecek kudrete sahip olduğunun açık delilleri bildirilir. Kur’an’ın belli vasıfları ve büyük bir nimet olduğu hatırlatıldıktan sonra, kaçınılmaz ölüm gerçeği akılları susturacak ve hisleri donduracak dehşetli yönleriyle dikkatlere sunulur. Başta bahsedilen üç grubun âkıbeti tekrar hülâsa edilerek sûre nihâyete erer.

Vâkıa Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada elli altıncı, iniş sırasına göre kırk altıncı sûredir. Tâhâ sûresinden sonra, Şuarâ sûresinden önce Mekke’de nâzil olmuştur. Sadece 81-82. âyetlerinin Medine’de indiği rivayet edilmiştir; fakat bunların önceki ve sonraki âyetlerle konu ve üslûp açısından bir bütün oluşturması bu rivayetin gerçekliğinde tereddüt uyandırmaktadır (Derveze, III, 100). İbn Atıyye de bu sûredeki bazı âyetlerin Medine’de veya bir sefer sırasında indiğine dair rivayetlerin sağlam olmadığını belirtir (V, 238).

Vâkıa Sûresi Fazileti

Abdullah b. Mesud (r.a.)’ı ölüm hastalığında ziyaret eden Hz. Osman:

“- Sana beytülmalden bir bağışta bulunulmasını emredeyim mi?” diye sorar. İbn Mesud buna ihtiyacı olmadığını söyler. Osman (r.a.):

“- Senden sonra hiç olmazsa kızlarına kalır” deyince İbn Mesud (r.a.):

“- Sen kızlarımı merak etme. Ben onlara her gece Vâkıa sûresini okumalarını öğrettim. Zira ben Resûlullah (s.a.s.)’in «Her kim her gece Vâkıa sûresini okursa ona fakirlik dokunmaz» buyurduğunu işitmiştim” der. (İbn Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe, II, 726)

TEFSİR:

Bunlardan:

    “Mukarrebûn” zümresi en üstün ve en önde olanlardır. Bunlara verilecek nimetler özetle şunlardır:

  Ravh: Ebedi bir rahat, rahmet, ferahlık, daimî bir hayat.

  Reyhân: Hoş kokulu güzel rızıklar.

  Naîm cenneti: Hiç kederi olmayan nimet, saadet ve mutlulukla dolu cennet.

Peygamberimiz şöyle buyurur:

“Mü’minin ruhu bir kuş olur, öldükten sonra tekrar cesedine iade edilinceye kadar cennetteki ağaçlarda dilediği gibi uçarak yer, içer.” (Nesâî, Cenâiz 117; İbn Mace, Zühd 32)

    “Ashâb-ı yemîn”, ikinci sırada gelmektedir ve bunlar da cennetliktir. Bunlar cennette her türlü afet, bela ve kederlerden selâmette olacak, birbirlerine selam vereceklerdir. Melekler de onlara selâm verecektir.

    Daha önce “ashâb-ı şimâl” olarak bildirilen “gerçekleri yalanlayanlar, sapıklar” ise cehenneme girecek, son derece yakıcı ateşine yaslandırılacak ve onun kaynar suyundan içecektir.

Bütün bunlar, hiç şakası olmayan, gerçekten ve kesinlikle vuku bulacak olan hâdiselerdir.

Kâfirler inanmasalar da gerçek budur. O halde onların inanıp inanmamalarına kulak asmadan Ulu Rabbin yüce ismini tesbihe devam etmek gerekir:
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri