Kamer Sûresi 20. Ayet Tefsiri


20 / 55


Kamer Sûresi Hakkında

Kamer sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 55 âyettir. İsmini 1. âyette geçen ve “ay” mânasına gelen اَلْقَمَرُ (kamer) kelimesinden alır. Resmî tertîbe göre 54, iniş sırasına göre 37. suredir.

Kamer Sûresi Konusu

Ayın yarılması gibi büyük mûcizeleri gördükleri halde küfür ve şirk bataklığına ısrarla batmaya devam eden müşrikler uyarılır. Onlar bir taraftan mahşer gününün dehşetli manzaraları ile korkutulurken, bir taraftan da önceden gelip helak edilmiş kavimlerin feci âkıbetleri hatırlatılarak dünyada uğrayacakları bela ve musîbetlerle ikaz edilirler. Kur’ân-ı Kerîm, gerçekleri anlamak için en büyük bir nimet iken, ona gereken alakayı göstermeyenler tekrar tekrar kınanır. Sûre, Peygamber (s.a.s.) ile müşrikler arasında başlayan amansız mücâdelenin, Peygamber’in gâlibiyetiyle sona ereceğini; onun düşmanları kaynar cehennem ateşinde yüzüstü süründürülürken, dostlarının Yüce Allah’ın katında doğruluk makamında ebedî nimetlere erişeceğini haber vererek sona erer.

Kamer Sûresi Nuzül Sebebi

         Mushaftaki sıralamada elli dördüncü, iniş sırasına göre otuz yedinci sûredir. Târık sûresinden sonra, Sâd sûresinden önce Mekke’de nâzil olmuştur.

TEFSİR:

Âd kavminin kıssası, neler yaptıkları ve nasıl helak edildikleri önceki sûrelerde tafsilatlı olarak anlatılmıştı. (bk. A‘râf  7/65-72; Hûd 11/50-60), Şuarâ 26/123-140) Burada kıssa en can alıcı yönleriyle hülasa edilir. Öncelikle helak edilişlerinin sebebi, kendilerini Allah’a kulluğa çağıran peygamberleri yalanlamaları ve ilâhî uyarıları dikkate almamalarıdır. Onları helak etmek üzere Allah Teâlâ uğursuz bir günde, hatta uğursuzluğu onların helakiyle sona ermeyip kıyamete kadar berzahta da devam edecek bir günde soğuk, dondurucu ve uğultulu bir fırtına göndermiştir. Bu fırtına onları bulundukları yerden çekip koparıyor, yoluyor, fırlatıyordu. Onları tepeleri üzere bırakıyor, boyunlarını kırıyor, böylece başları vücutlarından ayrılıyordu. Sanki onları, kökünden sökülmüş hurma kütükleriymiş gibi yerlere seriyordu. Ad kavmi iri cüsseli insanlar oldukları için, fırtınanın tesiriyle başları kopup yere devrildikçe, kökünden sökülüp yıkılmış hurma kütüklerine benzer bir manzara arz ediyorlardı. Bunda da şüphesiz düşünüp ibret alacaklar için nice dersler vardır.

Peygamberini yalanlayıp helâke uğrayan diğer bir kavmin dehşetli âkibeti:
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2026/10/alak-suresi-tefsiri-203518-m.jpg
Alak Suresi Tefsiri

Alak sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 19 âyettir. İlk beş âyeti, Hira dağında Peygamberimiz (s.a.s.)’e ilk kez nâzil olan âyetlerdir. ALAK SURESİ TEFS ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2026/10/kamer-suresi-1-2-ayetler-ne-anlatiyor-203501-m.jpg
Kamer Suresi 1-2. Ayetler Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: AYIN İKİYE BÖLÜNMESİ MUCİZESİ Kamer Suresi 1-2. Ayetler Arapça: اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ وَاِنْ يَ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2026/10/tin-suresi-tefsiri-dinle-203488-m.jpg
Tin Sûresi Tefsiri Dinle

Tîn sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 8 âyettir. İsmini birinci âyetteki “incir” mânasına gelen اَلتّ۪ينُ  (tîn) kelimesinden alır. Mushaf tertîbine gör ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2026/10/necm-suresi-39-41-ayetler-ne-anlatiyor-203475-m.jpg
Necm Suresi 39-41. Ayetler Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimelerde şöyle buyrulur: İNSANA ANCAK ÇALIŞTIĞI VARDIR Necm Suresi 39-41. Ayetler Arapça: وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2023/06/tin-suresinin-fazileti-191640-m.jpg
Tin Suresinin Fazileti

Tîn sûresi, Mekke döneminde Burûc sûresinden sonra nâzil olmuştur. Adını ilk âyette geçen “tîn” (incir) kelimesinden alır. Sekiz âyettir. TÎN SÛRESİ’ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2026/10/necm-suresi-24-25-ayetler-ne-anlatiyor-203451-m.jpg
Necm Suresi 24-25. Ayetler Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimelerde şöyle buyrulur: İNSAN HER İSTEDİĞİNE KAVUŞABİLİR Mİ? KUR’ÂN NE DİYOR? Necm Suresi 24-25. Ayetler Arapça: اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا ...