Abese Sûresi 25. Ayet Tefsiri


25 / 42


Abese Sûresi Hakkında

Abese sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 42 âyettir. İsmini, “yüzünü ekşitmek, buruşturmak, surat asmak, bir şeyden hoşlanmadığını yüz ifadeleriyle belirtmek” mânalarına gelen عَبَسَ (‘abese) kelimesinden alır. Mushaf tertîbine göre 80, iniş sırasına göre ise 24. sûredir.

Abese Sûresi Konusu

İslâm tebliğinin kimlere ve ne şekilde yapılması gerektiğine dâir temel esaslar beyân edilir. Kur’ân-ı Kerîm’in yüceliğine dikkat çekilerek, onun insanların imanına değil, insanların ona imana muhtaç oldukları ima edilir. Allah Teâlâ’nın, başta yaratma olmak üzere türlü ikram ve ihsanları hatırlatılarak, insana bu nimetlerin hakiki sahibi olan Rabbini tanıyıp O’na yönelmesi telkin edilir. Kıyâmet gününün dehşeti çok canlı manzaralar halinde tasvîr edilerek, mü’minin sevindirici, kâfirin ise hazin âkıbeti gözler önüne serilir.

Abese Sûresi Nuzül Sebebi

Mushaftaki sıralamada sekseninci, iniş sırasına göre yirmi dördüncü sûredir. Necm sûresinden sonra, Kadir sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Rivayete göre bir gün Hz. Peygamber müşriklerin ileri gelenlerinden bir gruba dini tebliğ ederken yanlarına müminlerden olup gözleri görmeyen Abdullah İbn Ümmî Mektûm gelmiş ve Hz. Peygamber’e yaklaşarak Kur’an âyetlerinden bir kısmını kendisine tekrarlamasını veya açıklamasını istemişti. Etkisi azalacağı için konuşmasının kesilmesinden rahatsız olan Hz. Peygamber Abdullah’a ilgi göstermemiş, bunun üzerine bu sûrenin Resûlullah’ı uyaran ilk on âyeti inmiştir (Tirmizî, “Tefsîr”, 73; Taberî, XXX, 32-33).

TEFSİR:

Cenâb-ı Hak, yaratıp dünyaya getirdiği insanı sahipsiz ve çaresiz bırakmamıştır. Ona yaşaması için ihtiyaç duyacağı tüm nimetleri ihsan etmiştir. Bu sebeple insan, önce kendi varlığı üzerinde düşünmeye davet edildikten sonra, ikinci olarak kendisine ihsan edilen bu güzel ve eşsiz nimetler üzerinde tefekküre çağrılmaktadır. Zira insan ancak bu yolla Allah’ın kudretinin büyüklüğünü tanıyabilecek, O’na inanıp bağlanacak; bunca lutuf ve ihsanları karşısında minnet ve şükran hisleriyle dolup O’na samimiyetle kulluk edecek ve emirlerini tutup yasaklarından kaçınacaktır. Eğer böyle yapmazsa zararı kendinedir. Çünkü imtihan için verilen bu kısa ömür yakında bitecek ve yaptıklarının hesabını vereceği korkunç bir gün gelecektir:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/araf-suresinin-31-ayeti-ne-anlatiyor-195530-m.jpg
Araf Suresinin 31. Ayeti Ne Anlatıyor?

Kur’an’da buyrulur: يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/araf-suresinin-23-ayeti-ne-anlatiyor-195520-m.jpg
Araf Suresinin 23. Ayeti Ne Anlatıyor?

Kur’an’da buyrulur: قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ (Âdem ile eşi) ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2015/03/kuran-ı-kerim-702x336.jpg
Kur’ân-ı Kerîm’de Sahâbileri Öven Âyetler

Haklarında ittifâk edilen ve sahâbe-yi kirâm hazerâtını en belirgin özellikleriyle ortaya koyan âyetler... SAHABİLERİ ÖVEN AYETLER İslâm ile Felâha ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/araf-suresinin-12-ayeti-ne-anlatiyor-195500-m.jpg
Araf Suresinin 12. Ayeti Ne Anlatıyor?

Kur’an’da buyrulur: قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسْجُدَ اِذْ اَمَرْتُكَۜ قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۚ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/araf-suresinin-3-ayeti-ne-anlatiyor-195471-m.jpg
Araf Suresinin 3. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: اِتَّبِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُون ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2024/05/enam-suresinin-160-ayeti-ne-anlatiyor-195438-m.jpg
Enam Suresinin 160. Ayeti Ne Anlatıyor?

Ayet-i kerimede buyrulur: مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ ...