Talâk Sûresi



Talâk Sûresi Hakkında

Talâk sûresi Medine’de nâzil olmuştur. 12 âyettir. İsmini, birinci âyette bahsedilen talâk (boşama) hükmünden alır. Mushaf tertîbine göre 65, iniş sırasına göre ise 100. sûredir.

Talâk Sûresi Konusu

Sûrede boşamanın nasıl yapılacağı, boşanmada şâhitlik, boşanan kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken süre, nafaka ve barınma hakkı ve çocuğun emzirilmesi ile alakalı düzenlemeler yapılır. Toplumların sağlam temeller üzerine oturması ve bekası için ailenin ehemmiyetine dikkat çekilir. Allah’ın emrine uygun hareket etmeyen fert ve toplumların hazin âkıbetlerine temas edilerek, kurtuluş için iman ve sâlih amelin şart olduğu te’yîden bildirilir.

Talâk Sûresi Nuzül

         Mushaftaki sıralamada altmış beşinci, iniş sırasına göre doksan dokuzuncu sûredir. İnsan sûresinden sonra, Beyyine sûresinden önce Medine’de nâzil olmuştur.

Talâk Sûresi Arapça Yazılışı

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ رَبَّكُمْۚ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ لَا تَدْر۪ي لَعَلَّ اللّٰهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذٰلِكَ اَمْرًا
1.
فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَق۪يمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِۜ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًاۙ
2.
وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا
3.
وَالّٰٓـ۪ٔي يَئِسْنَ مِنَ الْمَح۪يضِ مِنْ نِسَٓائِكُمْ اِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍۙ وَالّٰٓـ۪ٔي لَمْ يَحِضْنَۜ وَاُو۬لَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِه۪ يُسْرًا
4.
ذٰلِكَ اَمْرُ اللّٰهِ اَنْزَلَهُٓ اِلَيْكُمْۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُعْظِمْ لَهُٓ اَجْرًا
5.
اَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَٓارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّۜ وَاِنْ كُنَّ اُو۬لَاتِ حَمْلٍ فَاَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتّٰى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۚ فَاِنْ اَرْضَعْنَ لَكُمْ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۚ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍۚ وَاِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُٓ اُخْرٰىۜ
6.
لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّٓا اٰتٰيهُ اللّٰهُۜ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا مَٓا اٰتٰيهَاۜ سَيَجْعَلُ اللّٰهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا۟
7.
وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ اَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِه۪ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَابًا شَد۪يدًا وَعَذَّبْنَاهَا عَذَابًا نُكْرًا
8.
فَذَاقَتْ وَبَالَ اَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ اَمْرِهَا خُسْرًا
9.
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًا فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِۚۛ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚۛ قَدْ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكُمْ ذِكْرًاۙ
10.
رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقًا
11.
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّۜ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا
12.

Talâk Sûresi Türkçe Meali (Ömer Çelik)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1.
Ey Peygamber! Eşlerinizi boşayacağınız zaman, iddetlerini dikkate alarak onları boşayın; iddet günlerini de iyice hesap edin. Rabbiniz olan Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Boşanmış eşleri, zinâ ve hırsızlık gibi apaçık bir hayâsızlık yapmadıkça, iddet süresince kocalarıyla birlikte yaşadıkları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkıp gitmesinler. Bunlar, Allah’ın belirlediği sınırlardır. Kim Allah’ın belirlediği sınırları çiğnerse, gerçekten kendisine yazık etmiş olur. Bilemezsin, belki de Allah bundan sonra yeni bir durum meydana getiriverir.
2.
Bekleme sürelerinin sonuna vardıklarında, onları ya meşrû ölçüler içinde ve haklarına riâyet ederek nikâhınız altında tutun ya da onlardan meşrû ölçüler içinde ve haklarına riâyet ederek ayrılın. İçinizden adâlet sahibi iki kişiyi de şâhit tutun. Ey şâhitler! Siz de şâhitliği Allah için dürüst ve dikkatli bir şekilde yapın. Allah’a ve âhiret gününe inananlara verilen öğüt budur. Kim Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınırsa, Allah zorluklar karşısında ona bir çıkış kapısı açar.
3.
Onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah’a güvenip dayanırsa Allah ona yeter. Allah buyruğunu mutlaka gerçekleştirir. Allah, her şey için belli bir ölçü koymuştur.
4.
Boşanmış olan kadınlarınız içinde âdetten kesilmiş olanların bekleme sûreleri hakkında tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Herhangi bir sebeple henüz âdet görmemiş olanların bekleme süreleri de bu kadardır. Hâmile kadınların bekleme süreleri, çocuklarını doğurunca sona erer. Kim Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde kolaylık verir.
5.
Bütün bunlar, Allah’ın size gereğince amel etmeniz için indirdiği emirleridir. Kim Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınırsa, Allah onun günahlarını örter ve mükâfatını kat kat artırır.
6.
Boşadığınız kadınları, bekleme sürelerini tamamlayıncaya kadar imkânlarınız ölçüsünde kendi oturduğunuz evin bir bölümünde oturtup geçimlerini sağlayın. Onları sıkıştırıp da evden çıkmaya zorlamak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hâmile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin hesâbınıza çocuğunuzu emzirirlerse onlara ücretlerini ödeyin. Ücret konusunda aranızda meşrû çerçevede ve güzelce konuşup anlaşın. Eğer anlaşmada zorlanırsanız, bu durumda, çocuğu babasının hesâbına başka bir kadın emzirebilir.
7.
Varlıklı kimse, imkânına göre nafakayı ve ücreti bol versin. Maddî imkânları dar olan da, Allah’ın kendisine verdiği kadarından versin. Allah, herkesi ancak kendisine verdiği imkân nispetinde yükümlü tutar. Allah her zorluktan sonra bir kolaylık var edecektir.
8.
Nice ülkelerin halkları taşkınlık ederek Rablerinin ve O’nun gönderdiği peygamberlerin emirlerine başkaldırdılar da, biz de onları şiddetli bir biçimde hesâba çektik ve kendilerini eşi benzeri görülmemiş bir azapla cezalandırdık.
9.
Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsrân oldu.
10.
Allah onlar için âhirette de şiddetli bir azap hazırlamıştır. Öyleyse ey iman etmiş akıl sahipleri! Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Gerçek şu ki, Allah size neyin iyi neyin kötü olduğunu bildiren ve size öğüt veren bir kitap indirdi.
11.
Bir de yaşayan kitap olarak bir peygamber gönderdi. O pey­gamber, iman edip sâlih amel işleyenleri küfür karanlıklarından iman nûruna çıkarmak için, size gerçeği açıklayan ve yolunuzu aydın­latan apaçık mesajlar olarak Allah’ın âyetlerini okuyup tebliğ ediyor. Kim Allah’a iman eder sâlih ameller işlerse, Allah onu, ebedi­yen kalmak üzere, içinde ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Allah ona gerçekten güzel bir rızık nasip etmiştir.
12.
Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah’tır. Kâinatın işleyişi ve varlıkların hayatlarıyla ilgili ilâhî buyruklar bunlar arasında iner durur ki, böylece Allah’ın her şey üzerinde mutlak kudret sahibi olduğunu ve yine Allah’ın ilmiyle de her şeyi kuşattığını bilesiniz.

Talâk Sûresi Tefsiri (Ömer Çelik)

1. Ey Peygamber! Eşlerinizi boşayacağınız zaman, iddetlerini dikkate alarak onları boşayın; iddet günlerini de iyice hesap edin. Rabbiniz olan Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Boşanmış eşleri, zinâ ve hırsızlık gibi apaçık bir hayâsızlık yapmadıkça, iddet süresince kocalarıyla birlikte yaşadıkları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkıp gitmesinler. Bunlar, Allah’ın belirlediği sınırlardır. Kim Allah’ın belirlediği sınırları çiğnerse, gerçekten kendisine yazık etmiş olur. Bilemezsin, belki de Allah bundan sonra yeni bir durum meydana getiriverir.

2. Bekleme sürelerinin sonuna vardıklarında, onları ya meşrû ölçüler içinde ve haklarına riâyet ederek nikâhınız altında tutun ya da onlardan meşrû ölçüler içinde ve haklarına riâyet ederek ayrılın. İçinizden adâlet sahibi iki kişiyi de şâhit tutun. Ey şâhitler! Siz de şâhitliği Allah için dürüst ve dikkatli bir şekilde yapın. Allah’a ve âhiret gününe inananlara verilen öğüt budur. Kim Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınırsa, Allah zorluklar karşısında ona bir çıkış kapısı açar.

3. Onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah’a güvenip dayanırsa Allah ona yeter. Allah buyruğunu mutlaka gerçekleştirir. Allah, her şey için belli bir ölçü koymuştur.


Allah Teâlâ, diğer peygamberlere “Ya İbrâhim!”, “Ya Mûsâ!”, “Ya İsa!” gibi isimleriyle hitap ederken, Peygamberimiz (s.a.s.)’e “Ey Nebî!”, “Ey Rasûl!” şeklinde hitap buyurur. Bununla hem Allah Resûlü (s.a.s.)’in kendi katındaki derecesinin yüksekliğini haber verir, hem de mü’minlere Peygamberlerine nasıl saygılı bir hitapta bulunacaklarını öğretir.

Âyet-i kerîmede önce Efendimiz (s.a.s.)’e hitap edildiği halde, hemen peşinden çoğul sîgasıyla “boşadığınız zaman” buyrularak hitap bütün mü’minlere çevrilir. Çünkü bahsedilen husus, sadece Resûlullah (s.a.s.)’i değil, böyle bir problem yaşayan herkesi alakadar etmektedir.

اَلطَّلَاقُ (talâk) lügatte “serbest bırakmak, bir bağı çözmek, bağlı bulunanı salıvermek” mânalarına gelir. Dinî mânada ise nikâh bağını çözüp kadını serbest bırakmaktır; daha açık bir ifadeyle “boşamak”tır. İslâm, boşanmayı helâllerin Allah’a en az hoş geleni olarak kabul etmekle beraber, çeşitli sebeplerle şiddetli geçimsizlik yaşayan eşlere, bir çıkış yolu olarak meşrû kılmış ve onun şartlarını da beyân etmiştir. Nitekim Bakara sûresi 226-242. âyetlerde bu hususa genişçe yer verilir. Ayrıca Ahzâb sûresi 49. âyette de meselenin bir yönüne temas edilir. Talâk sûresindeki bu âyet-i kerîmelerde ise boşanma ile alakalı şu hükümler yer alır:

Birincisi; kadınlarını boşamak isteyen erkekler, onları âdetten temizlendikten sonra temizlik sürelerinin başında, henüz onlarla cinsî münasebette bulunmadan önce boşamalıdırlar. (bk. Buhârî, Talâk 2; Müslim, Talâk 1) Bekleme süresini dikkatlice saymalı, iyice hesap etmelidirler. Bu üç hayız veya üç temizlenme müddetidir. Bu müddet içinde -ric’î talâkta- koca karısına yeni bir nikâh ve mehir gerekmeksizin dönebilir. Bu süre dolduktan sonra boşanma kesinleşir.

İkincisi; henüz bekleme süreleri tamamlanmadan o kadınları, kendileriyle birlikte oturdukları evlerinden çıkarmamalıdırlar. Kadınlar da evi terk edip gitmemelidir. Ancak kötü bir iş, çirkin bir davranış, zinâ veya hırsızlık gibi büyük bir günah, öldürmeye kastetme veya ana-babaya hakaret gibi fahiş bir hata söz konusu olursa evden çıkarılırlar. Bunlar Allah’ın belirlediği sınırlar olup bunlara riâyet etmek gerekir. “Bilemezsin, belki de Allah bundan sonra yeni bir durum meydana getiriverir” (Talâk 65/1) buyruğuna göre; bu süre içinde pişmanlık belirebilir. Akl-ı selim hâkim olabilir. Yuva yıkmanın acı sonuçları daha yakından hissedilerek nefretin yerini sevgi alabilir. Böylece evlilik daha sağlam bir şekilde yeniden tesis edilebilir.

Üçüncüsü; kadınlarının bekleme süreleri tamamlanmaya yaklaşan kocalar, ya eşlerine güzellikle,  meşrû çerçeve içinde ve haklarına riâyet ederek dönüp evliliği devam ettirirler. Ya da meşrû çerçeve içinde ve güzellikle onlardan ayrılırlar. Onları askıda bırakmaya hakları yoktur.

Dördüncüsü; hanımlarına döndüklerini veya onlardan ayrıldıklarını iki adil şâhitle tespit etmelidirler. Şâhitlik için çağrılan kişiler de, Allah için şâhitliği dürüst yapmalıdırlar. Dört mezhep imamı görüş birliği içinde şâhit tutmanın vacip değil, mendup olduğunu söylemiş; bunu çıkacak anlaşmazlıkların çözümünde hikmetli bir tavsiye olarak kabul etmişlerdir.

Beşincisi; boşanma ile alakalı verilen bu öğütleri yerine getirmede Allah’tan korkmalıdır. Allah’tan korkarak bu şekilde davranan bir kimse için Allah elbette bir çıkış yolu nasip eder. Dolayısıyla buradan, Allah’tan korkmadan bu hususlarda dilediği gibi davranan bir kimsenin önüne, Allah’ın birçok zorluklar çıkaracağı ve onun bir çıkış yolu bulamayacağı anlaşılabilir.

Resûlullah (s.a.s.) bir gün:

“–Ben bir âyet biliyorum. Şâyet insanları onu tutsalardı hepsine yeterdi” buyurmuştu.

Ashâb-ı kirâm (r.a.):

“–Ey Allah’ın Rasûlü, bu hangi âyettir?” dediler.

Resûl-i Ekrem (s.a.s.):

“...Kim Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınırsa, Allah zorluklar karşısında ona bir çıkış kapısı açar” (Talâk 65/2) âyetini tilâvet buyurdu. (İbn Mâce, Zühd 24)

Diğer taraftan Allah, kendi emrine uygun davranan kullarını ummadıkları yerden rızıklandırma sözü vermektedir. Bu söz mühimdir. Çünkü boşadığı kadını bekleme süresi boyunca evinde tutması, onun nafakasını vermesi, ayrılırken kalan mehrini tamamlaması ve gücü yetiyorsa ona bir şeyler vermesi, elbette kocaya mali bir yük getirecektir. Karısını boşayan bir erkeğin ondan hoşnut olmadığı da bir gerçektir. Bu bakımdan hâlâ onun için birtakım harcamalar yapması kocanın zoruna gidebilir. Özellikle maddi yönden sıkışık olan bir kimse için bu çok daha zordur. Fakat Allah’tan korkan bir kimse tüm bunlara katlanmalıdır. Çünkü, onun kalbi dar olabilirse de, Allah’ın rızk veren eli dar değildir. Kim O’nun emrine uyup, mal harcamak durumunda kalırsa, Allah o kimseye hiç tahmin edemeyeceği bir yerden karşılığını verir. Çünkü O, ne dilerse onu yapma, yerine getirme gücüne sahiptir. Hiçbir güç, O’nun, muradını yerine getirmesine engel olamaz.

Her hususta Allah Teâlâ’ya güvenip dayanmanın ne türlü hayırlı sonuçlara vesile olduğunu Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle haber verir:

“Eğer siz gereği gibi Allah’a güvenip dayansanız, Allah Teâlâ, sabahları boş kursakla çıkıp akşamları dolu kursakla dönen kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırır.” (Tirmizî, Zühd 33; İbn Mâce, Zühd 14)

Âyetlerde belirtilen bir diğer nokta şudur:

Allah, her şey için belli bir ölçü koymuştur. O göklere, yere, tüm varlıklara bir ölçü koyduğu gibi, insanların yapacakları işlere de bir ölçü getirmiştir. Allah’ın nizamında ölçüsüz hiçbir şey yoktur. Aynı şekilde Yüce Rabbimiz boşamaya, bekleme süresine, kadına geri dönmeye, üzüntüye, sevince, rızka ve her şeye bir ölçü koymuştur. Nitekim kadınların bekleme sürelerini de âdetli, âdetsiz, hamile olup olmadıklarına göre bir ölçüye göre takdir etmiştir. Bunu haber vermek üzere şöyle buyuruyor:

4. Boşanmış olan kadınlarınız içinde âdetten kesilmiş olanların bekleme sûreleri hakkında tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Herhangi bir sebeple henüz âdet görmemiş olanların bekleme süreleri de bu kadardır. Hâmile kadınların bekleme süreleri, çocuklarını doğurunca sona erer. Kim Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde kolaylık verir.

5. Bütün bunlar, Allah’ın size gereğince amel etmeniz için indirdiği emirleridir. Kim Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınırsa, Allah onun günahlarını örter ve mükâfatını kat kat artırır.


Her şeyi bir ölçüye ve miktara göre yaratan Allah Teâlâ, boşanan kadınların bekleyecekleri süreye de bir ölçü koymuş ve bunu haber vermiştir. Buna göre:

  Yaşlılık sebebiyle adetten kesilen kadınla, henüz adet görmeye başlamamış kız çocuğunun bekleme süresi üç aydır.

  Hamile kadınların bekleme süreleri çocuklarını doğuruncaya kadardır.

  Âdet gören boşanmış kadınların bekleme süresi ise Bakara sûresinin 227. âyette üç kur’ olarak belirlenmiştir. Üç hayız veya üç temizlik müddeti demek olan üç kur’, burada bahsedilen üç aya denktir. Buna göre, durumu ne olursa olsun, boşanan kadınların iddetinin genel olarak üç ay olduğu anlaşılmaktadır.

  Kocası ölmüş kadınların bekleme süresi, Bakara sûresinin 234. âyetine göre dört ay on gündür. Şayet kadın hamile ise, onun iddeti doğumuna kadardır.

Bunlar, Yüce Rabbimizin bildirdiği buyruklarıdır. Gönlünde Rabbine karşı derin bir saygı besleyip, bu ilâhî emirlere uygun davrananlara Allah işlerinde kolaylık verir; dünyada gönül genişliği ve ferahlığı, âhirette de bol bol mükâfat ihsan eder.

Boşanmış kadınların nafakaları hususunda buyruluyor ki:

6. Boşadığınız kadınları, bekleme sürelerini tamamlayıncaya kadar imkânlarınız ölçüsünde kendi oturduğunuz evin bir bölümünde oturtup geçimlerini sağlayın. Onları sıkıştırıp da evden çıkmaya zorlamak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hâmile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin hesâbınıza çocuğunuzu emzirirlerse onlara ücretlerini ödeyin. Ücret konusunda aranızda meşrû çerçevede ve güzelce konuşup anlaşın. Eğer anlaşmada zorlanırsanız, bu durumda, çocuğu babasının hesâbına başka bir kadın emzirebilir.

7. Varlıklı kimse, imkânına göre nafakayı ve ücreti bol versin. Maddî imkânları dar olan da, Allah’ın kendisine verdiği kadarından versin. Allah, herkesi ancak kendisine verdiği imkân nispetinde yükümlü tutar. Allah her zorluktan sonra bir kolaylık var edecektir.


Kadınlarını boşamış erkeklere şu sorumluluklar yüklenmektedir:

    Onları güç ve imkânları ölçüsünde kendi oturdukları evin bir bölümünde oturtacaklar. Evden çıkıp gitmeleri için onlara baskı yapıp zarar vermeye kalkışmayacaklar.

    Hamile iseler, çocuklarını doğuruncaya kadar onların geçimlerini sağlayacaklar.

    Doğan çocuğu emzirdikleri takdirde onlara emzirme ücreti verecekler. Bu konuda karşılıklı konuşup uygun bir emzirme ücretinde anlaşacaklar. Şayet anlaşamazlarsa o takdirde baba çocuğu emzirecek başka bir sütanne bulacaktır.

Burada anne ve babaya, boşanma safhasına kadar gelen önceki anlaşmazlıklar dolayısıyla sorun çıkarmayıp, süt emzirme meselesini aralarında güzellikle ve anlayışla çözüme kavuşturmaları tenbih edilir. Kadın, yüksek ücret talep ederek erkeği zor duruma sokmaması konusunda uyarılır. Zira çocuğun büyümesi kendisinin elinde değildir. Bu işi o yapmazsa, yapan başka biri bulunacaktır. Erkek ise, annenin çocuğuna olan düşkünlüğünü istismar ederek, onu perişan etmeye çalışmaması konusunda ikaz edilir. Zira bu, güzel bir müslümanın yapacağı bir davranış değildir.

    İster boşanmış kadınların nafakaları olsun, ister bunun dışında başka harcama alanları olsun, Allah her kulunu maddi durumuna göre sorumlu tutar. Eli geniş ve imkânları bol olan, sahip olduğu imkânlardan bol bol verir. Fakat İsrâf etmez; çünkü Allah İsrâfı, saçıp savurmayı yasaklamaktadır. Maddî imkânları dar olan da ona göre verir. O da fakirliği bahane ederek cimri davranmaz. Elinden geldiği kadar vermeye çalışır.

Allah her güçlükten sonra bir kolaylık var eder. Yokluk, darlık ve sıkıntı hep böyle devam etmez. Bir gün Allah darda olan kullarını da genişlik ve bolluğa eriştirir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun Allah’ın rızâsına uygun gelecek şekilde davranıp O’na tevekkül etmek, O’na güvenip dayanmak ve sabredip neticeyi beklemek gerekir.

İster aile hayatı ister başka hususlarda olsun Allah’ın emirlerine uygun davranmayanlara gelince:

8. Nice ülkelerin halkları taşkınlık ederek Rablerinin ve O’nun gönderdiği peygamberlerin emirlerine başkaldırdılar da, biz de onları şiddetli bir biçimde hesâba çektik ve kendilerini eşi benzeri görülmemiş bir azapla cezalandırdık.

9. Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsrân oldu.

10. Allah onlar için âhirette de şiddetli bir azap hazırlamıştır. Öyleyse ey iman etmiş akıl sahipleri! Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Gerçek şu ki, Allah size neyin iyi neyin kötü olduğunu bildiren ve size öğüt veren bir kitap indirdi.

11. Bir de yaşayan kitap olarak bir peygamber gönderdi. O pey­gamber, iman edip sâlih amel işleyenleri küfür karanlıklarından iman nûruna çıkarmak için, size gerçeği açıklayan ve yolunuzu aydın­latan apaçık mesajlar olarak Allah’ın âyetlerini okuyup tebliğ ediyor. Kim Allah’a iman eder sâlih ameller işlerse, Allah onu, ebedi­yen kalmak üzere, içinde ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Allah ona gerçekten güzel bir rızık nasip etmiştir.


Yukarıdaki âyetlerde, İslâm’ın çok ehemmiyet verdiği aile yapısı üzerinde durularak, aile içi münâsebetlerin düzenli, hak ve hukuka bağlı olarak tesis edilmesi talep edildi. Harcamalar­da İslâm’ın istediği itidal çizgisine uyulmasının gerekliliği belirtildi. Aile yapısının sağlamlaştırılması ve onun bozulmaması için de en üst seviyede bir hassasiyetin gösterilmesi tavsiye edildi. Fertlerin terbiyesine ve toplum düzenine zarar verecek aile içi ve eşler arası problemlerin çözüme kavuşturulması için yol gösterildi. Cenâb-ı Hakk’ın bu hususlardaki buyruklarına uymanın fert, aile ve toplum hayatı açısından ehemmiyeti vurgulandı. Bunların hemen peşinden burada Allah’ın ve O’nun gönderdiği peygamberlerin buyruklarına karşı baş kaldıran, taşkınlık eden toplumların acı akıbetlerine yer verilmesi, toplumun çekirdeğini oluşturan aile müessesinin ve bununla yakından alakası olan iktisadî nizamın sağlam bir yapıda olması ve sağlıklı işlemesinin, medeniyetlerin varlık ve bekâları açısın­dan ne kadar mühim olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla böyle bir yapının kurulup geliştirilebilmesi, ancak bütün hal ve hareketlerini, tutum ve davranışlarını Allah’a kâmil bir iman, amel-i sâlih ve ahlâk-ı hamîde düstûrlarıyla şekillendirip kontrol eden fertler yetiştirilmesine bağlıdır. İşte Allah Teâlâ, bahsedilen bu imanî, amelî ve ahlâkî esasları bildirmek üzere bir hikmet, öğüt ve uyarı kitâbı olan Kur’ân-ı Kerîm’i indirmiştir. O’nun açık ve ilâhî buyrukları açıklayıcı âyetlerini insanlığa okuyup tebliğ etmek üzere Hz. Muhammed (s.a.s.)’i peygamber olarak göndermiştir. Kur’an ve Peygamber’e itaat edip, iman ve sâlih  amellerle tezyin edilmiş bir kulluk hayatı yaşayanları, cennetlere yerleştireceğini ve onlara pek güzel rızıklar ihsan edeceğini müjdelemiştir. Şüphesiz Allah va’dini yerine getirecek ve müjdelediği nimetleri verecek güçtedir. Çünkü:

12. Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah’tır. Kâinatın işleyişi ve varlıkların hayatlarıyla ilgili ilâhî buyruklar bunlar arasında iner durur ki, böylece Allah’ın her şey üzerinde mutlak kudret sahibi olduğunu ve yine Allah’ın ilmiyle de her şeyi kuşattığını bilesiniz.


Yedi kat göğü, yerden de bir o kadarını yaratan, bunlarla alakalı verdiği buyrukları dilediği gibi icrâ eden Allah Teâlâ’nın, istediği her şeyi yapmaya güç yetirebileceğinde ve her şeyi en ince noktasına varıncaya kadar bildiğinde şüphe yoktur. Gökler, yerler ve bunlar içinde durmadan cereyan eden büyük hâdiseler, O’nun sonsuz kudret ve ilminin açık nişâneleridir. Allah’ın buyruğu ve O’nun koyduğu kanunlar bütün göklere ve yere hâkimdir. Kâinatta her şey O’nun buyruğuna uymaktadır. Nasıl ki tüm kâinat Allah’ın emrini tutuyorsa, insanların da kendilerine gelen ilâhî buyrukları tutmaları gerekir. Aksi takdirde insanlar, ilâhî buyruklara karşı gelmekle cezaya müstahak olurlar. Şunu da belirtmek gerekir ki, Cenâb-ı Hakk’ın kâinatta kendini gösteren bu sonsuz kudret ve ilmi, O’nun aynı zamanda, va‘dettiği her sözü yerine getirmeye de elbette güç ve kudret sahibi olduğunu göstermektedir.

Talâk sûresinde ele alınan âile hukuku, aile içi problemlerin çözümü ve aile terbiyesiyle ilgili meselelerin bir tamamlayıcısı olarak Tahrîm sûresi gelmektedir:

https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2016/02/hudhud-702x336.jpg
KUR’AN’DA ANLATILAN HÜDHÜD KUŞUNUN HİKAYESİ

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Süleyman (a.s.) kıssasıyla ilgili olarak zikredilen İbibik kuşu olarak da ifade edilen Hüdhüd kuşunun hikâyesi... Hemen bütün d ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2016/05/ferahlatan_sure2-1-702x336.jpg
İNŞİRAH SURESİNİN FAZİLETİ

İnşirah suresinin fazileti nedir? İnşirah suresi hangi olay üzerine inmiş ve neden bahsetmektedir? İnşirah suresini okumanın fazileti ve faydaları.. ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2017/11/cinlerin_ve_insanlarin_serrinden_korunmak_icin_sure2-702x336.jpg
NAS SURESİ

Nas ne demek? Nas suresi ne zaman ve nerede nüzul olmuştur? Nas suresi kaç ayettir? Nas suresi ne anlatıyor? Nas suresi ve anlamı nedir? Nas suresinin ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2020/01/kuran-i-kerimdeki-duraklar-11282.jpg
KUR’AN-I KERİM’DEKİ DURAKLAR

Kur’an-ı Kerim’deki durak işaretleri ne anlama geliyor? Kur’an-ı Kerim’i okurken nerede durulup nerede geçilmesi gerektiğini bize gösteren durakl ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2016/11/ayet-702x336.jpg
ÂYET NEDİR?

Âyet nedir? Sözlük anlamı nedir? Hangi manaya geliyor? Sözlükte "açık alâmet, işâret, emâre, iz ve nişâne" demektir. Çoğulu ây ve âyât'tır. Allah ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2017/10/kuranda_gecen_cocuk_isim2-702x336.jpg
KUR’AN’DA GEÇEN İSİMLER

Yeni doğan çocuğuna güzel isim vermek, her Müslüman anne ve babanın en mühim vazifelerinden biridir. Dünyada ve ahirette herkes ismiyle çağrılacağında ...