Kehf Sûresi 110. Ayet Tefsiri


110 / 110


Kehf Sûresi Hakkında

Kehf sûresi 110 âyettir. Mekke’de inmiştir. İsmini, 9-26. âyetleri arasında anlatılan “Ashâb-ı Kehf” kıssasından almıştır. Mushaf tertibine göre 18, iniş sırasına göre 69. sûredir. 

Kehf Sûresi Konusu

Kehf sûresi, giriş kısmında Kur’ân-ı Kerîm’den, onun indiriliş maksadından, Kur’an’ın tâlimatları karşısında insanların “iman eden ve iman etmeyen” olarak ikiye ayrıldıklarını; bunlardan iman edenlerin çok güzel mükafatlara nâil olacaklarını, iman etmeyenlerin ise cezalandırılacaklarını beyân eder. Resûlullah (s.a.s.)’e vazifesinin sadece tebliğ olduğunu, bunun ötesine geçip insanları İslâm’a davette kendini telef edecek derecede yorucu bir yola girmemesini tavsiye eder.

 Sûrede esas konu olarak dünya hayatının ve âhiret hayatının mâhiyeti, bu münâsebetle dünyanın gelgeç sevdâlarına aldanmayıp Allah’a ve âhirete imanın önemi üzerinde durulur. Bu konu, pek dikkat çekici bir üslupla anlatılan Ashâb-ı Kehf kıssası, biri bahçeleri olan varlıklı ve şımarık, diğeri oldukça fakir iki kişinin hikâyesi ve dünya hayatının fanîliğiyle alakalı çarpıcı bir örnekle dikkatlere sunulur. Bu arada insanların mahşer yerinde toplanması ve amel defterlerinin açılıp içinde küçük büyük her şeyin sayılıp döküldüğünü, hiçbir ayrıntının bile ihmal edilmediğini gören inkarcı suçluların hazin hallerinden bir manzara arzedilir. Tekrar Kur’an’ın ana mesajlarına dikkat çekildikten sonra, anlaşılması bakımından insan aklının sınırlarını zorlayan Hz. Mûsâ ile Hz. Hızır kıssasına geçilir. Bu kıssada ilm-i ledün konuşur; üç misalle sır perdesinin kenarı azıcık açılır, kader muammasından iğne ucu kadar bir nokta aydınlanır, sonra tekrar kapatılır. İlm-i ledünden siyaset ve saltanat ilmine geçilir. Bu hususta da Hz. Zülkarneyn’in emsalsiz dünya saltanatının ana noktalarına temas edilir. Fakat bu dünyada iyi veya kötü nasıl bir saltanat sürülürse sürülsün kâinatı altüst edecek olan kıyamet dehşetinin kaçınılmaz olduğuna vurgu yapılarak, kârlı çıkacak olanların yatırımlarını âhiret hayatına yapanlar; zararlı çıkacak olanların ise âhireti hesaba katmadan çalışanlar olacağı belirtilir.   

Kehf Sûresi Nuzül Sebebi

Mushaftaki sıralamada on sekizinci, iniş sırasına göre altmış dokuzuncu sûredir. Gåşiye sûresinden sonra, Nahl sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Ancak 28. âyeti ile 83 ve 101. âyetlerinin Medine’de indiği rivayeti de vardır Nüzûl sebebi olarak tefsir ve siyer kaynaklarında şöyle bir olay anlatılmaktadır: Müslümanların sayısının çoğalması üzerine müşrikler, Resûlullah’ın peygamber olup olmadığını araştırmak için Nadr b. Hâris ile Utbe b. Muayt’ı Medine’deki yahudi âlimlerine gönderip kendilerine şu tâlimatı vermişlerdi: “Muhammed’in durumunu onlara sorun, vasıflarını ve söylediklerini anlatın; onlar kitap ehlidir, peygamberler hakkında bizim bilmediklerimizi bilirler.” Bu iki adam, Medine’ye giderek meseleyi yahudi âlimlerine anlattılar. Onlar da, “Muhammed’e, geçmiş zamanlarda mağaraya sığınmış gençleri; dünyanın doğusunu ve batısını dolaşmış olan adamı; rûhun ne olduğunu sorun; eğer bunları size bildirirse o bir peygamberdir, ona uyun; aksi takdirde bir falcıdır, ona istediğinizi yapabilirsiniz” dediler. Nadr ile arkadaşı Mekke’ye dönüp bunları Hz. Peygamber’e sordular. O da “Sorularınıza yarın cevap veririm” dedi. Fakat “inşallah” demesi gerekirken bunu ihmal ettiği için o günden itibaren on beş gün vahiy gelmedi. Bunun üzerine Mekke halkı, “Muhammed bize, ‘Sorularınıza yarın cevap veririm’ diye söz vermişti. Ancak aradan on beş gün geçtiği halde hâlâ sorularımıza cevap vermedi” diyerek dedikoduya başladılar. Hz. Peygamber’e vahyin gecikmesi sırasında iyice bunaldığı bir sırada Cebrâil yukarıdaki soruların cevabını içeren Kehf sûresi ile İsrâ sûresinin 85. âyetini getirdi (İbn Âşûr, XV, 242-244). Tefsir ve siyer kaynaklarından bu rivayeti nakleden İbn Âşûr, Ashâb-ı Kehf hakkında Hz. Peygamber’e soru sormaya Kureyşliler’i teşvik edenlerin, ticaret maksadıyla Mekke’ye gelen bazı hıristiyanlar veya Kureyş’in Suriye ticaret yolu üzerinde bulunan kiliselerdeki hıristiyan din adamları olabileceğini söylemektedir (XV, 259-260). Elmalılı Muhammed Hamdi de yukarıdaki rivayeti geniş şekliyle naklettikten sonra, hadis tekniği açısından bu rivayetin zayıf olduğunu, buna dayanılarak sûrenin tefsir edilmesinin doğru olmayacağını ifade etmektedir. Elmalılı’ya göre sûrenin baş tarafındaki âyetler gösteriyor ki esas iniş sebebi, “Allah çocuk edindi” denilmiş olmasıdır. Sûre, bunun ilmî dayanağı bulunmayan büyük bir yalan olduğunu açıklamak, bu sözü söyleyenleri uyarmak ve onları tevhide davet etmek için indirilmiş, Zülkarneyn ile ilgili sorunun cevabı da bunun tamamlayıcısı olmuştur (V, 3220).

Kehf Sûresi Fazileti

Kehf sûresinin faziletiyle alâkalı rivayetlerden birkaçı şöyledir:

Berâ b. Âzib (r.a.)’in dediğine göre bir adam Kehf sûresini oku­yordu, yanında da iki uzun iple bağlı bir at vardı. Derken bir bulut adamın üzeri­ne doğru inmeye başladı. Bulut yaklaştıkça yaklaşıyordu. At bundan dolayı ürktü ve huysuzlardı. Sabaha çıkınca o zat Nebî (s.a.s.)’e gelerek hâdiseyi anlattı. Resûlullah (s.a.s.): “O, kalbe huzur veren bir melektir, Kur’an okuduğun için inmiştir” buyurdu. (Buhârî, Fezâil 11; Müslim, Müsâfirîn 240)

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kim, Kehf sûresi­nin başından on âyet ezberlerse deccâlden korunmuş olur.” (Müslim, Müsâfirin 257)

“Kim, Kehf sûresinin son on âyetini okursa deccâlin fitnesinden korunur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 446)

“Her kim Cuma gecesi Kehf sûresini okuyacak olursa, bir nûr kendisi ile Beyt-i Atîk arasındaki mesâfeyi onun için aydınlatır.” (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân 18)

“Kim Kehf sûresinin baş tarafları ile sonlarını okursa, bu sûre onun için tepeden tırnağa kadar bir nûr olur. Kim de tamâmını okursa, onun için gök ile yer arasında bir nûr olur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III,439)

“Kim, Kehf sûresini indirildiği gibi okursa sûre, kıyamet günün­de onun için bir nûr olur.” (Beyhakî, Sünen, III, 249)

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَدًا ﴿١١٠﴾
Karşılaştır 110: De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Şu farkla ki bana, ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyedilmektedir. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, sâlih ameller işlesin ve Rabbine kulluk ederken hiçbir şeyi O’na ortak koşmasın!”

TEFSİR:

Resûlullah (s.a.s.)’in tebliğ buyurduğu İslâm’ın esası şudur: Allah’tan başka ilâh yoktur. Herkesin tek ilâhı O’dur. Dünya hayatından sonra yeniden dirileceğine, Rabbinin huzuruna dönüp hayatının hesabını O’na vereceğine inanan kişi sâlih ameller işlemeli, bunu sadece Allah rızâsı için yapmalı, ibâdetinde hiçbir kimseyi Allah’a ortak koşmamalıdır. Hülâsa bizden istenen makbûl bir iman ve sırf Allah için yapılan bir kulluktur. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm, yüzlerce âyette “iman ve sâlih ameli” birlikte tekrar tekrar telkin buyurmaktadır.

Âyet-i kerîmenin şöyle bir iniş sebebi vardır:

Rivayete göre Cündeb b. Züheyr el-Âmirî, Resûlullah (s.a.s.)’e:

“- Ey Allah’ın Rasûlü, ben yüce Allah için bir amel­de bulunuyor ve sadece O’nun rızâsını diliyorum. Fakat baş­kası tarafından da bilinecek olursa bu beni sevindiriyor” dedi. Peygamberimiz (s.a.s.):

“Muhakkak Allah temiz ve güzeldir. Ancak temiz ve güzel olanı kabul eder, O ihlasla yapılması gerektiği halde kendisine ortak koşulan hiçbir şeyi kabul etmez” buyurdu ve bunun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil oldu. (Vâhidi, Esbâbu’n-nüzûl, s. 307)

Kur’ân-ı Kerîm şirki kesinlikle yasaklamış ve onun Allah’ın affetmeyeceği büyük bir günah olduğunu haber vermiştir. (bk. Nisâ 4/48, 116) Şirkin açığı olduğu gibi gizlisi de vardır. Allah’tan başkasına tapmak, onları Allah’ı sever gibi sevmek, Allah’tan korkar gibi onlardan korkmak, onlardan yardım dilemek, ilâhmış gibi onlara itaat etmek, korumasına sığınmak ve benzeri davranışlar açık şirke misaldir. İbadetleri gösteriş için yapmak ise gizli şirke misaldir.

Resûlullah (s.a.s.) ümmetini hem açık hem de gizli şirkten sakındırır. Nitekim bir hadis-i şerifte:

“Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey küçük şirktir” buyurunca Ashâb-ı kirâm (r.a.): “Ey Allah’ın Rasulü! Küçük şirk nedir?” diye sormuşlar, Efendimiz de: “Riyâdır” diye cevap vermiş, sonra da şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde Allah Teâlâ in­sanlara amellerinin karşılığını vereceği zaman, riyakârlara: «Dünyada kendilerine gösteriş yaptığınız kimselere gidin, bakın bakalım onların katında her­hangi bir mükâfat bulabilecek misiniz?» diye seslenecektir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 428)

Şâir ne güzel söyler:

“Hâlıkı’nı isteyen nâ murâd olmuş değil,

Halka gönül bağlayan sonra peşiman olur.” (Sultan Veled)

“Yaptığı işlerde, ibâdet ve kullukta sadece Yüce Rabbinin hoşnutluğunu arayan kişi, mutlaka istediği neticeye ulaşır. Onun arzusunun boşa çıkması mümkün değildir. Buna karşılık gönlünü Yaratan’ından koparıp halka bağlayan, işlerinde insanların takdir ve değerlendirmelerini hesaba katan kişi sonunda pişman olur.”

Şu ibretli kıssa Allah’a vuslat arzusunun kulun gönlünü bütünüyle kaplamasını ne güzel anlatır:

Rivayet edildiğine göre Yûnus (a.s.), bir defasında Cebrâil (a.s.)’a:

“–Bana yeryüzünün en âbid kimsesini gösterir misin?” dedi.

O da, bir adam gösterdi ki, elleri ve ayakları cüzzamdan dolayı çürümüş bir vaziyetteydi ve gözünü de kaybetmişti. Fakat şöyle demekteydi:

“Allahım! Bana bu eller ve ayaklar vâsıtasıyla ne vermiş isen, ancak sen verdin. Neden uzaklaştırmış isen de, ancak sen uzaklaştırdın. Allahım! Benim içimde Sadece bir arzu bıraktın ki, o da yalnızca sana vuslat arzusudur.”

Mü’minde Allah’a vuslat arzusunun oluşması için dünya nimetlerini oldukçu ölçülü kullanmanın, özellikle açlık, az yeme ve az uyumanın önemi çok büyüktür. Nitekim Muhammed b. el-Yemân, altı farklı meslek grubundan altı şey sorduğunu söyleyip şunları ifade etmiştir:

    “Doktorlardan ilaçların en şifa verenini sordum. Onlar: «En şifa verici ilaç açlık ve az yemektir» dediler.

    Hikmet ehlinden, hikmeti aramak hususunda en lüzumlu şeyi sordum. Onlar: «Açlık ve az yemektir» dediler.

    İbadet edenlerden, Allah’a ibâdet etmek hususunda en faydalı şeyi sordum. Onlar: «Açlık ve az yemektir» dediler.

    Âlimlerden, ilmi hatırda tutmak için en iyi şeyin ne olduğunu sordum. «Açlık ve az uyumaktır» dediler.

    Padişahlardan en iyi yemekleri sordum. Onlar: «Açlık ve az yemektir» dediler.

    Âşıklardan insanı sevgiliye en çok ulaştıran şeyi sordum. «Açlık ve az yemektir» dediler.” (Ahmet Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, I, 474)

Kehf sûresinin, Peygamberimiz (s.a.s.)’in kendisine vahyedilen bir “beşer” oluşuna temasla sona ermesi, İsrâiloğullarının Îsâ (a.s.) konusundaki sapmalarından bahseden Meryem sûresine geçiş bakımından güzel bir hazırlık teşkil etmektedir. Şimdi ise bir kısım peygamberlere ait harikulâde olayları naklederek bunlar üzerinden insanlığı irşad etmek üzere Meryem sûresi gelmektedir:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/03/al-i-imran-suresi-74-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Âl-i İmrân Suresi 74. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Âl-i İmrân Suresi 74. Ayetinin Arapçası:يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ Âl-i İmrân Suresi 74. Ayetinin Meali ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/03/al-i-imran-suresi-73-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Âl-i İmrân Suresi 73. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Âl-i İmrân Suresi 73. Ayetinin Arapçası:وَلَا تُؤْمِنُٓوا اِلَّا لِمَنْ تَبِعَ د۪ينَكُمْۜ قُلْ اِنَّ الْهُدٰى هُدَى اللّٰهِۙ اَنْ يُؤْتٰٓى اَحَدٌ مِثْ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/03/al-i-imran-suresi-72-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Âl-i İmrân Suresi 72. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Âl-i İmrân Suresi 72. Ayetinin Arapçası:وَقَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اٰمِنُوا بِالَّذ۪ٓي اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَجْهَ النَّ ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/03/al-i-imran-suresi-71-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Âl-i İmrân Suresi 71. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Âl-i İmrân Suresi 71. Ayetinin Arapçası:يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟ Â ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/03/al-i-imran-suresi-70-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Âl-i İmrân Suresi 70. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Âl-i İmrân Suresi 70. Ayetinin Arapçası:يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ Âl-i İmrân Suresi 70. Ayetini ...


https://www.islamveihsan.com/wp-content/uploads/2021/03/al-i-imran-suresi-69-ayet-meali-arapca-yazilisi-anlami-ve-tefsiri.jpg
Âl-i İmrân Suresi 69. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Âl-i İmrân Suresi 69. Ayetinin Arapçası:وَدَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَش ...