---
title: "Tevbe Sûresi 25-27. Ayet Tefsiri"
sure: "Tevbe"
sure_no: 9
ayet_no: 26
url: https://www.kuranvemeali.com/tevbe-suresi/26-ayeti-tefsiri
language: tr
source: Kuran ve Meali
---

# Tevbe Sûresi 26. Ayet Tefsiri

> Kur'an-ı Kerim, Tevbe Sûresi (9. sûre), 26. ayet. Kaynak: [Kuran ve Meali](https://www.kuranvemeali.com/tevbe-suresi/26-ayeti-tefsiri)

### 25. Ayet

## Arapça

لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَوَاطِنَ كَث۪يرَةٍۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍۙ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْـًٔا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِر۪ينَۚ

## Okunuşu

Lekad nasarakumu(A)llâhu fî mevâtine keśîratin(ﻻ) veyevme huneynin(ﻻ) iż a’cebetkum keśratukum felem tuġni ‘ankum şey-en vedâkat ‘aleykumu-l-ardu bimâ rahubet śümme velleytum mudbirîn(e)

### 26. Ayet

## Arapça

ثُمَّ اَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَنْزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ

## Okunuşu

Śumme enzela(A)llâhu sekînetehu ‘alâ rasûlihi ve’alâ-lmu/minîne veenzele cunûden lem teravhâ ve’ażżebe-lleżîne keferû(c) veżâlike cezâu-lkâfirîn(e)

### 27. Ayet

## Arapça

ثُمَّ يَتُوبُ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

## Okunuşu

Śumme yetûbu(A)llâhu min ba’di żâlike ‘alâ men yeşâ(u)(k) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)

## Mealler

### 25. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Gerçek şu ki, Allah size pek çok yerde ve bu arada Huneyn gününde yardım etmişti. O gün sayıca çokluğunuz sizi gururlandırmış, fakat bu size hiçbir fayda sağlamamıştı. Onca genişliğine rağmen yeryüzü size dar gelmiş, sonra da arkanızı dönüp kaçmıştınız.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn savaşında size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** And olsun ki Allah size birçok yerlerde, ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisingeriye dönüp kaçmıştınız.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** İnkâr kabul etmez bir durumdur ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Özellikle Huneyn Günü ki, o gün kendi çokluğunuz size güven vermişti de o gün size onun bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak gerisin geri dönüp kaçmaya başlamıştınız.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** İnkâra mecal yoktur ki Allah size bir çok mevkı'lerde nusret etti, «Huneyn» günü de: o lâhzada ki çokluğunuz sizi güvendirmişti de bir faidesi olmamıştı, yer yüzü o genişliğiyle başınıza dar gelmişti, sonra da bozularak arkanıza dönmüştünüz
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Andolsun ki Allah bir çok (savaş) yerler (in) de ve Huneyn gününde size yardım etmişdir. (O Huneyn gününde ki) çokluğunuz o zaman size ucub vermişdi de bu, size (gelecek kazaadan) bir şey'i gidermiye yaramamışdı. Yer yüzü, o genişliğine rağmen, başınıza dar gelmişdi. Nihayet (bozularak) gerisin geri dönüb gitmişdiniz.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** And olsun ki Allah, size birçok yerlerde ve Huneyn gününde yardım etmişti. Hani(o gün) çokluğunuz sizi gururlandırmıştı da (bu i'timâdınız) size hiçbir fayda vermemişti ve yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti; sonra (düşmana) arkanızı çeviren kimseler olduğunuz hâlde dönüp kaçmıştınız.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Şüphe yok ki Allah, size bir çok savaş yerlerinde zafer verdi; ve “HUNEYN” gününde size yardım etti. O vakit Huneyn'de çokluğunuz size güven vermişti de, bir faydası olmamıştı. Yeryüzü, o genişliği ile başınıza dar gelmişti. Sonra da bozularak arkanızı dönmüştünüz.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Muhakkak ki, Allah Teâlâ size birçok mevkilerde nusret bahş olmuştur. Huneyn gününde de. O gün ki, çokluğunuz sizi güvendirmişti. Fakat bu size faide vermemiştir. Yeryüzü, genişliğiyle beraber sizin üzerinize dar gelmişti. Sonra da arka çevirir olduğunuz halde dönüp gitmiştiniz.
- **Ümit Şimşek Meali:** Gerçek şu ki, Allah size pek çok yerde ve Huneyn Gününde de yardım etmişti. O gün siz çokluğunuzla böbürlenmiştiniz; fakat bu size bir fayda vermemiş ve yeryüzü, onca genişliğiyle beraber, size dar gelmişti de arkanızı dönüp gitmiştiniz.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Assuredly Allah did help you in many battle-fields and on the day of Hunayn: Behold! your great numbers elated you, but they availed you naught: the land, for all that it is wide, did constrain you, and ye turned back in retreat.

### 26. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Sonra Allah, Rasûlü’nün ve mü’minlerin üzerine iç huzuru ve güven duygusu veren rahmetini indirdi, ayrıca göremediğiniz ordular gönderdi ve o inkârcıları ağır bir yenilgiye uğrattı. Kâfirlerin cezası işte budur!
- **Diyanet Vakfı Meali:** Sonra Allah, Resûl'ü ile müminler üzerine sekînetini (sükûnet ve huzur duygusu) indirdi, sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de kâfirlere azap etti. İşte bu, o kâfirlerin cezasıdır.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Bozgundan sonra Allah, Peygamberine, müminlere güvenlik verdi ve görmediğiniz askerler indirdi; inkar edenleri azaba uğrattı. İnkarcıların cezası budur.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Sonra Allah, Resulünün üzerine ve müminlerin üzerine sekinetini (kalplere huzur veren rahmetini) indirdi ve gözle görmediğiniz ordular indirdi de kendisini tanımayan kâfirleri azaba uğrattı. Ve o kâfirlerin cezası işte budur.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Sonra Allah, Resulünün üzerine ve mü'minlerin üzerine sekînetini indirdi ve görmediğiniz ordular indirdi de kendisini tanımıyanları azaba uğrattı, ve bu işte kâfirlerin cezası
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Sonra Allah; resulü ile mü'minlerin üzerine sekînetini (kuvve-i ma'neviyyesini) indirdi, görmediğiniz (melek) orduları (nı) indirdi ve kâfirleri azâblandırdı. Bu, o kâfirlerin cezası idi.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Sonra Allah, peygamberinin üzerine ve mü'minlerin üzerine sekînetini (kalblere sükûnet ve huzur veren rahmetini) indirdi; hem sizin görmediğiniz (meleklerden) ordular indirdi ve inkâr edenlere azâb etti. Kâfirlerin cezâsı ise, işte budur.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Sonra Allah, Rasûlünün ve müminlerin üzerine rahmetini indirdi, görmediğiniz (meleklerden) ordular indirdi de, küfredenleri azablandırdı. İşte bu, kâfirlerin cezasıdır.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Sonra Allah Teâlâ Resülü üzerine ve mü'minler üzerine rahmetini indirdi ve sizin görmediğiniz ordular indirdi ve kâfir olanları muazzep kıldı ve bu ise kâfirlerin cezasıdır.
- **Ümit Şimşek Meali:** Sonra Allah, Resulüne ve mü'minlere güven ve rahmetini indirdi. Bir de sizin görmediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenleri azaba uğrattı. Kâfirlerin cezası işte budur.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** But Allah did pour His calm on the Messenger and on the Believers, and sent down forces which ye saw not: He punished the Unbelievers; thus doth He reward those without Faith.

### 27. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Sonra Allah, bu olup bitenin ardından dilediği kimsenin tevbesini kabul buyurur, dilediğine hidâyet lutfeder. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Sonra Allah, bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul eder. Zira Allah bağışlayan, esirgeyendir.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Allah bundan sonra da dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bağışlar ve merhamet eder.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Sonra Allah, bunun ardından yine dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Sonra bütün bu olup bitenlerin arkasından Allah, dilediğine tevbe nasib eder. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Sonra Allah bunun arkasından dilediğini tevbe nasîb eder, ve Allah gafûr, rahîmdir
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Sonra Allah bunun ardından kimi dilerse onun tevbesini kabul eder. Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Sonra Allah, bunun ardından dilediğinin tevbesini kabûl eder (hikmetine binâen kendi lütfundan ona tevbe nasîb eder). Çünki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Bu savaştan sonra Allah, onlardan dilediğini tevbe ve İslâm ile aziz kılar. Allah Gafûr'dur, Rahîmdir.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Sonra Allah Teâlâ bunu müteakip dilediğini tevbeye muvaffak kılar ve Allah Teâlâ gafûrdur, rahîmdir.
- **Ümit Şimşek Meali:** Fakat Allah bunun ardından dilediğine de tevbe nasip eder. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Again will Allah, after this, turn (in mercy) to whom He will: for Allah is Oft- forgiving, Most Merciful.

## Tefsir (25-27. ayetler)

### Ömer Çelik Tefsiri

Allah
Resûlü (s.a.s.), Mekke’nin fethinden sonra Sadece Kâbe’deki putları yıkmakla
kalmamış, civar bölgelere de mücâhit gruplar gönderip her tarafta bir tevhîd
temizliği başlatmıştı. Ancak bu durumu, Huneyn’de yaşayan Hevâzin kabîlesi ile
Tâif’te oturan Sakîfoğulları hazmedemediler. Müslümanların üzerine hücûm etmeye
karar verdiler. Bunun için büyük bir ordu hazırladılar. Bir ölüm-kalım savaşına
çıkmışçasına her şeylerini beraberle­rine aldılar. (İbn Hişâm, *es-Sîre, *IV, 65; İbn Sa‘d, *et-Tabakât,*II, 150)

Durumdan
haberdâr olan Resûl-i Ekrem (s.a.s.), ordusuna Mekke’den iki bin kişi daha
katarak onların üzerine yürüdü. İslâm ordusu her bakımdan mükemmeldi. Göz
kamaştırıcı bir ihtişamla Huneyn’e doğru ilerliyordu. Herkes, şimdiye dek böyle
techîzat ve teşkîlâtlı kalabalık bir ordunun Arabistan’da görülmediğini
düşünüyordu. Bu durum, ashâb-ı kirâmın gönlünü bir an gurûra sevk edip: “Böyle
bir ordu aslâ yenilmez!” diyerek düşmanı küçümsemelerine ve maddî güce rağbetle
gâlibiyete mutlak gözüyle bakmalarına sebep oldu. İşte bu bir anlık gurur ve
ucub, müslümanların ilâhî imtihâna tâbî tutulmalarına se­bebiyet verdi:

İslâm
ordusunun öncü kuvvetleri, Huneyn’e girilen dar yollarda kendilerinden emîn bir
şekilde ilerlerken, sabahın alacakaranlığında âniden pusuya düşürüldüler. Büyük
bir panik zuhûr etti. müslümanlar, üzerlerine yağmur gibi yağan oklar
karşısında durakladı­lar. İslâm ordusunda, tereddüt ve telâş dolu bir
dağınıklık ve bozulma baş gösterdi. Bu, arkadan gelenlere de sirâyet edince,
müslüman safları çözülüp geriledi. Hevâzin ve Sakîf kabîleleri de onları tâkibe
koyuldu.

O
dehşetli hengâmede yerinden ayrılmayan, sürekli olarak düşmanın üzerine yürü­yen
ve bindiği hayvanı dâimâ ileri sürerek kendisini düşmanın ortasına atan yalnız Allah
Resûlü (s.a.s.) oldu. O gün Efendimiz, eşsiz bir cesâret ve şecaat nümûnesi
sergiledi. Hattâ amcası Hz. Abbâs ve Ebû Süfyân b. Hâris, onun mübârek cânının
tehlikeye düşmemesi için hayvanının dizginini tutmuşlar, daha fazla
ilerlemesine mânî olmaya çalı­şıyorlardı. (Müslim, Cihâd 76)

Diğer
taraftan, İslâm ordusunun karışıklığı devam ediyordu. Aralarında “Bugün sihir
bozuldu” diye feryâd edenlerden; “Bu bozgunluğun arkası denize kadar alınamaz!”
diyenlere kadar birçok ye’se kapılanlar vardı. Mekkelilerden bâzılarının
arasından da: “Peygamber öldü. Araplar eski dinlerine dönecekler!” diye
şâyialar duyu­luyordu. Oysa Peygamberimiz (s.a.s.) sağ idi ve düşmana mukâ­vemet
göstererek hayvanının üzerinde dimdik durmaktaydı. Allah’a tevekkül ve teslîmi­yet
hâlinde ashâbına şöyle sesleniyordu:

*“–Ey Ensâr! Ey Muhâcirler! Ey Allah’ın kulları! Buraya geliniz!
Ben Allah’ın kulu ve peygamberiyim!..”*

Sonra
gür sesli olan amcası Hz. Abbâs’a işaret buyurarak, İslâm ordu­suna seslenmeye devam
etmesini istedi. Abbâs (r.a.)’ın yüksek sesle: “Ey Akabe’de bey’at edenler! Ey
Rıdvân ağacı altında söz verenler! Koşun, Allah’ın Resûlü burada!..” diyerek
seslenmeye başladı. Nidayı duyan sahâbe-i kirâm Efendimiz’in yanına koştu.
Böylece Peygamberimiz’in yanında saf tutmaya başlayan mü’min gönüller, içine
düştük­leri korkudan sıyrılarak huzur ve sükûnete erdi. Yavaş yavaş Allah’ın
lutfuyla bütün İslâm safları derlenip toparlandı. Bundan sonra Allah Resûlü (s.a.s.),
ellerini yüce dergâha açıp:

*“Allahım! Bana olan zafer va‘dini ihsân buyur!”* niyâzında
bulundu.

Tıpkı
Bedir savaşındaki gibi yerden mübârek elleriyle bir avuç toprak alarak düşman
saflarına doğru attı ve ashâb-ı güzîne:

*“–Haydi şimdi tam bir samimiyet ve gayret içinde hücûm edin!”* buyurdu.
(Müslim, Cihâd, 76-81; Ahmed b. Hanbel, *Müsned,* III, 157, V, 286; İbn Hişâm, *es-Sîre, *IV, 72; Vâkıdî, *el-Meğâzî,*III, 897-899)

Bu
defâ İslâm ordusu, savaş yeni başlarcasına bir hızla müşriklerin üzerine
saldırdı. Yaptıkları şiddetli hücûm ve hamlelerle kısa zamanda düşmanı perişan
edip hüsrâna uğ­rattılar. Sadece dört şehîd verilmiş, buna karşılık
müşriklerden yetmiş kişi öldürülmüştü. Düşman öyle mağlûb edilmişti ki, onların
savaş meydanına getirdikleri her şey müslüman­lara kalmıştı. Ele geçen ganimetin
hadd ü hesâbı yoktu. (İbn Hişâm, *es-Sîre, *IV, 79)

Şüphesiz
ki bu hâl, yüce Allah’ın mü’minlere nasîb buyurduğu büyük bir lutfu ve ik­râmı
idi. Çünkü onlar, başlangıçta yenilmiş durumda iken netîcede Resûlullah (s.a.s.)’in
şecaat, cesâret, îtidal ve Cenâb-ı Hakk’a gönülden ilticâ ve niyâzıyla zafere
nâil olmuşlardı.

Nitekim
o gün müşrik saflarında olup da sonradan iman edenler, Allah Teâlâ’nın
mü’minlere olan bu yardımını ifade sadedinde, kendilerine, o âna kadar hiç
görmedikleri kimselerin hücumda bulunduklarını hayretle îtirâf etmişlerdir. (Ahmed
b. Hanbel, *Müsned,* V, 286; Heysemî, *Mecma‘u’z-zevâid,*VI, 182-183; İbn Hişâm, *es-Sîre, *IV, 79)




























Huneyn
savaşının ardından, Sakîf kabilesinin reisi ve 1düşman ordularının başkumandanı
Mâlik b. Avf en-Nadrî ile birlikte daha pek çokları müslüman oldu. Allah onlara
küfürden dönüp doğru yolu bulma nimetini lütfetti. müslüman olmayıp şirk içinde
kalanlarla ilgili ise, onların Mescid-i Haram’a yaklaşmalarını yasaklayan yeni
hükümler indi:

## Bağlantılar

- [Bu sayfanın HTML sürümü](https://www.kuranvemeali.com/tevbe-suresi/26-ayeti-tefsiri)
- [26. ayet meali](https://www.kuranvemeali.com/tevbe-suresi/26-ayeti-meali.md)
- [25-27. ayet tefsiri](https://www.kuranvemeali.com/tevbe-suresi/25-ayeti-tefsiri.md)
- [Önceki ayet (25)](https://www.kuranvemeali.com/tevbe-suresi/25-ayeti-tefsiri.md)
- [Sonraki ayet (28)](https://www.kuranvemeali.com/tevbe-suresi/28-ayeti-tefsiri.md)
- [Tevbe Sûresi](https://www.kuranvemeali.com/tevbe-suresi.md)
- [Tüm sûreler](https://www.kuranvemeali.com/llms.txt)
