---
title: "Sâffât Sûresi 27-34. Ayet Tefsiri"
sure: "Sâffât"
sure_no: 37
ayet_no: 33
url: https://www.kuranvemeali.com/saffat-suresi/33-ayeti-tefsiri
language: tr
source: Kuran ve Meali
---

# Sâffât Sûresi 33. Ayet Tefsiri

> Kur'an-ı Kerim, Sâffât Sûresi (37. sûre), 33. ayet. Kaynak: [Kuran ve Meali](https://www.kuranvemeali.com/saffat-suresi/33-ayeti-tefsiri)

### 27. Ayet

## Arapça

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ

## Okunuşu

Ve akbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetesâelûn(e)

### 28. Ayet

## Arapça

قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ

## Okunuşu

Kâlû innekum kuntum te/tûnenâ ‘ani-lyemîn(i)

### 29. Ayet

## Arapça

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ

## Okunuşu

Kâlû bel lem tekûnû mu/minîn(e)

### 30. Ayet

## Arapça

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ

## Okunuşu

Vemâ kâne lenâ ‘aleykum min sultân(in)(s) bel kuntum kavmen tâġîn(e)

### 31. Ayet

## Arapça

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ

## Okunuşu

Fehakka ‘aleynâ kavlu rabbinâ(s) innâ leżâ-ikûn(e)

### 32. Ayet

## Arapça

فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ

## Okunuşu

Feaġveynâkum innâ kunnâ ġâvîn(e)

### 33. Ayet

## Arapça

فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

## Okunuşu

Fe-innehum yevme-iżin fî-l’ażâbi muşterikûn(e)

### 34. Ayet

## Arapça

اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ

## Okunuşu

İnnâ keżâlike nef’alu bilmucrimîn(e)

## Mealler

### 27. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Derken birbirlerine dönüp, karşılıklı söz düellosuna başlarlar.
- **Diyanet Vakfı Meali:** (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Birbirlerine dönüp soruşurlar.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Ve ba'zısına dönmüş soruyorlardır:
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Onlardan kimi kimine yönelib birbirini mes'ûl tutmıya kalkışırlar.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Ve onlar birbirlerine yönelmiş, karşılıklı (olarak birbirlerini) mes'ûl tutarlar(çekişirler).
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Onlar birbirlerini suçlayıb çekişirler.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Ve onların bazıları bazılarına yönelerek muhasemede bulunurlar.
- **Ümit Şimşek Meali:** Döner, birbirlerini suçlarlar.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** And they will turn to one another, and question one another.

### 28. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Tâbi olanlar önderlerine: “Evet, siz sanki iyiliğimizi istiyormuşçasına bize yaklaşır ve bâtılı hak göstererek bizi ona çağırırdınız.”
- **Diyanet Vakfı Meali:** (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Siz diyorlardır: bize sağdan gelir dururdunuz
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Hakıykat siz, derler, biz sağdan (suret-i hakdan) gelirdiniz».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** (Tâbi' olanlar, elebaşlarına:) “Doğrusu siz, bize sağdan gelirdiniz (hayrımıza çalışır görünürdünüz)!” derler.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** (Yardakçılar, öncülerine şöyle) diyecekler: “- Siz, bize sağdan (en sağlam taraftan) gelirdiniz.”
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** (Tâbi olanlar) Derler ki: «Şüphe yok, siz bize sağdan gelir olmuştunuz.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Siz iyiliğimizi ister görünüyordunuz” derler.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** They will say: "It was ye who used to come to us from the right hand (of power and authority)!"

### 29. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Onlar da şöyle derler: “Hayır, ne münâsebet! Siz zâten inanmak gibi bir niyet taşımıyordunuz.”
- **Diyanet Vakfı Meali:** 29, 30. (Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Diğerleri de onlara şöyle derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** (İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Yok, diyorlardır: siz inanmamıştınız
- **Hasan Basri Çantay Meali:** (Metbu'ları da:) «Hayır, siz (esasen) îman ediciler değildiniz», derler,
- **Hayrat Neşriyat Meali:** (O reisler ise) derler ki: “Bil'akis, (siz zâten) mü'min kimseler olmamıştınız.”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** (Öncüler de yardakçılarına cevap verib şöyle) diyecekler: “- Hayır, doğrusu siz Allah'a iman etmemiştiniz.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Metbû bulunanlar da derler ki: «Hayır. Siz mü'min kimse olmuş değildiniz.»
- **Ümit Şimşek Meali:** Diğerleri de “Siz zaten inanmamıştınız ki,” diye cevap verirler.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** They will reply: "Nay, ye yourselves had no Faith!

### 30. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** “Hem bizim sizi zorlayacak bir gücümüz de yoktu. Aksine siz kendiniz azgın ve isyânkâr bir gürûhtunuz.”
- **Diyanet Vakfı Meali:** 29, 30. (Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** "Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** "Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Ve bizim size karşı cebredebilecek bir saltanatımız yoktu, fakat siz azmış bir kavm idiniz
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Ve bizim size karşı bir haakimiyyetimiz de yokdu. Bil'akis siz (de bizim gibi) azgınlar güruhu idiniz».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** “Hem bizim için, sizin üzerinizde bir güç yoktu. Bil'akis (siz), bir azgınlar topluluğu idiniz.”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Bizim de sizin üzerinize bir hakimiyetimiz yoktu; ancak siz azmış bir kavim idiniz.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** «Bizim için sizin üzerinizde bir saltanat bulunmuş değildik. Belki siz sapıtmışlar olan bir kavim olmuş idiniz.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Kendiniz bir azgınlar güruhu olup çıktınız.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** "Nor had we any authority over you. Nay, it was ye who were a people in obstinate rebellion!

### 31. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** “Artık ne desek boş! Hakkımızda Rabbimizin azap sözü kesinleşmiş bulunuyor. Hiçbir çıkış yolu yok; günahlarımızın cezasını mutlaka çekeceğiz.”
- **Diyanet Vakfı Meali:** «Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız.»
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** "Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** “Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** "Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Onun için üzerimize rabbımızın kavli hakk oldu, her halde hepimiz tadacağız
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Onun için Rabbimizin sözü (azâbı) üstümüze hak olmuşdur. Şübhesiz (azabımızı) tadıcılarız (tadacağız).
- **Hayrat Neşriyat Meali:** “Artık Rabbimizin (azab) sözü üzerimize hak oldu; şübhesiz biz (bu azâbı)gerçekten tadacak kimseleriz.”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Onun için Rabbimizin azabı üzerimize gerçekleşti. Muhakkak azabımızı tadacağız.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** «Artık hepimizin üzerine Rabbimizin sözü tahakkuk etti. Şüphe yok ki bizler, elbette (azabı) tadıcı kimseleriz.
- **Ümit Şimşek Meali:** “Artık Rabbimizin sözünü hak ettik; azabı hep beraber tadacağız.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** "So now has been proved true, against us, the word of our Lord that we shall indeed (have to) taste (the punishment of our sins).

### 32. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** “Evet, sizi baştan biz çıkardık; çünkü zâten kendimiz de azmış gitmiştik.”
- **Diyanet Vakfı Meali:** «Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.»
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** "Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** "Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Evet biz sizi kışkırttık, çünkü biz azgındık
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Çünkü biz de sizi (büsbütün) başdan çıkardık. Zîrâ biz de azgın kimselerdik».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** “Evet, (biz) sizi azdırdık; çünki kendimiz azgın kimseler idik.”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Çünkü biz, sizi, dinden çıkardık. Gerçekten biz azgın kimselerdik.”
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** «Evet. Biz sizi sapıttırdık, muhakkak ki, biz de sapıklığa düşmüş kimseler idik.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Doğru, sizi biz baştan çıkardık; çünkü biz de azmış gitmiştik.”
- **Yusuf Ali (English) Meali:** "We led you astray: for truly we were ourselves astray."

### 33. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Madem öyle, o gün azabı hep birlikte çekecekler.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** O gün hepsi azabda birleşirler.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** O halde hepsi o gün azâbda müşterektirler
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Artık şübhe yok ki bunlar o gün azâbda ortakdırlar.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Artık şübhesiz ki o gün onlar, azabda ortaktırlar.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** O halde, hepsi o gün azabda ortaktırlar.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Şüphesiz ki onlar o gün azapta ortak kimselerdir.
- **Ümit Şimşek Meali:** O gün hepsi azapta ortaktır.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Truly, that Day, they will (all) share in the Penalty.

### 34. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Biz, inkârcı suçlulara işte böyle davranacağız.
- **Diyanet Vakfı Meali:** İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** İşte biz suçlulara böyle yaparız.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** İşte biz mücrimlere böyle yaparız
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Biz (diğer) günahkârlara (da) muhakkak böyle yapacağız.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** İşte biz, günahkârlara böyle yaparız.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** İşte biz, müşriklere böyle yaparız.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Biz muhakkak ki, günahkârlara böyle yaparız.
- **Ümit Şimşek Meali:** Mücrimleri Biz işte böyle yaparız.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Verily that is how We shall deal with Sinners.

## Tefsir (27-34. ayetler)

### Ömer Çelik Tefsiri

Cehennemlikler
birbirlerini suçlarlar. Hususiyle “müstaz’af” dediğimiz zayıflar, kendilerini
doğru yoldan saptıran büyüklerine sataşırlar. “Bizi siz yoldan çıkardınız”
derler. Onların; **“Evet, siz sanki iyiliğimizi istiyormuşçasına bize yaklaşır
ve bâtılı hak göstererek bizi ona çağırırdınız”** (Saffât 37/28) sözü, burada
kullanılan Arapça “yemin” kelimesine verilen mânalar dikkate alınarak şöyle
izah edilir: Birincisi; “yemin”, yemin etmek mânasındadır: “Siz bize yemin
ederek gelirdiniz. Doğru söylediğinize ve doğru yolda olduğunuza yemin ederek
bizi kandırırdınız.” İkincisi; “yemin”, sağ taraf, uğur demektir: “Siz bize sağ
taraftan gelip bizi kandırır, kendinizi uğurlu kimseler göstererek bizi
aldatırdınız.” Üçüncüsü; “yemin”, kuvvetten kinâyedir: “Siz bize kuvvetle
gelir, bizi zorla kendinize tabi kılardınız.” Onlar da genelde bu suçlamaları
kabul etmez, artık bundan böyle yapılacak bir şeyin olmadığını ve hak ettikleri
azabı çekmekten başka çârenin kalmadığını söylerler. Sonunda birlikte cehennemi
boylarlar. (bk. Sebe’ 34/31-33; Mü’min 40/47-48) Buna göre, 34. âyetteki
“inkârcı suçlular” şeklinde tercüme edilen “mücrimîn” kelimesinden, kâfirlerin
kastedildiği anlaşılmaktadır.



Mahşer
yerinden nakledilen bu manzaranın hedefi, toplumların hem idârecilerini hem de
onların peşinden gidenleri uyarmaktır. İdareciler ve fikir önderleri, yarın
böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalacaklarını düşünerek insanları yanlış
yollara sürükleyecek uygulamalardan kaçınmalıdır. Tâbi olanlar da başkalarının
güdümüne girmeden, onurlu ve haysiyetli bir şahsiyet sergileyerek, Allah’ın
huzurunda sorumlu olacakları inanç ve amel hususlarında kendi iradeleriyle hür
ve şuurlu bir şekilde karar verebilmelidirler.



O bedbahtların böyle ebedî bir azaba uğramalarının
sebebine gelince:

## Bağlantılar

- [Bu sayfanın HTML sürümü](https://www.kuranvemeali.com/saffat-suresi/33-ayeti-tefsiri)
- [33. ayet meali](https://www.kuranvemeali.com/saffat-suresi/33-ayeti-meali.md)
- [27-34. ayet tefsiri](https://www.kuranvemeali.com/saffat-suresi/27-ayeti-tefsiri.md)
- [Önceki ayet (32)](https://www.kuranvemeali.com/saffat-suresi/32-ayeti-tefsiri.md)
- [Sonraki ayet (35)](https://www.kuranvemeali.com/saffat-suresi/35-ayeti-tefsiri.md)
- [Sâffât Sûresi](https://www.kuranvemeali.com/saffat-suresi.md)
- [Tüm sûreler](https://www.kuranvemeali.com/llms.txt)
