---
title: "Sâd Sûresi 21-26. Ayet Tefsiri"
sure: "Sâd"
sure_no: 38
ayet_no: 22
url: https://www.kuranvemeali.com/sad-suresi/22-ayeti-tefsiri
language: tr
source: Kuran ve Meali
---

# Sâd Sûresi 22. Ayet Tefsiri

> Kur'an-ı Kerim, Sâd Sûresi (38. sûre), 22. ayet. Kaynak: [Kuran ve Meali](https://www.kuranvemeali.com/sad-suresi/22-ayeti-tefsiri)

### 21. Ayet

## Arapça

وَهَلْ اَتٰيكَ نَبَؤُ۬ا الْخَصْمِۢ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَۙ

## Okunuşu

Vehel etâke nebeu-lḣasmi iż tesevverû-lmihrâb(e)

### 22. Ayet

## Arapça

اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَٓا اِلٰى سَوَٓاءِ الصِّرَاطِ

## Okunuşu

İż deḣalû ‘alâ dâvûde fefezi’a minhum(s) kâlû lâ teḣaf(s) ḣasmâni beġâ ba’dunâ ‘alâ ba’din fahkum beynenâ bilhakki velâ tuştit vehdinâ ilâ sevâ-i-ssirât(i)

### 23. Ayet

## Arapça

اِنَّ هٰذَٓا اَخ۪ي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْن۪يهَا وَعَزَّن۪ي فِي الْخِطَابِ

## Okunuşu

İnne hâżâ eḣî lehu tis’un ve tis’ûne na’ceten veliye na’cetun vâhidetun fekâle ekfilnîhâ ve’azzenî fî-lḣitâb(i)

### 24. Ayet

## Arapça

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ ۩

## Okunuşu

Kâle lekad zalemeke bisu-âli na’cetike ilâ ni’âcih(i)(s) ve-inne keśîran mine-lḣuletâ-i leyebġî ba’duhum ‘alâ ba’din illâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti ve kalîlun mâ hum(k) ve zanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festaġfera rabbehu ve ḣarra râki’an ve enâb(e)

### 25. Ayet

## Arapça

فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَۜ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ

## Okunuşu

Feġafernâ lehu żâlik(e)(s) ve-inne lehu ‘indenâ lezulfâ ve husne meâb(in)

### 26. Ayet

## Arapça

يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَل۪يفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ۟

## Okunuşu

Yâ dâvûdu innâ ce’alnâke ḣalîfeten fî-l-ardi fahkum beyne-nnâsi bilhakki velâ tettebi’i-lhevâ feyudilleke ‘an sebîli(A)llâh(i)(c) inne-lleżîne yadillûne ‘an sebîli(A)llâhi lehum ‘ażâbun şedîdun bimâ nesû yevme-lhisâb(i)

## Mealler

### 21. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Rasûlüm! Sana o dâvacıların haberi ulaştı mı? Hani onlar duvardan tırmanarak Dâvûd’un husûsî makam odasına dalıvermişlerdi.
- **Diyanet Vakfı Meali:** 21, 22. (Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mâbedin duvarına tırmanıp, Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan korkmuştu. «Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster» dediler.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 21,22. Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Bir de davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Bir de hasım kıssası geldi mi sana? Hani surdan mihraba aştıkları vakıt
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Sana o da'vâcıların haberi geldi mi? Hani onlar dıvardan mescide tırmanmışlardı.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Hem sana o da'vâcıların haberi geldi mi? Hani ma'bed(in duvarın)a tırmanmışlardı.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Bir de (Davûd mescidde ibadetle meşgul olduğundan kapısında bekçiler vardı. Kapıdan içeri giremiyen) davacıların haberi geldi mi sana? Hani duvardan çıkıb mescide inmişlerdi.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Ve sana o davacıların haberi geldi mi? O vakit ki, ibadetgâha tırmanıp çıkmışlardı.
- **Ümit Şimşek Meali:** Peki, o dâvâcıların haberi sana ulaştı mı? Hani onlar duvardan tırmanarak mâbede girmişlerdi.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Has the Story of the Disputants reached thee? Behold, they climbed over the wall of the private chamber;

### 22. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Yanına izinsiz girdikleri için, Dâvûd onlardan korktu. “Korkma!” dediler, “biz biri diğerine haksızlık yaptığını iddia eden iki dâvalıyız. Aramızda adâletle hükmet, haktan uzaklaşma ve bize doğru yolu göster.”
- **Diyanet Vakfı Meali:** 21, 22. (Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mâbedin duvarına tırmanıp, Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan korkmuştu. «Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster» dediler.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 21,22. Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Hani Dâvûd’un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, “Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet” dediler.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Davud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona "Korkma!" dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** O vakıt Davudun üzerine giriverdiler de onlardan telâşa düştü, korkma dediler: iki hasmız, ba'zımız ba'zımıza tecavüz etti, şimdi sen aramızda hakk ile hukmet ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar
- **Hasan Basri Çantay Meali:** O vakit Dâvudun karşısına girivermişlerdi de o, bunlardan telâşa düşmüşdü. «Korkma, dediler, (biz) iki da'vâcı (yız). Birimiz ötekimin hakkına) tecâvüz etdi. Şimdi sen aramızda adaletle hükmet. Aşırı gitme. Bizi doğru yolun ortasına çıkar».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** O vakit Dâvûd'un yanına girmişlerdi de (Dâvûd) onlardan ürkmüştü. Dediler ki: “Korkma! (Biz) birbirimizin hakkına tecâvüz eden iki da'vâcıyız; şimdi (sen) aramızda hak ile hükmet; haksızlık etme ve bizi (doğru) yolun ortasına çıkar!”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** O vakit Davûd'un yanına vardılar da o, bunlardan ürktü. (Ona şöyle) dediler: “- Korkma, iki davacıyız. Birimiz ötekine tecavüz etti. Şimdi sen aramızda adaletle hüküm ver. Aşırı gitme de bizi hak yola çıkar.”
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** O vakit te ki, Dâvûd'un karşısına girmişlerdi de, onlardan korkuya düşmüştü. Dediler ki: «Korkma, iki davacı ki, bazımız bazısı üzerine tecavüz etmiş oldu. Artık sen aramızda hak ile hükmet, gadr etme ve bizi doğru yolun ortasına sevket.»
- **Ümit Şimşek Meali:** Yanına girdiklerinde, Davud onlardan korktu. “Korkma,” dediler. “Biz birbirimize hakkı geçen iki dâvâlıyız. Aşırı gitmeden, aramızda adaletle hükmet ve bize yolun doğrusunu göster.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** When they entered the presence of David, and he was terrified of them, they said: "Fear not: we are two disputants, one of whom has wronged the other: Decide now between us with truth, and treat us not with injustice, but guide us to the even Path..

### 23. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** İçlerinden biri meseleyi arzetti: “Şu adam benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise sadece bir koyunum var. Böyleyken “Onu da bana ver” dedi ve tartışmada baskın çıktı.”
- **Diyanet Vakfı Meali:** (Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken «Onu da bana ver» dedi ve tartışmada beni yendi.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** "Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** İçlerinden biri şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken ‘Onu da bana ver’ dedi ve tartışmada beni bastırdı.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Biri: "İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: Onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi" diye anlattı.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Şu benim biraderim onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var, böyle iken «bırak onu bana» dedi ve beni söyleşmede yendi
- **Hasan Basri Çantay Meali:** (İçlerinden biri): «Şu benim birâderimdir. Onun doksan dokuz dişi koyunu var. Benim ise birtek dişi koyunum var. Böyle iken «Onu bana ver (de bakayım)» dedi, mücâdelede beni yendi».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** (Onlardan biri şöyle dedi:) “Doğrusu bu benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise tek bir koyunum var. Böyle iken: 'Onu bana ver!' dedi ve tartışmada beni yendi.”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** (İkisinden biri şöyle) dedi: “- Şu benim (din) kardeşimdir. Onun doksan dokuz dişi koyunu var. Benim ise tek dişi koyunum var. Böyle iken, onu da bana ver dedi ve beni konuşmada mağlûb etti.”
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** «Muhakkak ki şu, benim kardeşimdir. Onun doksandokuz dişi koyunu vardır. Benim için ise bir dişi koyun var. Öyle iken, «Onu bana bırak,» dedi ve beni konuşmada mağlup etti.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu, benim de bir koyunum var. Buna rağmen 'O tek koyunu da bana ver' dedi ve tartışmada bana üstün geldi.”
- **Yusuf Ali (English) Meali:** "This man is my brother: He has nine and ninety ewes, and I have (but) one: Yet he says, ´commit her to my care,´ and is (moreover) harsh to me in speech."

### 24. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Dâvûd dedi ki: “Bu adam, senin tek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık yapmıştır. Doğrusu aralarında ticârî ortaklık bulunanların çoğu birbirlerine haksızlık ederler. Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler müstesnâ; ama onlar da ne kadar azdır.” Dâvûd, kendisini imtihan ettiğimizi anladı ve derhal Rabbinden bağışlanma diledi, eğilerek secdeye kapandı ve bütün içtenliğiyle Allah’a yöneldi.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! dedi. Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Davud dedi ki: “Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır.” Dâvûd, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Davud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah'a yöneldi.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Dedi ki: doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına istemesiyle sana zulmetmiş ve hakıkaten karışıkların çoğu birbirlerine tecavüz ediyorlar, ancak iyman edib de salâh istiyenler başka, onlar da pek az, ve sanmıştı ki Davud kendisine sırf bir fitne yaptık, hemen rabbına istiğfar etti ve rükû' ederek yere kapanıb tevbe ile rücu' etti
- **Hasan Basri Çantay Meali:** (Dâvud) dedi: «Andolsun ki o, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına (katmak) istemesiyle sana zulmetmişdir. Gerçek (mallarını birbirine) katıb karışdıran (ortak) ların çoğu mutlakaa birbirine haksızlık eder. İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar müstesna. (Fakat) bunlar da ne kadar azdır». Dâvud sandı ki biz kendisine mutlakaa bir azâb (süikasd) hazırladık. Bunun üzerine o, rabbinden setr (ü himaye) edilmesini istedi, rükû' ile yere kapanıb (Allaha) döndü.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** (Dâvûd:) “Doğrusu (o,) senin koyununu kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana haksızlık etmiştir! Zâten şübhesiz ortakların birçoğu, birbirlerine gerçekten haksızlık eder; ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler müstesnâ! Onlar ise ne kadar azdır!” dedi. Dâvûd (böylelikle) kendisini imtihân ettiğimizi sezdi (anladı); hemen Rabbinden mağfiret diledi, rükû' ederek (secdeye) kapandı ve (Allah'a) yöneldi.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Davûd dedi ki: “- Doğrusu o, senin bir dişi koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten ortakların çoğu birbirine haksızlık eder; ancak iman edib de salih amel işliyenler müstesnadır. Onlar da ne kadar azdır!” Davûd sanmıştı ki, kendisine sırf bir imtihan açtık. Hemen Rabbine istiğfar etti, secdeye kapandı ve tevbe ile Allah'a yöneldi.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Dâvud aleyhisselâm dedi ki: «Elbette senin bir koyununu kendi koyunlarına istemesiyle sana zuImetmiş oldu. Ve muhakkak ki, mal ortaklarından birçokları mutlaka bazıları bazısı üzerine tecavüz etmektedir. Ancak, imân edenler ve sâlih amellerde bulunanlar müstesna. Onlar da ne kadar az!» Ve Dâvud sandı ki muhakkak Biz onu bir imtihana tâbi tutmuş olduk. Hemen Rabbine istiğfarda bulundu ve rükû edici olarak yere kapandı ve Hakk'a rücu etti.
- **Ümit Şimşek Meali:** Davud dedi ki: “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiş. Ortakların birçoğu böyle birbirinin hakkını yer. Ancak iman edip güzel işler yapanlar müstesna—ki, onların da sayısı pek azdır.” Davud kendisini sınadığımızı anladı ve Rabbinden bağışlanma diledi; Ona yönelerek secdeye kapandı.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** (David) said: "He has undoubtedly wronged thee in demanding thy (single) ewe to be added to his (flock of) ewes: truly many are the partners (in business) who wrong each other: Not so do those who believe and work deeds of righteousness, and how few are they?"...and David gathered that We had tried him: he asked forgiveness of his Lord, fell down, bowing (in prostration), and turned (to Allah in repentance).(4176-A)

### 25. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Biz de onu bağışladık. Onun yanımızda bir yakınlığı, değeri ve güzel bir geleceği vardır.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Biz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Biz de onu kendisine mağrifet buyurduk ve hakıkat ona ındimizde kat'î bir yakınlık ve bir akıbet güzelliği vardır
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Biz de onu saalih (bir zât olarak) intihab etdik. Nezdimizde onun muhakkak bir yakınlığı ve bir akıbet güzelliği vardır.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Bunun üzerine (biz de) ondan bunu (bu zellesini) affettik. Ve şübhesiz ki katımızda onun için elbette bir yakınlık ve güzel bir âkıbet vardır.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Biz de onun bu hatasını bağışladık. Gerçekten onun, bizim katımızda bir yakınlığı ve güzel bir akıbeti (cenneti) vardır.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Artık bunun için O'nu yarlığadık, ve şüphe yok ki, O'nun için Bizim katımızda elbette bir yakınlık vardır ve bir akıbet güzelliği vardır.
- **Ümit Şimşek Meali:** Biz de onu bağışladık. Onun için katımızda bir yakınlık ve güzel bir âkıbet vardır.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** So We forgave him this (lapse): he enjoyed, indeed, a Near Approach to Us, and a beautiful place of (Final) Return.

### 26. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halîfe yaptık. Öyleyse sen de insanlar arasında hak ve adâletle hükmet. Nefsinin arzu ve tamayüllerine uyma ki, bunlar seni Allah’ın yolundan saptırmasın. Allah yolundan sapanlara gelince, hesap gününü unutmaları sebebiyle, onlara pek şiddetli bir azap vardır.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Ona dedik ki: “Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Ya Davud! muhakkak ki biz seni Arzda bir halîfe kıldık, imdi nâs arasında hakk ile hukmet de (keyfe) hevaya tabi' olma ki seni Allah yolundan sapıtmasın, çünkü Allah yolundan sapanlar hisab gününü unuttukları cihetle kendilerine pek şiddetli bir azâb vardır
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Ey Dâvud, biz seni yer yüzünde bir halîfe yapdık. O halde insanlar arasında hak (ve adalet) le hükmet. (Hükmünde) hevâ (ve heves) e (hissiyyâtına) tâbi' olma ki bu, seni Allah yolundan sapdırır. Çünkü Allah yolundan sapanlar (yok mu?) hesâb gününü unutdukları için onlara pek çetin bir azâb vardır.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Ey Dâvûd! Muhakkak ki biz, seni yeryüzünde bir halîfe kıldık; öyle ise insanlar arasında hak ile hükmet; ve nefsinin arzusuna uyma! Yoksa (bu) seni Allah'ın yolundan saptırır. Şübhesiz Allah'ın yolundan sapanlar yok mu, hesab gününü unuttuklarından dolayı onlar için (pek) şiddetli bir azab vardır.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Ey Davûd! Biz seni yer yüzünde halife kıldık. O halde insanlar arasında adaletle hüküm ver ve keyfe tâbi olma ki, bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Muhakkak ki Allah yolundan sapanlar, hesab gününü unuttuklarından, kendilerine çok şiddetli bir azab vardır.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Ey Dâvûd! Şüphe yok ki, Biz seni yeryüzünde halife kıldık. Artık nâs arasında hak ile hükmet ve hevâya tâbi olma, sonra seni Allah'ın yolundan şaşırtır. Muhakkak o kimseler ki, Allah yolundan saparlar, onlar için hesap gününü unutmuş oldukları için bir şiddetli azap vardır.
- **Ümit Şimşek Meali:** Ey Davud, Biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet. Keyfe tâbi olma ki seni Allah yolundan saptırmasın. Allah yolundan sapanlara, hesap gününü unutmaları yüzünden, çetin bir azap vardır.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** O David! We did indeed make thee a vicegerent on earth: so judge thou between men in truth (and justice): Nor follow thou the lusts (of thy heart), for they will mislead thee from the Path of Allah. for those who wander astray from the Path of Allah, is a Penalty Grievous, for that they forget the Day of Account.

## Tefsir (21-26. ayetler)

### Ömer Çelik Tefsiri

Peygamberler
de neticede birer insan olmaları hasebiyle zaman zaman zelle dediğimiz küçük
hatalar işlemişler, bu vesileyle Cenâb-ı Hak onları imtihanlara tabi tutmuş,
onlar da büyük bir kalp kırıklığı içinde Allah’a yalvarmışlar, tarifsiz bir
pişmanlık hissiyâtı içinde hatalarının bağışlanmasını istemişlerdir. Kur’ân-ı
Kerîm’de kıssaları anlatılan pek çok peygamberde, hatta bizzat
Seyyidü’l-Mürselîn (s.a.s.)’de bunu müşâhede etmemiz mümkündür. İşte Dâvûd
(a.s.) da bazı imtihanlara mâruz kalmış, netîcede kendisine beşerî zaafları ve
muhtemel hatâları bildirilmiştir. O da hemen tevbeye yönelmiş ve böylece
Cenâb-ı Hak, O’nu bağışlayarak, ebediyete uzanan yoldaki tehlikeleri O’na
öğretmiştir.



Bu
âyetlerde anlatılan olaya ve Hz. Dâvûd’un mes’eleye yaklaşım tarzına baktığımız
zaman, akabinde Dâvûd (a.s.)’ın istiğfar etmesini gerektirecek şu husus
dikkatimizi çeker:



Hz.
Dâvûd, hüküm vermede aceleci davranmış ve karşı tarafı hiç dinlemeden kararını
vermişti. Halbuki meselenin bütün vechesi veya bir kısmı, karşı taraf
dinlenildiği takdirde değişebilir; haklı zannedilen haksız, haksız görülen de
haklı çıkabilirdi. Bunun için Dâvûd (a.s.), dâvâcıların ayrılmasının hemen
ardından hatâ yaptığını anladı ve bunun ilâhî bir imtihan olduğunu fark ederek
derhal secdeye kapandı; tevbe ve istiğfarda bulundu. Allah Teâlâ da kendisini
affetti. Bu gibi durumlar, peygamberlere bile Allah Teâlâ karşısındaki
acziyetlerini idrâk ettirmek ve onlara tâbî olanların tâkip edeceği usûl ve
hikmetlerin teşekkülünü sağlamak hikmetine binâen vuku bulan hâdiselerdir. Bu
durum, onların peygamberliğine ve ismet sıfatlarına aslâ halel getirmez.
Aslında, dikkatli bir nazarla baktığımızda, peygamberlerin yaptıkları hatâ
şeklinde görünen hâdiselerin, bizler de aynı hatâya düştüğümüzde nasıl hareket
etmemiz gerektiğini göstermek için vuku bulduğunu anlayabiliriz.



Gelen
dâvacıların imtihan maksadıyla ve insan sûretinde gelen iki melek olduğu
anlaşılmaktadır. Çünkü bunlar izinsiz ve normal olmayan yollarla içeri
giriyorlar, hem Hz. Dâvûd’a hüküm soruyorlar, hem de onu “Doğruluktan sapma!”
diyerek uyarıyorlar. Bu uyarı, muhâkemeden asıl beklenenin tarafsızlık olduğuna
ve bu keyfiyeti kaybettiğinde yargının da mânasını yitirmiş olacağına dikkat
çekmektedir. Gelenler melek oldukları için söz konusu ikaz, aynı zamanda bir
terbiye maksadı taşımaktadır. “Bize de doğru yolu göster” ifadesi ise mahkeme
sırasında hâkimin tarafları, ifadelerinde dürüst davranmaları, bile bile haksız
iddialar ileri sürmekten, gerçeği saklamaktan kaçınmaları yönünde uyarılar
yapmasının uygun olacağına işaret eder. Böylece Kur’ân-ı Kerîm’in, geçmişteki
bir hâdiseyi naklederken kendi muhataplarını terbiyeyi hedefleyen noktaları öne
çıkarmaya hususi bir itinâ gösterdiği dikkat çekmektedir. Dikkat çekilen bu
noktaları hülâsa etmek istersek:



**›** 
Yapılacak işlerimizde ve verilecek hükümlerimizde adâletten
ayrılmamak,



**›** 
Yanlışlarımızın ve hatalarımızın farkında olmak,



**›** 
Farkında olduğumuz hataları hemen düzeltip Allah’a yönelmek, O’nun
huzurunda ibâdet etmek, engin mağfiretine sığınmak, böylece ruhumuzu
kötülüklerden temizlemek.



Böyle
yaptığımız takdirde, Allah katında değerimiz yükseleceği gibi düşmanlarımıza
karşı güçlü olmak ve nihâyet başarıya ulaşmak mukadder olacaktır.



Evet, insan hayatını düzenlerken ve insanlar
arasındaki meseleleri karara bağlarken ilâhî buyruklara harfiyen uyup hak,
hukuk ve adâletten ayrılmamak gerekir. Çünkü:

## Bağlantılar

- [Bu sayfanın HTML sürümü](https://www.kuranvemeali.com/sad-suresi/22-ayeti-tefsiri)
- [22. ayet meali](https://www.kuranvemeali.com/sad-suresi/22-ayeti-meali.md)
- [21-26. ayet tefsiri](https://www.kuranvemeali.com/sad-suresi/21-ayeti-tefsiri.md)
- [Önceki ayet (21)](https://www.kuranvemeali.com/sad-suresi/21-ayeti-tefsiri.md)
- [Sonraki ayet (27)](https://www.kuranvemeali.com/sad-suresi/27-ayeti-tefsiri.md)
- [Sâd Sûresi](https://www.kuranvemeali.com/sad-suresi.md)
- [Tüm sûreler](https://www.kuranvemeali.com/llms.txt)
