---
title: "Kalem Sûresi 17-33. Ayet Tefsiri"
sure: "Kalem"
sure_no: 68
ayet_no: 22
url: https://www.kuranvemeali.com/kalem-suresi/22-ayeti-tefsiri
language: tr
source: Kuran ve Meali
---

# Kalem Sûresi 22. Ayet Tefsiri

> Kur'an-ı Kerim, Kalem Sûresi (68. sûre), 22. ayet. Kaynak: [Kuran ve Meali](https://www.kuranvemeali.com/kalem-suresi/22-ayeti-tefsiri)

### 17. Ayet

## Arapça

اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ

## Okunuşu

İnnâ belevnâhum kemâ belevnâ ashâbe-lcenneti iż aksemû leyasrimunnehâ musbihîn(e)

### 18. Ayet

## Arapça

وَلَا يَسْتَثْنُونَ

## Okunuşu

Velâ yesteśnûn(e)

### 19. Ayet

## Arapça

فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ

## Okunuşu

Fetâfe ‘aleyhâ tâ-ifun min rabbike vehum nâ-imûn(e)

### 20. Ayet

## Arapça

فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ

## Okunuşu

Feasbehat ke-ssarîm(i)

### 21. Ayet

## Arapça

فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ

## Okunuşu

Fetenâdev musbihîn(e)

### 22. Ayet

## Arapça

اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ

## Okunuşu

Eni-ġdû ‘alâ harśikum in kuntum sârimîn(e)

### 23. Ayet

## Arapça

فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ

## Okunuşu

Fentalekû vehum yeteḣâfetûn(e)

### 24. Ayet

## Arapça

اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ

## Okunuşu

En lâ yedḣulennehâ-lyevme ‘aleykum miskîn(un)

### 25. Ayet

## Arapça

وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ

## Okunuşu

Ve ġadev ‘alâ hardin kâdirîn(e)

### 26. Ayet

## Arapça

فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ

## Okunuşu

Felemmâ raevhâ kâlû innâ ledâllûn(e)

### 27. Ayet

## Arapça

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

## Okunuşu

Bel nahnu mahrûmûn(e)

### 28. Ayet

## Arapça

قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

## Okunuşu

Kâle evsetuhum elem ekul lekum levlâ tusebbihûn(e)

### 29. Ayet

## Arapça

قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ

## Okunuşu

Kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ zâlimîn(e)

### 30. Ayet

## Arapça

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ

## Okunuşu

Feakbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetelâvemûn(e)

### 31. Ayet

## Arapça

قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا طَاغ۪ينَ

## Okunuşu

Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâġîn(e)

### 32. Ayet

## Arapça

عَسٰى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَٓا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ

## Okunuşu

‘Asâ rabbunâ en yubdilenâ ḣayran minhâ innâ ilâ rabbinâ râġibûn(e)

### 33. Ayet

## Arapça

كَذٰلِكَ الْعَذَابُۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟

## Okunuşu

Keżâlike-l’ażâb(u)(s) vele’ażâbu al-âḣira(ti)(c) ekberu lev kânû ya’lemûn(e)

## Mealler

### 17. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Şüphesiz biz, böyle nimetler vermek suretiyle insanları sınıyoruz. Tıpkı bir zamanlar şu bahçe sahiplerini sınayıp belâya uğrattığımız gibi: Hani onlar, sabah olur olmaz bağlarının ürününü toplayacaklarına dâir yemin etmişlerdi.
- **Diyanet Vakfı Meali:** 17, 18. Biz, vaktiyle «bahçe sahipleri»ne belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi. Onlar istisna da etmiyorlardı
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 17,18. Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Şüphesiz biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkârcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** O bağ sahiblerini belâlandırdığımız gibi; o sıra ki yemin etmişlerdi: sabah olunca onu mutlaka divşireceklerdi
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Biz, o bağçe saahiblerini nasıl belâya uğratdiysek muhakkak bunları da belâlandırdık. Hani (bağçe saahibleri) sabah olunca onu mutlakaa devşireceklerine, biçeceklerine yemîn etmişlerdi.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Şübhesiz ki biz, o bahçe sâhiblerine belâ verdiğimiz gibi bunlara da (Mekkelilere de o kıtlık yıllarıyla) belâ verdik. Hani (o bahçe sâhibleri) sabaha ulaşan kimseler iken, (henüz fakirler görmeden) onu(n mahsûlünü) muhakkak devşireceklerine dâir yemîn etmişlerdi.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Muhakkak ki biz, Mekke'lileri (kıtlık, açlık, ölüm ve esaret gibi belâlarla) imtihan ettik; nasıl ki o bağ sahiplerini bir belâ ile imtihan etmiştik: Hani o bağ sahipleri, sabah olunca bağın meyvelerini mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Şüphe yok ki Biz bunları da, bostan sahiplerini belaya uğrattığımız gibi belaya uğrattık. O vakit ki onlar yemîn etmişlerdi ki, sabahleyin erkenden elbette o bostandaki mahsulâtı devşireceklerdi.
- **Ümit Şimşek Meali:** Onları, tıpkı bağ sahiplerini sınadığımız gibi sınadık. Onlar sabah olur olmaz bağlarının ürününü devşireceklerine yemin etmişlerdi.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Verily We have tried them as We tried the People of the Garden, when they resolved to gather the fruits of the (garden) in the morning.

### 18. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** “Allah dilerse” diyerek bir istisnâ da yapmamışlardı.
- **Diyanet Vakfı Meali:** 17, 18. Biz, vaktiyle «bahçe sahipleri»ne belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi. Onlar istisna da etmiyorlardı
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 17,18. Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (“İnşaallah” demiyorlardı.)
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Bir istisna da yapmıyorlardı
- **Hasan Basri Çantay Meali:** (Bu babda) istisna da yapmıyorlardı.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** (İnşâallah diyerek) istisnâ da yapmıyorlardı.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** İstisna da yapmıyorlaradı, (İnşaallah demiyorlardı).
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Bir istisnada da bulunmuyorlardı.
- **Ümit Şimşek Meali:** Bir istisna da yapmamışlardı.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** But made no reservation, ("If it be Allah.s Will").

### 19. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Onlar henüz uykudayken Rabbin katından gelen kuşatıcı bir âfet o bahçeyi sarıverdi.
- **Diyanet Vakfı Meali:** 19, 20. Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de, bahçe kapkara kesildi.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 19,20. Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Derken ona rabbından bir dolaşan dolaşıvermişti onlar uyuyorlardı
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Halbuki onlar uyurlarken hemen Rabbinden (gönderilen) dolaşıcı bir belâ onu sardı da.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Fakat onlar, (henüz) uykuda olan kimseler iken, Rabbinden bir dolaşıcı (ateş, geceleyin) orayı (o bahçeyi) sarıverdi.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Bir de onlar uyurlarken, o bahçe üzerine Rabbinden bir belâ indi de,
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Derken onlar uykuda iken o bostanın üzerine Rabbin tarafından bir azap (beliyye) dolaşıverdi.
- **Ümit Şimşek Meali:** Onlar uyurken Rabbin tarafından bir âfet orayı kuşatıverdi.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Then there came on the (garden) a visitation from thy Lord, (which swept away) all around, while they were asleep.

### 20. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Sarıverdi de, bahçe tamâmen yanarak simsiyah bir kül yığını hâline dönüverdi.
- **Diyanet Vakfı Meali:** 19, 20. Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de, bahçe kapkara kesildi.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 19,20. Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Bahçe simsiyah kesiliverdi.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Sabaha kadar o bağ sırıma dönüvermişti
- **Hasan Basri Çantay Meali:** (O bağçe) simsiyah kesiliverdi.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Derken (bahçe tamâmen yanarak) kapkara kesildi.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** O bahçe, kapkara kesiliverdi, (kökünden yandı gitti).
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Artık o bostan yanarak simsiyah kesilmiş gibi bir hale dönüverdi.
- **Ümit Şimşek Meali:** Bağ simsiyah küle döndü.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** So the (garden) became, by the morning, like a dark and desolate spot, (whose fruit had been gathered).

### 21. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Sabahleyin, olup bitenden habersiz birbirlerine seslendiler:
- **Diyanet Vakfı Meali:** 21, 22. (Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken: Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin! diye birbirlerine seslendiler.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 21,22. Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** 21,22. Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler
- **Hasan Basri Çantay Meali:** İşte sabaha karşı birbirlerini çağırdılar.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** 21,22. Nihâyet sabaha ulaşan kimseler iken: “Eğer (bahçenizi) devşirecek olanlarsanız, erkenden mahsûlünüzün başına gidin!” diye birbirlerine seslendiler.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Derken sabahladıkları vakit bir birlerine seslendiler.
- **Ümit Şimşek Meali:** Sabah olduğunda seslendiler:
- **Yusuf Ali (English) Meali:** As the morning broke, they called out, one to another,-

### 22. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** “Haydin” dediler, “madem devşireceksiniz, erkenden ekinini­zin başına gidin!”
- **Diyanet Vakfı Meali:** 21, 22. (Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken: Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin! diye birbirlerine seslendiler.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 21,22. Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** 21,22. Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Haydin kesecekseniz harsinize (kültürünüze) irkence koşun dediler
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Devşirecekseniz erkence mahsulünüzü (devşirmiye) çıkın» diye.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** 21,22. Nihâyet sabaha ulaşan kimseler iken: “Eğer (bahçenizi) devşirecek olanlarsanız, erkenden mahsûlünüzün başına gidin!” diye birbirlerine seslendiler.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** “Haydin devşirecekseniz, ürününüzü toplamaya erken çıkın!”
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** «Eğer kesip devşirecek iseniz (bostanınıza) sabahleyin erken varınız.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Devşirecekseniz, erkenden ürününüzün başına geçin.”
- **Yusuf Ali (English) Meali:** "Go ye to your tilth (betimes) in the morning, if ye would gather the fruits."

### 23. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Hemen yola koyuldular. Bir yandan da aralarında fısıldaşı­yorlardı:
- **Diyanet Vakfı Meali:** 23, 24. Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! diye fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 23,24. "Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** 23,24. Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı:
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Derken onlar aralarında fısıldaşarak gitdiler:
- **Hayrat Neşriyat Meali:** 23,24. “Sakın, bugün orada bir fakir yanınıza sokulmasın!” diye kendi aralarında gizli gizli konuşarak hemen gittiler.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Hemen fırladılar; aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Artık aralarında gizlice söyleşerek gidiverdiler.
- **Ümit Şimşek Meali:** Giderken fısıldaşıyorlardı:
- **Yusuf Ali (English) Meali:** So they departed, conversing in secret low tones, (saying)-

### 24. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** “Aman ha” diyorlardı, “bugün orada fakir makir kimse yanı­nıza sokulmasın!”
- **Diyanet Vakfı Meali:** 23, 24. Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! diye fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 23,24. "Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** 23,24. Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Sakın bu gün aranıza bir miskîn sokulmasın diyorlardı
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Sakın bugün karşınıza hiçbir yoksul (çıkıb) oraya girmesin» diye.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** 23,24. “Sakın, bugün orada bir fakir yanınıza sokulmasın!” diye kendi aralarında gizli gizli konuşarak hemen gittiler.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** “Bugün bağınıza bir miskin sokulmasın.”
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** «Sakın bugün aranızda bir yoksul o bostana girivermesin,» diyorlardı.
- **Ümit Şimşek Meali:** “Sakın yanınıza bir yoksul sokulmasın” diye.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** "Let not a single indigent person break in upon you into the (garden) this day."

### 25. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Yoksulları yardımdan mahrum bırakma kararlılığı içinde ve ürünleri toplayacaklarından da emin olarak erkenden çıkıp gittiler.
- **Diyanet Vakfı Meali:** (Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği hâlde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Sırf bir men'a gücleri yeterek erkenden gittiler
- **Hasan Basri Çantay Meali:** (Fakirleri) men'e (sanki) gücleri yetecek adamlar tavriyle erkenden gitdiler.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Hâlbuki (fakirlere yardıma) güçleri yeten kişiler oldukları hâlde, (onları yardımdan)mahrûm etmek üzere erkenden gittiler.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Hem zanlarınca, miskinleri mahrum etmeğe güçleri yeterek erkenden gittiler...
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Ve yoksulları men'e kâdir oldukları halde erkenden gidiverdiler.
- **Ümit Şimşek Meali:** Erkenden vardılar, yoksula engel olmak ellerindeymiş gibi.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** And they opened the morning, strong in an (unjust) resolve.

### 26. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Ama bağın küle dönmüş hâlini görünce apışıp kaldılar: “Gâliba biz yolumuzu şaşırdık, yanlış yere geldik!” dediler.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 26,27. Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler .
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Vakta ki o bağı gördüler, biz, dediler: her halde yanlış gelmişiz
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Fakat onu (bu halde) görüverince dediler ki: «Her halde biz yanlış gelenleriz».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Fakat orayı (bahçeyi o perişan hâlde) gördüklerinde: “Muhakkak biz, elbette(bahçesinin yolunu) şaşıran kimseleriz (her hâlde yanlış yere geldik!)” dediler.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Vakta ki o bahçeyi (böyle yanmış kapkara) gördüler : “-Biz, herhalde yanlış gelmişiz.” dediler.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Vaktâ ki o bostanlarını (o halde) gördüler, dediler ki: «Şüphe yok bizler elbette sapık kimseleriz.
- **Ümit Şimşek Meali:** Bir de ne görsünler! “Herhalde biz yanlış geldik” dediler.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** But when they saw the (garden), they said: "We have surely lost our way:

### 27. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Çok geçmeden gerçeği anladılar: “Yoo, doğrusu biz felâkete uğradık, mahsulümüz elden gitti!” diye feryat ettiler.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** 26,27. Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** (Gerçeği anlayınca da), “Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!” dediler.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Yok biz mahrum edilmişiz
- **Hasan Basri Çantay Meali:** (Sonra hakıykatı anlayınca da) «Hayır, biz mahrum (kalmış) larız».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** (Kendi bahçeleri olduğunu kabûllenince de:) “Hayır! (O fakirler değil, asıl) biz (bu ni'metten) mahrum bırakılmış kimseleriz!” (dediler.)
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** (Etrafa bakınıp kendi bahçeleri olduğunu anladıkları zaman da): “-Hayır, (bahçenin bereketinden) biz mahrum edilmişiz.” dediler.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Hayır, biz mahrum kimseleriz.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Yok, yanlış gelmedik; mahrum kaldık.”
- **Yusuf Ali (English) Meali:** "Indeed we are shut out (of the fruits of our labour)!"

### 28. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** İçlerinden en akıllı, en insaflı olanı: “Ben size Allah’ı tesbih etmenizi; O’nun kudret ve iradesine ortak olmaya kalkışmamanızı söylememiş miydim” diye uyardı.
- **Diyanet Vakfı Meali:** İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size «Rabbinizi tesbih etsenize» dememiş miydim?
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Ortancaları (en mu'tedilleri) demedim mi size: tesbîh etseydiniz
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Ortancaları: «Ben size demedim mi? (Allâhı) tenzîh etmeli değil miydiniz?» dedi.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Onların en dengeli (hayırlı) olanı: “(Ben) size, '(Rabbinizi) tesbîh etmeli değil miydiniz!' demedim mi?” dedi.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** İnsaflıları şöyle dedi: “- Ben demedim mi size, tesbîh etseydiniz? (İnşaallah deyeydiniz).”
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Orta halde bulunanları dedi ki: «Ben size, 'tesbih eder olmalı değil misiniz?' demedim mi?»
- **Ümit Şimşek Meali:** Aklı başında olanı “Ben size Allah'ı tesbih edin dememiş miydim?” dedi.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Said one of them, more just (than the rest): "Did I not say to you, ´Why not glorify ((Allah))?´"

### 29. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Bunun üzerine hatalarında ısrar etmeyip: “Rabbimizi tesbih ederiz. Doğrusu biz kendimize yazık etmişiz” dediler.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** "Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Onlar, “Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz” dediler.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Sübhansın ya rabbena! Dediler: bizler doğrusu zalimlermişiz
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Seni (tesbîh ve) tenzîh ederiz ey Rabbimiz. Hakıykaten biz zaalimlermişiz» dediler.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** (Onlar:) “Rabbimizi tenzîh ederiz; doğrusu biz zâlim kimselermişiz!” dediler.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Onlar: “- Seni tenzîh ederiz, Rabbimiz! Doğrusu biz zalimlermişiz.” dediler.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Dediler ki: «Ey Rabbimiz! Seni tesbih (tenzih) ederiz, muhakkak ki, biz zalim kimseler olduk.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Rabbimizi tesbih ederiz,” dediler. “Doğrusu biz kendimize yazık etmişiz.”
- **Yusuf Ali (English) Meali:** They said: "Glory to our Lord! Verily we have been doing wrong!"

### 30. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Ardından kendilerini ve birbirlerini kınamaya başladılar:
- **Diyanet Vakfı Meali:** Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Birbirlerini yermeye başladılar.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Sonra döndüler kendilerine levm ediyorlardı
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Şimdi kabahati birbirlerine yüklemiye başladı (lar).
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Sonra bazıları bazılarına dönüp birbirlerini kınamaya başladılar.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Sonra da döndüler, birbirlerine kabahat yüklemeye başladılar:
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Artık birbirlerine dönerek birbirlerini levme başladılar.
- **Ümit Şimşek Meali:** Dönüp birbirlerini suçladılar.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Then they turned, one against another, in reproach.

### 31. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz ne azgın kimselermişiz!”
- **Diyanet Vakfı Meali:** (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Yazıklar olsun bizlere, bizler doğrusu azgınlarmışız
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Yazıklar olsun bize, dediler, hakıykaten biz azgınlarmışız».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** (Nihâyet) dediler ki: “Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz azgın kimselermişiz!”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Dediler ki: “-Yazıklar olsun bizler azgınlarmışız.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Dediler ki: «Yazıklar olsun bizlere. Şüphe yok ki biz haddi tecavüz etmişler olduk.
- **Ümit Şimşek Meali:** “Eyvah bize,” dediler. “Gerçekten azgınmışız.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** They said: "Alas for us! We have indeed transgressed!

### 32. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** “Umarız ki Rabbimiz bize bu bağın yerine daha iyisini verir. Çünkü biz bundan böyle artık Rabbimize yöneliyor, O’nun hoşnutluğunu arzuluyoruz.”
- **Diyanet Vakfı Meali:** Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi(O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** "Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** “Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Ola ki rabbımız bize onun yerine daha hayırlısını vere, her halde biz bütün rağbetimizi rabbımıza çeviriyoruz
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «(Eh) Rabbimizin bize, bunun yerine, ondan daha hayırlısını vermesi me'müldür. Biz (bütün dilek ve isteklerimizi artık) gerçekden Rabbimize çevirenleriz».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** “Olur ki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha hayırlısını verir. Şübhesiz biz,(artık) Rabbimize (O'nun rızâsına) yönelenleriz!”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Umulur ki Rabbimiz, bize, onun yerine daha hayırlısını verir. Muhakkak biz, Rabbimizden hayır istiyenleriz.”
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Umulur ki Rabbimiz bize ondan daha hayırlısını bedel olarak verir, şüphe yok ki biz teveccüh edip Rabbimizin affını rica edenleriz.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Ama bakarsın, Rabbimiz bunun yerine daha iyisini bize verir. Biz artık Rabbimize yöneliyoruz.”
- **Yusuf Ali (English) Meali:** "It may be that our Lord will give us in exchange a better (garden) than this: for we do turn to Him (in repentance)!"

### 33. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
- **Diyanet Vakfı Meali:** İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** İşte böyledir azâb, ve elbette Âhıret azâbı daha büyüktür, fakat bilselerdi
- **Hasan Basri Çantay Meali:** İşte azâb böyledir. Ahiret azâbı ise elbet daha büyükdür. (Bunu) bilselerdi...
- **Hayrat Neşriyat Meali:** İşte azab böyledir! Elbette âhiret azâbı ise daha büyüktür! Keşke bilselerdi!
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** İşte böyledir azab... Ahiret azabı ise, daha büyüktür; eğer bunu bilseler, (sakınırlardı).
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** İşte azap böylecedir ve muhakkak ki, ahiret azabı daha büyüktür, eğer bilselerdi.
- **Ümit Şimşek Meali:** İşte azap böyledir. Âhiret azabı daha da büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı!
- **Yusuf Ali (English) Meali:** Such is the Punishment (in this life); but greater is the Punishment in the Hereafter,- if only they knew!

## Tefsir (17-33. ayetler)

### Ömer Çelik Tefsiri

“Bahçe sahipleri” kıssasında anlatılan esas mevzu, Allah’a karşı nankörlük yapan, malını hayır yolarında harcamaktan sakınan, fakirlerin ve yoksulların hakkını vermeyen kimselerin akıbetini beyândır. Bu kıssada dinleyicilerin veya seyircilerin ilgilerini çekecek pek canlı sahneler dikkatlere sunulmaktadır:


Birinci sahne: Bu sahnede “bahçe sahipleri”nden söz edilmektedir. Bununla ilgili bilinen rivayetlerin özeti şudur: Yemen’de San’a’ya yakın Savran denilen yerde sâlih bir adamın güzel bir bağı vardı. Ona iyi bakar, ondan fakirlerin ve yoksulların hakkını verirdi. Derken adam vefat etti. Bu bağ da çocuklarına kaldı. Onlar ise insanların ondan faydalanmasına engel oldular ve üzerlerine düşen Allah hakkını ödemediler. Neticesi de Allah Teâlâ’nın haber verdiği cezaya uğradılar. (bk. Fahreddin er-Râzî, *Mefâtîhu’l-gayb,* XXX, 77)


Şimdi karşımızda bahçe sahipleri var. Bunlar bir takım basit ve bedevi ruhlu insanlar. Düşünce ve hareketleri bakımından sade ve saf köylü takımına benziyorlar. Bunlar bu vasıflarıyla, ruh yapıları henüz çok fazla karmaşık olmayan, yaşantıları sade ve iptidai bir yapıya sahip olan Mekke müşriklerini yansıtıyorlar. Belli ki bunların devşirilmeye hazır bir bahçeleri var. Bu bahçe hakkında aralarında fısıldaşıyorlar, gizli gizli konuşuyorlar. Babalarının yaptığı gibi fakirlere bir pay ayırmayı hiç düşünmüyorlar: “Yarın muhakkak bahçemize gidelim, onu devşirelim, fakirlere de haber vermeyelim” diyorlar. Allah’ı da hiç hesaba katmıyorlar, “İnşâallah: Allah dilerse, Allah nasib ederse” de demiyorlar. Veya bahçenin bütün ürününü sadece kendileri için devşirmeyi planlayıp, fakirlerin haklarını istisna etmiyorlar. Sabahleyin yapacakları işlerini böylece kararlaştırdıktan sonra uykuya dalıyorlar. Onları şimdi, her gafil kimsenin yaptığı gibi, Allah’tan ve O’nun azabından emniyet içinde horul horul uyur halde seyrediyoruz.


İkinci sahne: Onlar uyumaya devam ediyorlar ama Allah Teâlâ uyanık bulunmaktadır. Onu asla bir uyku ve uyuklamanın tutması mümkün değildir. Allah Teâlâ onların, akşam yatmadan önce aralarında yaptıkları konuşmadan ve verdikleri karardan hoşnut olmuyor. Bilakis onlara gazap buyurarak geceleyin bir afetle bahçelerini yakıp yok etmeyi murad ediyor. Şüphesiz O, murad ettiği her şeyi yapmağa kadirdir: Vakit gece ve biz o güzelim bahçenin yanındayız. Görebildiğimiz kadar onu görüyoruz. Bir de bakıyoruz bahçeye bir afet geliveriyor. Bahçenin bulunduğu vadiden bir ateş çıkıyor ve bahçenin her tarafını sararak kökünden yakıp kavuruyor. Biz şimdi o bahçenin meyveleri kesilmiş, mahsulatı biçilmiş, her şeyi yanıp simsiyah olmuş, hiçbir faydası olmayan kumluk bir araziye döndüğünü yakînen görüyor ve biliyoruz. Ama bahçe sahipleri... Onların bu olup bitenlerden haberleri yok. Bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Etsinler bakalım sonuç ne olacak?


Üçüncü sahne: Evet, gece sona eriyor, sabah oluyor. Adamlar uykularından uyanıyorlar. Gözlerini ovuştura ovuştura yataklarından kalkıyorlar. Yatarken verdikleri kararlarında bir değişiklik yok. Bilakis azimleri daha da bilenmiş. Uyku faslından sonra yorgunlukları gitmiş; dinçlikleri ve neş’eleri de yerinde. Birbirlerine sesleniyorlar: “Eğer mahsullerinizi devşirecekseniz erkence koşun!” Mahsullerin kendilerine ait olduğunu sanıyorlar ve ona doğru düşman üzerine gider gibi hırsla gitmeyi planlıyorlar. Hemen yerlerinden fırlıyorlar. Şimdi onların, bahçelerine doğru hızlı adımlarla koşar gibi yürüdüklerini görüyoruz. Yürürken de aralarında fısıl fısıl bir şeyler konuştuklarını hissediyoruz. Ama ne konuştuklarını anlamak pek zor. Kimse duymasın diye seslerini kıskanır bir şekilde oldukça yavaş konuşuyorlar. Biz de onların ne konuştuklarını anlamak için sözlerine kulak kesiliyoruz. Nihayet anlıyoruz ki şöyle diyorlar: “Sakın bu gün karşınıza hiçbir yoksul çıkıp, oraya girmesin!” Onlar kendi zanlarınca fakirleri o bahçenin hayrından men edebilecekleri umuduyla, “biz bu bağı devşirmeye ve fakirlere vermemeğe kadiriz” diyerek hızlı ve neş’eli bir şekilde çekip gidiyorlar. Halbuki güçleri ancak kendilerini hayırdan engellemeye yetiyordu. Fakat bunu yakında bileceklerdi.


Dördüncü sahne: Şimdi biz, o bahçe sahiplerinin bilmedikleri şeyi biliyoruz. Evet biz, gecenin karanlığında uzanan o gizli ve görünmez eli gördük. Bahçenin bütün meyvelerini yok ettiğini seyrettik. O korkunç ve soluk kesici kudret elinin birdenbire meyveleri kökünden kesip attığını gördük. Adamlar hırsla ve inatla yürüyorlar. Nihayet bahçelerinin yanına ulaşıyorlar: O da ne!... Yanmış, simsiyah kesilmiş bir arazi! Şaşırıp kalıyorlar. Öncelikle: “Bizim meyve yüklü bahçemiz bu olmasa gerek. Yolu yitirdik, yanlış geldik herhalde!” diyorlar. Sonra dönüp iyice bakıyorlar. Hayır, hayır! Yanlış gelmemişlerdi, yolu da şaşırmamışlardı. Fakat bahçeleri yanıp kül olmuştu. Böylece mahrum bırakıldıklarını; fakirler hakkında kurdukları hile ve oyunlarının kötü akıbetine uğradıklarını iyice anlıyorlar. Hayalleri suya düşüyor, ümitleri kesilip ye’se kapılıyorlar. Son derece pişman oluyorlar. Biz de onların pişmanlıklarını izliyoruz.


Beşinci sahne: Bu kişilerin arasında aklı erer insaflı biri var. Belli ki o, bunların görüşünde değil. Fakat görüşünde yalnız olunca onlara uymak zorunda kaldı. Dolayısıyla onların başlarına gelen bunun başına da geldi. Bu adam onlara önceden nasihat ettiğini: “Tesbih etse idiniz! Allah Teâlâ’nın yüceliğini taNisânız, O’nun noksandan münezzeh bir sübhân bulunduğunu, hâkimiyetini kimseye vermeyeceğini, alçaklığı, haksızlığı, tahakkümü sevmediğini bilseniz, hakkı gözetseniz, istisna yapsanız da istibdada sapmasanız” dediğini anlıyoruz. Fakat o zaman onu dinlememişler, bildiklerini yapmışlar, Allah da onlara bildiğini yapmıştır. Fakat o zat şimdi, daha önce onlara söylediklerini yeniden hatırlatarak intibaha gelmelerini arzu ediyor. Öyle de oluyor. Bakıyoruz adamlar felaketi gördükten sonra, akıllılarının da ikazıyla intibaha geliyorlar. Allah’ı tenzih ediyorlar, kendilerinin haksız olduğunu; düşüncesiz yemin, istisnayı terk ve fakirlere bakmamağa azmetmekle nefislerine yazık ettiklerini itiraf ediyorlar. Yaptıkları kusurları dile getirip birbirlerine pişmanlıklarını anlatıyorlar. Birbirlerini kınıyorlar. Nihayet şu karara varıyorlar: “Eyvahlar olsun bize! Bizler hakikaten azgınlar imişiz. Cezayı hak etmişiz. Bütün kusur bizim. Rabbimiz ise bütün kusurlardan münezzeh. Biz de O’nun kuluyuz. Böyle bir Rabbimiz varken, biz de O’nun kuluyken niçin ümidimizi keselim, niçin tevbe ile O’na yüz tutmayalım? Hatalarımız sebebiyle o bahçeyi elimizden çıkardık ise, biz ihlas ile O’na yüz tuttuğumuz takdirde O bize daha hayırlısını ve daha iyisini verebilir” diyorlar. Allah’tan daha iyi bir bahçe hatta her türlü bela ve felaketten azade olan âhiret cennetini istiyorlar. Bununla da yetinmiyorlar, bütün varlıklarıyla Allah’a yöneldiklerini; bütün rağbetlerini münhasıran O’na çevirdiklerini; sadece O’nun rızâsına ermek, bundan böyle hep O’nun için çalışmak iştiyakında olduklarını ifade ediyorlar: “Biz artık Rabbimizi, O’nun hoşnutluğunu arzuluyoruz! Verir vermez, alır almaz biz ona karışmayız. Biz ancak O’nun rızâsını isteriz” diyorlar.


Son sahne: Dünya azabı böyledir. Bilenleri, bilmek ve anlamak kabiliyetinde olanları böyle dünyada uyandırır, yola getirir, hakka teslim ettirir; daha büyük tehlikeden korunmasına ve daha büyük hayra ermesine sebep olur. Allah Teâlâ’nın bela vermesinin, acı azab ile cezalandırmasının hikmeti de budur. Âhiret azabı ise daha büyüktür. Âhiret azabı mala değil canadır. Geçici değil ebedîdir. O bir kere başa geldikten sonra intibahın faydası yoktur. İntibah arttıkça onun şiddeti artar. Âhiret azabı sondur, o tecrübeye gelmez, artık bütün tecrübeler onda tükenmiş, neticesini vermiş olur. Keşke insanlar bu gerçeği bilip uyansalar, Allah’a dönseler, O’na gerçek anlamda kulluk etseler. Bu bahçe sahiplerinin, ancak felaket geldikten sonra intibaha geldikleri gibi, bunlar böyle bir akibete uğramadan ve hatta âhiret azabıyla yüz yüze gelmeden intibaha gelseler kendileri için çok daha hayırlı olacaktır.


Çünkü:

## Bağlantılar

- [Bu sayfanın HTML sürümü](https://www.kuranvemeali.com/kalem-suresi/22-ayeti-tefsiri)
- [22. ayet meali](https://www.kuranvemeali.com/kalem-suresi/22-ayeti-meali.md)
- [17-33. ayet tefsiri](https://www.kuranvemeali.com/kalem-suresi/17-ayeti-tefsiri.md)
- [Önceki ayet (21)](https://www.kuranvemeali.com/kalem-suresi/21-ayeti-tefsiri.md)
- [Sonraki ayet (34)](https://www.kuranvemeali.com/kalem-suresi/34-ayeti-tefsiri.md)
- [Kalem Sûresi](https://www.kuranvemeali.com/kalem-suresi.md)
- [Tüm sûreler](https://www.kuranvemeali.com/llms.txt)
