---
title: "Enbiyâ Sûresi 78-80. Ayet Tefsiri"
sure: "Enbiyâ"
sure_no: 21
ayet_no: 78
url: https://www.kuranvemeali.com/enbiya-suresi/78-ayeti-tefsiri
language: tr
source: Kuran ve Meali
---

# Enbiyâ Sûresi 78. Ayet Tefsiri

> Kur'an-ı Kerim, Enbiyâ Sûresi (21. sûre), 78. ayet. Kaynak: [Kuran ve Meali](https://www.kuranvemeali.com/enbiya-suresi/78-ayeti-tefsiri)

### 78. Ayet

## Arapça

وَدَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ ف۪يهِ غَنَمُ الْقَوْمِۚ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِد۪ينَۙ

## Okunuşu

Vedâvûde vesuleymâne iż yahkumâni fî-lharśi iż nefeşet fîhi ġanemu-lkavmi vekunnâ lihukmihim şâhidîn(e)

### 79. Ayet

## Arapça

فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ

## Okunuşu

Fefehhemnâhâ suleymân(e)(c) vekullen âteynâ hukmen ve’ilmâ(en)(c) vesaḣḣarnâ me’a dâvûde-lcibâle yusebbihne ve-ttayr(a)(c) vekunnâ fâ’ilîn(e)

### 80. Ayet

## Arapça

وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْۚ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ

## Okunuşu

Ve’allemnâhu san’ate lebûsin lekum lituhsinekum min be/sikum(s) fehel entum şâkirûn(e)

## Mealler

### 78. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Dâvûd ile Süleyman’ı da hatırla. Hani onlar, bir grup insana ait koyun sürüsünün geceleyin girip ürünlerini telef ettiği bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de onların verdikleri hükme şâhit idik.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Davud ve Süleyman'ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı: bir gurup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Dâvûd ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Davud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** İsmaili de, İdrisi de, Zül'kıfli de; hepsi sabirînden Davud ile Süleymanı da, o vakit ki ikisi de hars hakkında huküm veriyorlardı, o vakıt ki ekinde geceleyin kavmin davarı yayılmıştı, biz de hukümlerine şâhid idik
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Dâvudu ve Süleymanı da (hatırla). Hani onlar ekin (yahud bağ mes'elesi) hakkında hüküm veriyorlardı. Hani kavmin davarı (geceleyin çobansız olarak ekinin, yahud bağın) içinde yayılmış (zarar yapmış) di. Onların (verdikleri) hükmün biz şâhidleri idik.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** (Ey Resûlüm!) Dâvûd'u ve Süleymân'ı da (yâd et)! Bir vakit ekin hakkında hükümveriyorlardı; hani o kavmin koyunları onun (o ekinin) içine (geceleyin) yayılmışlardı. (Biz de) onların hükmüne şâhidler idik.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Davud'u ve Süleyman'ı da hatırla. Hani onlar, ekin hakkında hüküm veriyorlardı. O vakit geceleyin, bir kavmin davarı ekin tarlasına yayılmıştı (zarar vermişti). Biz de onların verdiği hükme şahitler idik. (Rivayet edildiğine göre, bir adamın koyunları, gece vakti bir çiftçinin ekin tarlasına girmişler ve ekinleri ile bağlarını helâk etmişler. Nihayet, çiftçi zarar talebi ile Hz. Davud'un huzurunda koyun sahibi aleyhine dâva açmış. Zararın kıymeti, koyunların kıymetine denk geldiğinden, Davud A.S. koyunların ekin sahibine verilmesini emretti. Onbir yaşında olan oğlu Süleyman A.S. ise, ekin tarlasını, eski haline gelinceye kadar koyun sahibine vermeyi ve bu müddet içerisinde koyunların sütü ile yünlerinden istifade etmek üzere, koyunları da ekin sahibine vermeyi uygun buldu.)
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Ve Dâvud ile Süleyman'ı da zikret ki, onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. O vakit ki, onun için kavmin koyunları yayılmıştı. Ve Biz de onların hükümlerine şahitler olduk.
- **Ümit Şimşek Meali:** Davud ile Süleyman'a gelince, onlar da, birgün, birilerinin koyunlarından zarar görmüş bir tarla hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de onların hükmüne şahit idik.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** And remember David and Solomon, when they gave judgment in the matter of the field into which the sheep of certain people had strayed by night: We did witness their judgment.

### 79. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Biz, sözkonusu dâvada en isabetli hükmü Süleyman’a bildirdik. Zâten biz, her birine hüküm ve ilim vermiştik. Dağları ve kuşları Dâvûd’un emrine râm ettik; onunla beraber Allah’ı tesbih ediyorlardı. Gerçekten biz, dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sa­hi­biz.
- **Diyanet Vakfı Meali:** Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik.
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Derhal onu Süleymana anlattık, bununla berâber her birine bir huküm ve bir ılim vermiştik ve Davudun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı ve biz bunları yaparız
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Biz onu (n fetvasını) hemen Süleymana anlatmışdık. (Zâten) biz, her birine hüküm, ve ilim vermişdik. Dağları ve kuşları, Dâvud ile birlikde tesbîh etmek üzere, râm etmişdik. (Bütün bunları) yapanlar bizdik.
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Bunun üzerine onu (o hâdise hakkındaki hükmü) Süleymân'a anlattık. Bununla berâber her birine hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Dâvûd'la berâber tesbîh etmek üzere (ona) itaatkâr kıldık. Ve (bütün bunları) yapanlar (biz) idik.
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Biz, o meselenin hükmünü Süleymân'a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Davud ile birlikte tesbih etmek üzere, dağları ve kuşları (ona) bağlı kılmıştık. Biz (bu gibi acaib işleri peygamberlere) yapanlarız.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Onu (onun hükmünü) derhal Süleyman'a anlattık ve herbirine bir hüküm ve bir ilim ihsan ettik. Ve Dâvud'a dağları ve kuşları musahhar kıldık, onunla beraber tesbihte bulunurlardı. Ve (bunları) yapanlar olduk.
- **Ümit Şimşek Meali:** Biz onu Süleyman'a anlattık. Onların herbirine Biz hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, onunla beraber tesbih etsinler diye Davud'un emrine verdik. Bütün bunları yapan Bizdik.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** To Solomon We inspired the (right) understanding of the matter: to each (of them) We gave Judgment and Knowledge; it was Our power that made the hills and the birds celebrate Our praises with David: it was We Who did (all these things).

### 80. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** Bir de Dâvûd’a, sizi savaşın şiddeti ve silahların darbesinden koruması için zırh yapma sanatını öğrettik. Peki siz, bunca nimetler için Rabbinize gereğince şükrediyor musunuz?
- **Diyanet Vakfı Meali:** Ona, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik. Artık şükredecek misiniz?
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** Bir de Davud’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Bir de ona sizin için sizi harbinizin şiddetinden korusun diye giyecek san'atı ta'lîm etmiştik, şimdi siz şükrüne eda ediyor musunuz?
- **Hasan Basri Çantay Meali:** Biz ona sizin için, sizin muhaarebenizin şiddetinden korumak için giyecek (zırh) san'atını öğretdik. Şimdi siz (bundan dolayı) şükredenler misiniz?
- **Hayrat Neşriyat Meali:** Ona, savaşınız(ın şiddetin)den sizi korusun diye sizin için giyecek (zırh) yapma san'atını öğrettik. Şimdi siz şükreden kimseler misiniz?
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Bir de Davud'a, sizi harbin şiddetinden korumak için zırh-elbise sanatını öğrettik. şimdi siz, şükrünü yapıyor musunuz?
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** Ve sizin için, sizi savaşlarınızın şiddetinden korusun diye giyilecek zırh san'atını O'na (Hazreti Dâvud'a) tâlim ettik. Artık sizler şükrediciler misiniz?
- **Ümit Şimşek Meali:** Sizi savaşlarınızın şiddetinden koruması için zırh yapma sanatını da ona Biz öğrettik. Artık şükredecek misiniz?
- **Yusuf Ali (English) Meali:** It was We Who taught him the making of coats of mail for your benefit, to guard you from each other´s violence: will ye then be grateful?

## Tefsir (78-80. ayetler)

### Ömer Çelik Tefsiri

Hz.
Süleymân, çocukluğundan itibâren yüksek bir anlayışa sahip, çok zeki biriydi.
Bir gece, bir koyun sürüsü bir tarlayı harâb etmişti. Tarla sahipleri, Dâvûd
(a.s.)’a gelip şikâyetçi oldular. Telef olan tarla, kıymet bakımından koyun
sürüsüne müsâvî idi. Bunun üzerine Hz. Dâvûd, koyunların tarla sahibine
verilmesine hükmetti. Süleymân (a.s.), o sırada küçük yaşta olmasına rağmen:

“–Babacığım,
bir yol daha var! Koyunları tarla sahibine borç olarak verelim; sütünden ve
yününden istifade etsin. Bu arada tarlayı düzenlesin. Tarla eski hâline
gelinceye kadar koyunlar kendisinde kalsın. İşleri yoluna girince de, sürüyü
sahibine teslîm etsin!” dedi.

Dâvûd
(a.s.) bu teklifi çok beğendi ve öyle hükmetti.

Hz.
Süleymân’ın firâsetiyle alâkalı bir başka hâdiseyi de Resûlullah (s.a.s.) şöyle
anlatır:

*“…Vaktiyle
iki kadın ve beraberlerinde iki oğlan vardı. Yolda giderlerken bir kurt gelip
kadınlardan büyük olanın çocuğunu alıp götürdü. Bunun üzerine bu kadın,
arkadaşı olan küçük kadına:*

*«–Kurt,
senin çocuğunu götürdü» dedi.*

*Öbür
kadın:*

*«–Hayır,
senin çocuğunu götürdü» dedi. *

*Nihâyet
bu iki kadın, aralarında hükmetmesi için Dâvûd (a.s.)’a mürâcaat ettiler. Hz.
Dâvûd, çocuğun büyük kadına âit olduğuna hükmetti. Onlar muhâkemeden çıkıp, Hz.
Dâvûd’un oğlu Süleymân (a.s.)’a gittiler. Dâvûd (a.s.)’ın hükmünü söylediler.
Hz. Süleymân da:*

*«–Bana
bir bıçak getirin! Çocuğu bu iki kadın arasında paylaştırayım!» dedi.*

*Bunun
üzerine küçük kadın:*

*«–Aman!
Allah aşkına böyle bir şey yapma! Çocuk bu kadınındır!» dedi.*

Bunun
üzerine Süleymân (a.s.), çocuğun küçük kadına âit olduğuna hükmetti.” (Buhârî,
Enbiyâ 40; Müslim, Akdiye 20)

Çünkü
analık şefkati, evlâdının ölmesine râzı gelemezdi.

Hz.
Dâvûd da, Hz. Süleyman da birer peygamberdi. Allah onlara hüküm ve ilim
vermişti. Ancak her birinin ayrı ayrı mümeyyiz vasıfları vardı. Hz. Süleyman’a
isabetli hüküm verme konusunda bir imtiyaz bahşettiği gibi, Hz. Dâvûd’a dağları
ve kuşları emrine vermişti, onunla beraber Allah’ı tesbih ederlerdi. Dâvûd
(a.s.), tesbih ederek dağların yanından geçer, dağlar da tesbih ile ona
karşılık verirlerdi. Kuşlar da öyleydi. Başka bir rivayete göre, Hz. Dâvûd
zikir ve tesbihatta kendisinde biraz yorgunluk hissettiğinde dağlara emreder,
onlar tesbih ederlerdi. Bu hal, kendisi tesbihi özleyinceye kadar devam ederdi.

Ayrıca
Cenâb-ı Hak Dâvûd (a.s.)’a savaşlarda giyilmek üzere zırh yapma sanatını
öğretmişti. O, zırh yaparak hem ordularını düşmanlarından muhâfaza etmiş hem de
rızkını elinin emeğiyle kazanmıştır. Mülk ve siyâsî otorite sahibi, iktisâdî
imkânları bol bir peygamber olmasına rağmen, elinin emeğiyle geçinme yolunu
tercih etmiştir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

*“Hiçbir
kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın
Peygamberi Dâvûd (a.s.) da kendi elinin emeğini yerdi.”* (Buhârî,
Büyû‘ 15; Enbiyâ 37)

Hz.
Dâvûd, ilâhî yardıma nâil olmak, kendisine birçok muhâfız verilerek büyük
ordulara kumanda etmek ve heybet sahibi olmak gibi yüksek pâyelerle
güçlendirilmişti. Ayrıca peygamberlik, isâbetli görüş, kitap, şerîat, ilim,
amel, güzel konuşma ve hikmete sahip olmuştu. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

**“Biz
onun hâkimiyetini güçlendirdik; kendisine hikmet, nübüvvet, adâletle hükmetme
ve yerli yerince söz söyleme kâbiliyeti verdik.” **(Sād 38/20)****








































Hz. Süleyman’a da ayrı olarak şu lutuflarda
bulunmuştu:

## Bağlantılar

- [Bu sayfanın HTML sürümü](https://www.kuranvemeali.com/enbiya-suresi/78-ayeti-tefsiri)
- [78. ayet meali](https://www.kuranvemeali.com/enbiya-suresi/78-ayeti-meali.md)
- [78-80. ayet tefsiri](https://www.kuranvemeali.com/enbiya-suresi/78-ayeti-tefsiri.md)
- [Önceki ayet (77)](https://www.kuranvemeali.com/enbiya-suresi/77-ayeti-tefsiri.md)
- [Sonraki ayet (81)](https://www.kuranvemeali.com/enbiya-suresi/81-ayeti-tefsiri.md)
- [Enbiyâ Sûresi](https://www.kuranvemeali.com/enbiya-suresi.md)
- [Tüm sûreler](https://www.kuranvemeali.com/llms.txt)
