---
title: "Cin Sûresi 8-10. Ayet Tefsiri"
sure: "Cin"
sure_no: 72
ayet_no: 8
url: https://www.kuranvemeali.com/cin-suresi/8-ayeti-tefsiri
language: tr
source: Kuran ve Meali
---

# Cin Sûresi 8. Ayet Tefsiri

> Kur'an-ı Kerim, Cin Sûresi (72. sûre), 8. ayet. Kaynak: [Kuran ve Meali](https://www.kuranvemeali.com/cin-suresi/8-ayeti-tefsiri)

### 8. Ayet

## Arapça

وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَد۪يدًا وَشُهُبًاۙ

## Okunuşu

Ve ennâ lemesnâ-ssemâe fevecednâhâ muli-et harasen şedîden ve şuhubâ(n)

### 9. Ayet

## Arapça

وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًاۙ

## Okunuşu

Ve ennâ kunnâ nak’udu minhâ mekâ’ide lissem’(i)(s) femen yestemi’i-l-âne yecid lehu şihâben rasadâ(n)

### 10. Ayet

## Arapça

وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًاۙ

## Okunuşu

Ve ennâ lâ nedrî eşerrun urîde bimen fî-l-ardi em erâde bihim rabbuhum raşedâ(n)

## Mealler

### 8. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** “«Doğrusu biz, melekleri dinlemek için göğe yükselmek istedik. Bir de ne görelim: Orası sert ve güçlü bekçilerle, alev fışkırtan mermilerle dopdolu.»
- **Diyanet Vakfı Meali:** Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** "Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle (ışınlarla) doldurulmuş bulduk."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** “Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** (Cinler, dediler ki): "Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk."
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Ve doğrusu biz o Semayı yokladık da onu öyle bulduk ki şiddetli muhafızlar ve şihablarla doldurulmuş
- **Hasan Basri Çantay Meali:** (Cin devamla:) «Biz ciddî bir suretde göğe erişmek istedik. Fakat onu sert bekçilerle ve (yakıcı) şihablarla doldurulmuş bulduk».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** “Doğrusu biz, (melâikeleri dinlemek için) göğe dokunduk (orayı yokladık) da onu(artık), kuvvetli bekçiler ve alevli yıldızlarla doldurulmuş bulduk.”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Doğrusu biz (cinler topluluğu, meleklerin sözünü dinlemek için) semayı yokladık da, onu (meleklerden ibaret) çok kuvvetli bekçiler ve şihaplarla (akan yakıcı yıldızlarla) doldurulmuş bulduk.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** «Ve muhakkak ki, biz göze dokundukta hemen onu şiddetli bekçiler ile ve şihaplar ile doldurulmuş bulduk.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Biz göğü yokladık; fakat onu güçlü bekçiler ve alevlerle dolu bulduk.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** ´And we pried into the secrets of heaven; but we found it filled with stern guards and flaming fires.

### 9. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** «Oysa önceleri biz, haber dinlemek için orada oturacak yerler bulup otururduk. Fakat şimdi, Kur’an inmeye başladıktan sonra, artık kim göğe çıkıp melekleri dinlemeye kalksa, kendisini gözetleyen bir alev topuyla karşılaşıyor!»
- **Diyanet Vakfı Meali:** Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor.
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** "Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** “Hâlbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** "Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor."
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Ve doğrusu biz ondan dinlemek için ba'zî mevkı'lere otururduk, fakat şimdi her kim dinliyecek olursa onun için gözeten bir şihab buluyor
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Halbuki hakıykaten biz (bundan evvel haber) dinlemek için onun ba'zı kısımlarında oturacak yerler (bulub) oturuyorduk. Fakat şimdi kim dinleyecek olursa kendisini gözetib duran bir şihab (karşısında) bulunuyor».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** “Hâlbuki şübhesiz biz, (peygamberin gönderilmesinden önce) ondan oturulacak yerlerde (semâvât ehlini) dinlemek için otururduk. Fakat şimdi kim dinlemeye kalksa,(karşısında) kendisini (helâk etmek üzere) gözetleyen bir alev buluyor!”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Halbuki biz (Peygamberin gönderilmesinden önce) haber dinlemek için göğün bazı (bekçilerden boş) yerlerine otururduk; fakat şimdi, kim dinleyecek olursa, kendisini gözetleyen bir şihap (yakıcı bir yıldız) buluyor.
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** «Ve hakikaten biz dinlemek için ondan oturulacak yerlerde oturuyorduk. Fakat şimdi kim dinleyecek olursa onun için bir gözetici şihap buluyor.»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Önceden, haber dinlemek için orada oturacak yerler bulup otururduk. Şimdi kim birşey dinlemeye kalksa, kendisini gözetleyen bir alev bulur.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** ´We used, indeed, to sit there in (hidden) stations, to (steal) a hearing; but any who listen now will find a flaming fire watching him in ambush.

### 10. Ayet Mealleri

- **Ömer Çelik Meali:** «Göğün böyle sıkı denetim altına alınmasıyla yeryüzü ahâlisi için bir kötülük mü kastedilmiştir, yoksa Rableri onlar için bir iyilik mi dilemiştir; onu biz bilemiyoruz?»
- **Diyanet Vakfı Meali:** Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?
- **Diyanet İşleri (Eski) Meali:** "Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz."
- **Diyanet İşleri (Yeni) Meali:** “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”
- **Elmalılı Hamdi Yazır Meali:** "Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?"
- **Elmalılı Meali (Orjinal) Meali:** Ve doğrusu biz bilmeyiz o Arzdaki kimselere bir şer mi irade edilmiştir, yoksa rabları onlara bir hayır mı murad etmiştir
- **Hasan Basri Çantay Meali:** «Doğrusu biz yerdeki kişilere şer mi murad ediliyor, yoksa Rableri onlar için bir hayır mı irâde ediyor, bilmiyormuşuz».
- **Hayrat Neşriyat Meali:** “Ve gerçekten biz bilmiyoruz, (bununla) yeryüzünde bulunan kimselere bir kötülük mü (yapılmak) istenildi, yoksa Rableri onlara bir iyilik mi diledi?”
- **Ali Fikri Yavuz Meali:** Doğrusu biz bilmeyiz; o arzdaki kimselere bir fenalık mı istenmiştir; yoksa Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir?
- **Ömer Nasuhi Bilmen Meali:** «Ve doğrusu biz bilmiyoruz ki, yerde bulunanlar için bir şer mi murad edilmiştir, yoksa onlar için Rableri bir doğruluk mu irâde buyurmuştur?»
- **Ümit Şimşek Meali:** “Bununla yeryüzü ahalisi için bir kötülük mü kastedilmiştir, yoksa Rableri onlar için iyilik mi dilemiştir; onu biz bilemeyiz.
- **Yusuf Ali (English) Meali:** ´And we understand not whether ill is intended to those on earth, or whether their Lord (really) intends to guide them to right conduct.

## Tefsir (8-10. ayetler)

### Ömer Çelik Tefsiri

Cinler
daha önceleri göklere çıkıyor, orada oturabilecekleri boş yerler bulup bir
kısım gök haberlerini dinleyebiliyorlardı. Meleklerin kendi aralarında geçen
konuşmalardan bazı şeyler çalıyor, insanları aldatmak ve bozgunculuk yapmak
üzere çaldıkları haberlere pek çok yalan katıp bunu dostlarına
ulaştırıyorlardı. Fakat Peygamberimiz (s.a.s.) gönderilip Kur’an inmeye
başladıktan sonra artık bir daha önceki oturmuş oldukları yerlere oturma ve gök
haberlerini dinleme imkânları kalmadı. Bunun asıl sebebi, cin ve şeytanların
Kur’an vahyine müdahalesini engellemek ve vahyin sağlıklı, arı duru,
tertemiz bir şekilde Peygamber’e
ulaşmasını sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Cenâb-ı Hak onlara gök kapılarını
kapattı. Bundan böyle, oraya yükselip bir şey çalmaya teşebbüs edenleri, son
derece güçlü ve sert bekçiler geri çevirmeye, gözetleyici şihaplar ve ateş
huzmeleri onları yakalayıp etkisiz hale getirmeye başladılar. (bk. Hicr
15/17-18; Sâffât 37/7-10)



Önceleri
gelecekle ilgili tahminler yürüten cinler, bu mühim hâdise üzerine ölçülü
davranmaya başlamışlar, bunun, yeryüzünde yaşayanlar için bir kötülük mü
getireceği, yahut Allah Teâlâ’nın bununla onlar için bir iyilik mi dilediği
hususunu Allah’a havale etmişlerdir. Bunu yaparken de, mü’mine yakışan bir
edeple, “iyiliği Allah’a nispet ederken, kötülüğü O’na nispet etmekten uzak
durmuşlardır.” Bu ve benzeri âyetlerden hareketle, kulun Allah’a karşı
gözetmesi gereken edepte:



اَلْخَيْرُ
كُلُّهُ مِنْكَ وَ الشَّرُّ لَا يُنْسَبُ اِلَيْكَ



*(el-Hayru kulluhû minke veşşerru lâ yünsebu ileyke)*



“Bütün iyilikler
sendendir. Fakat, yaratanı sen olmakla birlikte kötülükler sana nispet edilmez”
kaidesi benimsenmiştir.



Buradan itibaren cinler, toplum olarak kendi
durumları hakkında bilgi verirler:

## Bağlantılar

- [Bu sayfanın HTML sürümü](https://www.kuranvemeali.com/cin-suresi/8-ayeti-tefsiri)
- [8. ayet meali](https://www.kuranvemeali.com/cin-suresi/8-ayeti-meali.md)
- [8-10. ayet tefsiri](https://www.kuranvemeali.com/cin-suresi/8-ayeti-tefsiri.md)
- [Önceki ayet (7)](https://www.kuranvemeali.com/cin-suresi/7-ayeti-tefsiri.md)
- [Sonraki ayet (11)](https://www.kuranvemeali.com/cin-suresi/11-ayeti-tefsiri.md)
- [Cin Sûresi](https://www.kuranvemeali.com/cin-suresi.md)
- [Tüm sûreler](https://www.kuranvemeali.com/llms.txt)
